|
  Kıbrıs'ta Rumlar Türklere baskı ve zulüm yapıyorlardı. Kıbrıslı Türkler Anavatan'dan yardım bekliyor, fakat Türkiye'deki hükümetler gereken duyarlılığı göstermiyorlardı. CHP hükümette olduğu sırada Başbakan İsmet İnönü idi. Rumlar yine azmışlardı ve katliama girişmişlerdi. Bir doktorumuzu, eşini ve üç çocuğunu doğrayarak öldürmüşlerdi. Meclisler birleşik olarak toplanıp Kıbrıs'a asker çıkarma izni verdiği halde yine kesin çözüm olmadı. Çünkü; yabancı devletler, yarı rica yarı tehdit zamanın İnönü hükümetini kesin netice almaktan alıkoydu. Süleyman Demirel tek başına iktidarda iken de Makarios'un karşısında İnönü hükümetinin durumuna düşmekten kurtulamadı. Kıbrıs meselesi Milli Güvenlik Kurulunda müzakere edilirken MSP li İçişleri Bakanı Oğuzhan Asiltürk konuyla ilgili söz alarak şöyle diyor: "Kıbrıs'taki bu vahim durum karşısında biz derhal adaya çıkartma yapıp Yeşil Hattı tutmalıyız. Başka çare yok." Bunun üzerine Cumhurbaşkanı Fahri Korutürk, Oğuzhan Bey'e şöyle diyor: "Sayın İçişleri Bakanı ne dediğinizin farkında mısınız?" Oğuzhan Bey, cevaben: "Tabii farkındayım Sayın Cumhurbaşkanımız. Bizim milletimiz, bizim ordumuz bundan daha güç işleri başarmıştır. Bu çıkartmayı da kolayca başarmaması için hiç bir sebep yoktur." diyor. Bu müzakerede hazır bulunan Başbakan Bülent Ecevit ve Başbakan Yardımcısı Necmettin Erbakan da söz alarak görüşlerini belirtmeye çalıştılar. 15.7.1974 tarihinde Kıbrıs’ta Samson adlı bir eşkiyanın Makarios’ a karşı giriştiği darbe sonrasında yeniden soydaşlarımız öldürülmeye başlanmış ve göçlere mecbur bırakılmıştı. Bu olaylar üzerine Türk hükümeti (MSP-CHP ) hareketlenmiştir. 1974 Barış Harekatının oluşması, karar altına alınması ve çıkarma yapılması MSP ekibinin ezici baskısı sonucu olduğu halde, başarının CHP’ye mal edilmesi gayretlerine doğrusu şaşmamak mümkün değildir.
CHP zihniyeti defalarca iktidar olmuş, İsmet paşa bile böyle bir çıkarma cesaretinde bulunamamıştır. Ne oldu da MSP–CHP koalisyonu döneminde bu harekata tevessül edildi? Ne olduğunu bazı mihraklar gizlese de, sayın Orgeneral Kemal Yamak “Gölgede kalan izler ve gölgeleşen bizler” adlı eserinde hakkı teslim noktasında adil davranmasa da, güneş balçıkla sıvanmaz. Zira; Kıbrıs Barış Harekatı ve harekat sonrası I ve II. Cenevre konferanslarında bulunan bir parlamenter olarak cereyan eden olayların anlatıldığı gibi olmadığını bilmekteyiz. Şöyle ki; Önce, Kıbrıs’ta 14 Temmuz 1974 tarihinde “Samson”, Kıbrıs’ın lideri durumunda bulunan Makarios’ a karşı bir harekata girişmiş ve adanın Yunanistan’a ilhak provası yapılmıştı. O tarihte sayın Ecevit Afyon’da yurt gezisinde idi. Ankara’da MSP – CHP hükümeti vardı. 24 kişilik hükümetin 8 üyesi Milli Selamet Partisine, gerisi de CHP’ye aitti.
Kıbrıs’ta büyük katliamların meydana gelme ihtimaline binaen adaya müdahale zaruret haline gelmişti. Mesele hükümette masaya yatırıldı. Mevzu, Kıbrıs’a çıkarma yapılsın mı, yapılmasın mı? Yapılacaksa, bu çıkarmada garantör devletlerle birlikte mi, yoksa tek başımıza mı hareket edeceğiz? Çıkarmanın dış dünyaya tesirleri ne olacaktı ?
Meseleye stratejik ortak olarak bilinen ABD’nin tutumu ne olur? Rusya olaya nasıl bakar? Ada üzerinde hakim olma noktasında her türlü entrikanın içinde bulunan İngiltere’nin garantörlüğünü kullanıp, kullanmayacağı düşünülenlerin içinde idi. Bu suallere karşın hükümet içinde iki görüş ortaya çıktı: CHP’nin görüşü; savaştan önce tüm sulhçü yollar denenmelidir. Acele edilmemelidir. (Oysa, 14.7.1974 tarihinden itibaren Kıbrıs’ta oluk oluk soydaş kanı akıyordu) Yunan dostluğunu zedeleyecek davranışlardan kaçınılmalı, garantörlük hakkımızı tek başımıza değil, diğer iki garantör ülke ile birlikte kullanma yolları araştırılmalıdır. (Yani İngiltere ve Yunanistan ile birlikte). Bu görüş 1960’lardan bu yana Kıbrıs için düşünülen silik bir dış politikanın eseri idi. Meseleye, Amerikan ve İngiliz gözlüğü ile bakmak, şahsiyetli dış politikadan uzaktı.
Bu politika Kıbrıs meselesini çözemediği gibi, Kıbrıs’ı arapsaçına çevirmişti. 1963 katliamlarında kadın-erkek, yaşlı-genç, çocuk demeden kan dökülmüş ve subaylarımızın çocukları banyolarda öldürülmüş, her taraftan kan kokusu yükselmişti. O dönemin solcu iktidarı sadece blöf yaparak, Kıbrıs’ın üzerinde filolarımızın sortisine girişmiş, Jonshon’ un mektubu üzerine harekat durdurulmuş, Rumların döktüğü kan boşlukta kalmıştır. Sayın Süleyman Demirel’in dönemlerinde de bu neviden olaylara Kıbrıs sahne olduğu halde, Kıbrıs’ta kan durdurulamamıştır.
1974 yılında ne oldu da Türk Silahlı Kuvvetleri adaya çıkarma harekatına başladı? Daha önce çok istekli oldukları halde ordunun önü niye açılamadı? Olan şu idi: 1974 yılında Ankara hükümeti içinde MSP ve onun milli görüşü, başında da, dahi insan, başbakan yardımcısı olarak muhterem Erbakan vardı. Ecdadı serhatlarda koşturan, Viyana’dan Çaldıran’ a ulaştıran, İstanbul’u fetheden, Çanakkale’de şahlanan, istiklal harbinde bayraklaşan milli görüş hükümet ortağı idi. Hükümet içindeki müzakerelerde samimi, tutarlı, kararlı olan MSP bakanları ve MSP vardı.
Buna mukabil istikrarsız, kararsız, ürkek tavırlar içinde politika üretmeye çalışan CHP. Bildiğimiz kadarı ile CHP’nin bakanları arasında başta rahmetli Milli Savunma Bakanı H. Esat Işık ve 7 arkadaşı, çıkarmadan yana olmadıkları, Amerika’dan izinsiz böyle bir hareketin yapılması halinde Amerika’nın bizi mahvedeceği düşüncesini sergiliyorlardı. Diğer 8 üye ise tereddütler içinde olsalar bile, harekatın tek başına yapılmamasının, garantörlerle birlikte çıkarmanın yapılmasının doğru olacağı, en azından Amerika’nın icazeti ile yapılmasının elzem olduğu düşüncesinde idiler.
Müzakereler devam ettikçe sinirler gerilmeye başladı. İçişleri Bakanı Oğuzhan Asiltürk “Bu çıkarma için kimseden icazet almaya mecbur değiliz. Kendimize güvenmeli ve adada akan kanı derhal durdurmak için hemen şimdi çıkarma kararını almalıyız.” deyince, Hasan Esat Işık’ın “böyle bir karar alırsak Amerika bizi mahveder” diyerek Bakanlar Kurulu salonundan dışarıya çıktığının şahidiyiz.
CHP mensuplarının Amerika’dan aşırı korkuları eskiden beri vardı. Onun için Kıbrıs’a deva olabilecek girişimlerin içine giremiyorlardı. Milli görüş cesaretin dinamosu oldu. Hükümet üyelerini aksiyoner hale getirdi. Sonuçta, CHP’nin hükümet içindeki oy çokluğu sebebiyle, çıkarmanın, garantörlerle birlikte yapılmasını sağlamak için, politikalar üretimine geçildi. MSP’nin görüşü ise Kıbrıs’a çıkarma için garantörlük hakkımızı mutlaka kullanmalıyız. Bu hakkı kullanmak için diğer garantör devletlerin yardımına ihtiyacımız yoktur. Derhal adaya asker göndermeliyiz. Soydaşlarımızı cehennem ateşinden kurtarmalıyız.
Sayın Ecevit’in Londra dönüşünde Bakanlar Kurulu’nda neler oldu?
Sayın Ecevit’in Londra temasları mağlubiyetle sonuçlanmış ve üretmek istediği politikalar akamete uğrayarak, yurda dönmüştür. Sayın Erbakan, Başbakan vekili sıfatı ile kendisine meclis çalışmaları hakkında malumat vermiş, çıkarma birliklerini hareket ettirdiğini ilave etmiştir.
Bunun üzerine Londra’dan dönen sayın Asiltürk’ ün, “hocam, çok iyi oldu” demesi üzerine, zamanın Milli Savunma Bakanı H. Esat Işık: “sayın Asiltürk, sen ne diyorsun, alınan bu karar, yapılan bu iş mahvımıza sebebiyet verecektir. Amerika’dan izin almadan bunu yapamazsınız. Yoksa, Amerika bizi mahvedecektir.” demiş ve kurulu terk etmiştir. Başbakanlık koridorunda bağırmaya devam ettiğine biz şahidiz.
Kıbrıs’a müdahale etmemiz elzemdi. Zira, Kıbrıs sorunu, bazılarının söylediği gibi Kıbrıslıların problemi değil, ondan daha çok Türkiye’nin meselesidir.
Bu mesele, Türkiye ile Kıbrıs Türkleri için çok önemli ve müşterek bir güvenlik ve savunma meselesidir. Kıbrıs’ın elden çıkması Türkiye’nin elinin kolunun bağlanmasıdır.
Kıbrıs bu açıdan Müslüman Türk milletinin vazgeçemeyeceği stratejik ehemmiyeti haiz bir adadır. Orada soydaşlarımız yaşamakta, onların haklarını garantörlük yetkimize dayanarak korumak durumundayız. Bu durum hem tarihi vazifemiz ve hem de soydaşlık görevimizdir. 1974 Kıbrıs Barış Harekat kararının alınmasında aktif olan MSP kanadıdır. CHP içinde muhalif olanlar olduğu gibi, çekimser olanlar da vardı, mutabık kalan da.
Sonuçta adaya harekat başladı. Zorlu bir çıkarma oldu. Zira, araç gereç açısından mükemmel olduğumuz söylenemez, strateji açısından da. Zamanın Deniz Kuvvetleri Komutanı olan Kemal Kayacan’ ın, sayın Kemal Yamak’ a “Kemal paşa Kıbrıs’a gözümüz bağlı gidiyoruz. Elimizde doğru dürüst hiçbir bilgi yok.” (sh:326) dediği kitapta sabittir. Buna rağmen, Mehmetçik cesareti, manevi yapısı ve kavmi özellikleri sebebiyle en az zayiatla adaya çıkmayı başarabilmiştir. Başbakan Ecevit’in İngiltere’ye gitmesi
CHP’nin kendi düşünceleri istikametinde bir politika üretimi için sayın Bülent Ecevit, yanında Dışişleri Bakan Vekili H. Esat Işık, Oğuzhan Asiltürk, Korgeneral Haydar Saltık, Tümgeneral Hasan Sağlam ve Tümgeneral Kemal Yamak ve diğer personel ile birlikte 17.7.1974 tarihinde, saat: 17.00 sularında Londra’ya hareket etmişlerdir. Sayın Başbakan, İngiltere’yi ikna etmek, hiç değilse İngilizlerin ada üzerinde bulunan üslerini kullanmak imkanını elde etmek düşüncesinde idi.
MSP’ nin hükümet kanadı ise garantörlük hakkımızı tek taraflı kullanmanın doğru bir davranış olduğu, aksi davranış biçiminin hükümranlığımızı zedeleyeceği görüşünde idiler. Ayrıca görüşlerinin özetini şu şekilde ifade edebiliriz: İngilizlerin bu meselede ne diyeceği önemli değil, Türk milletinin ne dediği önemlidir, bu hususa dikkat etmeliyiz, garantörlük hakkımıza dayanarak, tek başımıza, vakit kaybetmeden müdahalemiz elzemdir. İngilizlerden bize fayda gelmez. Adadaki üslerinden istifade etmemize müsaade etse de, bunu oyalama vasıtası yapar. Nitekim, sayın Erbakan, sayın Ecevit’e; “Sizin Londra’dan netice almanız değil, almamanız Kıbrıs’ın hayrınadır. Zira, İngilizler oyalamada mahirdirler. Garantörlük hakkımızı kullanmak için başka garantör ülkeye müracaatımız doğru değildir. Bu hükümranlık hakkımızı zedeler. Anayasal hakkımız olan garantörlük hakkımızı derhal kullanmalıyız ve akan kanı durdurmalıyız.” diyerek, görüşlerini açıkça ortaya koymuştur.
Sayın, E. Orgeneral Kemal Yamak, hatıratının 323. sayfasında, Londra heyeti içinde sivil olarak sadece H. Esat Işık’tan söz etmekte, her ne sebeptense sn. Oğuzhan Asiltürk’ ten bahsetmemektedir. O günlerin heyecanı sonucu olsa gerek, sayın Kemal Yamak, hatıratında bahsettiği gibi hareket saatini ve hareket alanını dahi karıştırmıştır. Zira, Etimesgut yerine Esenboğa Havalimanı’na gitmiş, sayın Başbakan Yardımcısı ve vekili Erbakan, sayın Sancar, sayın Kayacan, sayın Emin Alpkaya ve ben dahil bazı parti temsilcilerinin heyeti uğurlamak için havaalanında bulunduğunu dahi hatırlayamamıştır. Başbakanın uçağı havalandıktan sonra, ayak üstü sayın Erbakan komutanlardan çıkarma hazırlıklarının ne durumda olduğunu sordular. Sayın Sancar her şey yolunda, harekat için.
Sayın Erbakan “Kıbrıs 40 mil ötede. Bizim çıkarma gemilerimizin sürati kaç mil” diye sordu. Cevap “5 mil” oldu. Sayın Erbakan “o zaman 8 saatlik bir zaman ihtiyacımız var” , cevap “evet”, sayın Erbakan “öyle ise çıkarma kararımız var, gemileri hareket ettiriniz” dediler. Başbakan vekili olarak ifade edeyim ki bu çok faydalı olacaktır.
Oysa, Kemal Yamak, hatıratının 328. sayfasında, uçağın hareketinden hemen sonraki gelişmelerden haberdar olmadığı için; “19 Temmuz 1974 günü, saatler gece yarısına doğru ilerliyor, konuşmalar sürüyor ve gelişmeler izleniyordu. Saat 23.00’e yaklaşınca rahmetli oramiral Kemal Kayacan ayağa kalkarak “sayın başbakanım, plan gereğince donanmamız 20 dakika önce hareket etti” dediğini yazmaktadır.
Belirtelim ki, heyetin Londra’dan Ankara’ya dönüşü 18.7.1974, saat 01.30 raddeleri idi. 19.7.1974, saat 23.00 raddeleri seyir emri verilmesi mümkün değil. Zira, 40 millik mesafe 8 saat içinde alınacağı hesabı ile çıkarmanın fiilen başlama saati 06.30’a denk gelmesi mümkün değildir.
Sayın Yamak, burada da yanılmakta ve başarının asıl sahiplerini her nedense gizlemektedir. Nitekim Kıbrıs Barış Harekatından sonra başarının tamamı sayın Ecevit’e mal edilmeye çalışılmış, miğferler, askeri üniformalar ona giydirilmiş, asıl muharrik güç olan, harekatın dinamosu muhterem Erbakan her nedense saf dışına itilmeye çalışmıştır. Sayın Kemal Yamak’ ın hatıratında aynı şeyi ihsas etmesi, kanaatimizce, diğer önemli bir yanılgıdır. Çünkü, Kıbrıs Barış Harekatının oluşmasının, yönlendirilmesinin akümülatörü sayın Ecevit değil, muhterem Erbakan’dır. Tüm yazım ve çizimlere rağmen bir kere daha belirtelim ki, MSP hükümette olmasaydı ve sayın Erbakan’ın istikrarlı tutumu hükümeti manupile etmemiş olsaydı barış harekatı olamazdı. Zira, 1963 tarihinde İsmet Paşa, 1965-1967 ve 1969 tarihlerinde Süleyman Demirel dönemlerinde aynı kıyımlar olduğu halde Kıbrıs’a çıkarma yapamamışlardır. Ama zaferi kazanan ordu, isim ise komutana mal edilir. Kıbrıs Barış Harekatında olduğu gibi bu düşünce ordu hiyerarşisinde doğru ise de, sivil yönetimde, hele hele koalisyon hükümetinde bu tarz düşüncenin yeri yoktur. Başarı da ortak, hezimet de. Bizde çok iyi biliyoruz ki, Kıbrıs Barış Harekatının her kademesinde, her görüşme ve müzakere sürecinde muhterem Erbakan vardır.
Diğer önemlice olan bir husus da, sayın Kemal Yamak’ ın kitabının 328. sayfa, 1. paragrafında yer alan; “O gece ( 19 Temmuz ) saat 23.00’te ayrı bir emir verilmediği takdirde, çıkarma birlikleri ve gemiler hareket edecek ve 20 Temmuz sabahı harekat başlayacaktı” ifadesidir.
Öncelikle, bir hükümetin öyle karambole gelebilecek bir tavrı onaylaması ve böyle bir karar alması düşünülemez. Diğer taraftan, bir an için düşünsek dahi, gemiler 19 Temmuz saat: 23.00 – 24.00 raddelerinde hareket etseler, 20 Temmuz sabah saat: 06.30’da menzile varamaz ve çıkarma saati olan 20 Temmuz sabah saat: 06.30’da çıkarmaya başlayamazdı. Demek ki, daha önce verilen bir emir var demektir. Zira, ilk açıklama sayın başbakan Ecevit tarafından yapıldığında, yanılmıyorsak, sabah saat:06.30 idi. 40 mil: 5 mil= 8 saate ihtiyaç var demektir. Öyle ise hareket emrinin 19.7.1974 tarihinde saat: 23.00 sularında olması mümkün değildir. Her ne ise. Tarihlerde ve saatlerde yanılmaların olması mümkündür, maksat aramıyoruz.
Askeri kademelerde KKK’na kadar gelebilmiş ve orgeneralliğe kadar yükselmiş bulunan sayın Kemal Yamak’ ın, kitabına kaynak olarak M. Ali Birant’ ın “30 sıcak gün” adlı kitabından harita alıntısı yapması, onu kitabına dercetmesi bizi cidden düşündürmüştür. ( Sh: 342-352-353 ) M. Ali Birant’ ın kitabına dercettiği haritalara sayın Yamak’ ın ulaşamaması düşünülemez. Zira, Türk Mukavemet Teşkilatından itibaren Kıbrıs’la ilgili tüm toplantılara katılan bir askerin, başkalarının kitabından harita iktibasını düşünmek bile istemiyoruz. Üstelik bahis konusu şahsın “30 sıcak gün” adlı eseri de tezatlarla, hilafı hakikat beyanlarla doludur. Kıbrıs Barış Harekatının muhtevasını M. Ali Birant’ tan öğrenecek değiliz. Zira, neticede o bir gazetecidir. O gün için heyetimizin ( I ve II. Cenevre ) çalışmalarının içine girmesi mümkün değildi, sadece yaptığımız açıklamalarla malumat sahibi olabiliyordu.
Ecevit Londra’da iken Türkiye’de neler oldu?
Sayın Ecevit, Londra’ya hareket ettikten sonra Başbakan vekili sıfatı ile sayın Erbakan adaya çıkarma kararı alma bahanesi ile ve barış harekatını kamufle için TBMM’yi toplantıya çağırmıştır. Bu bir kamuflajdı. Zira, meclisten daha önce çıkarma için karar alınmıştı. Diğer taraftan, sayın Ecevit’i Etimesgut Havaalanı’nda yolcu ettikten sonra çıkarma birliklerinin zamanında menzile varmaları noktasında kuvvet komutanları ile yaptığı görüşme sonucunda hareket emrinin verildiği, parti genel başkanları sayın Ferruh Bozbeyli ve Adalet Partisi Genel Başkanı sayın Süleyman Demirel’le görüşmeler yaptığı, muhalefetin çıkarmaya bakışları noktasında tereddütlerin bulunduğu hususunun da tespit edildiği ve hükümete aktarıldığı bilinmektedir. 14 Ağustos 1974 tarihinde geç saatlerde 2. Barış harekatını başlatmıştır.
Bir taraftan Magosa, diğer taraftan Lefke istikametinde ileri harekata başlamış bulunan Türk Silahlı Kuvvetleri, 16 Ağustos’ta biten 3 günlük bir harekat neticesinde, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin emniyetine ve ekonomik ihtiyaçlarına cevap verecek sahayı içine alan bugünkü hudutlarını çizmiştir .
Üç günlük harekat sonucunda Türk Silahlı Kuvvetleri önceden hazırlanan plan çerçevesinde Magosa-Lefkoşe-Omorfo hattını tutmayı başararak 1. Barış Harekatında ele geçirilen 130 km2lik alan 2. Barış Harekatıyla 4000 km2’yi buldu . Yunanistan’ın acil toplanma çağrısı üzerine toplanan Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin ateş-kes çağrısına taraflar 16 Ağustos saat 16:00’de uyarak harekatı durdurdular.
Kıbrıs Türk Barış Harekatının Sonuçları:
1).Ada’da Türk varlığı ve Türkiye’nin ulusal çıkarları korunmuştur .
2)Harekatla 1955-1974 yılları arasında Rum-Yunan ikilisinin baskı ve tehdidi altında yaşamakta olan Türk Halkı, kendine ait olan vatan topraklarına kavuşmuştur .
3)Yunanistan ve Rumların ENOSİS hayalleri, bu harekatla tarihe gömülmüştür.
|