İnsan yaratılmışların en şereflisidir. Diğer varlıklardan farklı olarak akıl, şuur ve irade ile donatılmış; iyiyi kötüden, doğruyu yanlıştan, faydalıyı zararlıdan, adaleti zulümden ayırt edebilme yeteneği verilmiştir.
İnsanın kendisini ifade edebilmesi, diğer insanlara faydalı olabilmesi ve kemale erebilmesi, aklını ve iradesini iyiden, güzelden, doğrudan, faydalıdan ve adaletten yana kullanması ile mümkündür. Bunun için insanların bazı reddedilmez hakları ve özgürlüklerinin olması ve bunların diğer insanların tasallutundan korunması gerekmektedir.
İnsan ayni zamanda tek başına yaşayamayan sosyal bir varlıktır. Hayatını sürdürebilmesi için tek başına karşılayamayacağı çok çeşitli ihtiyaçları vardır. Bu nedenle insan, aileden devlete kadar çeşitli sosyal ve siyasi oluşumların üyesi olmak zorundadır.
Tarih boyunca, değişik şekillerde de olsa, bir siyasi organizasyon olarak devlet, insan hayatında hep önemli bir yer işgal etmiştir.
Siyaset; meşruiyetini bireylerin hak ve özgürlüklerini koruma amacından alan, en üst siyasi organizasyon olan devlet eliyle, hak ve adalet ilkeleri çerçevesinde insanlara hizmet etme işidir.
İnsanın özlemi ise, yeryüzünün en önemli değeri olan saadet içinde yaşamaktır. Saadet, ancak sevgi ve kardeşlik, hak ve özgürlük, adalet, refah ve saygınlık ortamında gerçekleşebilir.
Bizler, görüşümüzün temeli olan sevgi, şefkat ve kardeşlikten yola çıkan insanlar olarak Saadet Partisi'nde bir araya geldik.
Amacımız, başta bu ülkede yaşayan insanlar olmak üzere, tüm insanlığın saadetidir. Bu nedenle, devleti saadetin bir engeli değil, bir aracı haline getirmek için siyaset yapmakta kararlıyız.
İnsanların saadeti için her şeyden önce beş temel şartın var olması gerekir.
Bunlar:
İnsanların saadeti için yanlışın değil doğrunun, kötü ve çirkinin değil iyinin ve güzelin, zararlının değil faydalının, zulmün değil adaletin hakim olması gerekir.
Bundan dolayı da doğrunun, iyi ve güzelin, faydalının ve adaletin hakim olması için bütün gücümüzle çalışmayı bir insanlık vecibesi olarak görüyoruz.
Bu amacımıza ulaşmak için;
Üzerinde bütün insanların mutabık kaldığı, çoğu uluslararası sözleşmelerde zikredilen ve tabii hukuka aykırı olmayan temel haklara, bütün insanlar doğuştan sahiptirler ve bu haklara dokunulamaz. Bu haklar insan onur ve haysiyetinin koruma zırhıdır.
Saadet Partisi iktidarında, tüm sosyal ve siyasî organizasyonlar, bu doğal hakların korunmasına ve kullanılabilir olmasına hizmet edecektir.
Milletimizin ve onun devleti olan Türkiye Cumhuriyeti'nin dünya milletler ailesinin eşit haklara sahip şerefli bir üyesi olması, ancak vatandaşlarının temel insan haklarının garanti altına alınmasıyla mümkündür.
Saadet Partisi, insan hakları konusunda milletimizin ve tarihinin kabul ettiği tabii hukukun ortak değerlerini ve insan hakları ortak değerlerinin belirttiği ve Evrensel İnsan Hakları Bildirgesi ve Avrupa İnsan Hakları Beyannamesindeki hususları uygun görmektedir.
Maalesef bugün Türkiye'de insan haklarını gerçek manâda garanti altına alan uygulamaların olduğunu söyleyemiyoruz.
Türkiye Cumhuriyeti hudutları içinde yaşayan herkes hür, onurlu ve haklar bakımından eşittir. Partimiz, devletin; bu ülkede yaşayan herkesin, ırkı, rengi, cinsiyeti, dili, dini, mezhebi, siyasi görüşü, sosyal menşei, serveti veya diğer herhangi bir özelliğini gözetmeden, tüm insan haklarını ve özgürlüklerini garanti altına almasını sağlamak için çalışacaktır.
Yaşama, özgür olma ve kişi güvenliği her bireyin hakkıdır. Devletin en temel görevlerinden birisi kişi güvenliğini temin etmektir.
Herkes yaşama hakkına, maddî ve mânevî varlığını koruma, sürdürme ve geliştirme hakkına sahiptir.
Hiç kimseye, zalimane, gayri insânî ve haysiyet kırıcı ceza verilemez, işkence yapılamaz; bu tip muameleler hiç kimseye uygulanamaz.
Saadet Partisi, işkence ve kötü muameleyi en büyük insanlık suçu olarak kabul eder; Türkiye'yi işkence, gözaltında ölüm, kayıplar ve faili meçhul cinayetler gibi uygulamaların olmadığı bir ülke haline getirmek için en büyük titizliği göstereceğini kamuoyuna duyurur.
Ülkemizde hiç kimsenin, özel hayatına, ailesine, meskenine ve haberleşmesine keyfi müdahalede bulunulamaz. Onuruna ve kişiliğine dokunulamaz; herkesin bu müdahale ve tecavüzlere karşı kanun ile korunmaya hakkı vardır.
Herkesin ülkede ya da ülke dışında serbestçe seyahat ve ikamet etme hakkı vardır.
Demokrasinin esas dayanağı düşünce ve ifade özgürlüğüdür. Düşünce ve düşünceyi ifade etme özgürlüğü örgütlenme hakkı, öğrenim, öğretim ve inandığı gibi yaşama hakkı demokrasinin olmazsa olmaz koşuludur. Düşünce ve ifade özgürlüğü, düşüncelerinden dolayı rahatsız edilmemek, düşünce ve bilgileri her vasıta ile aramak, elde etmek, yararlanmak ve yaymak hakkını gerektirir.
Dernek, vakıf, sendika, oda ya da siyasî parti şeklinde örgütlenme hakkı ile toplantı ve gösteri hakkı, düşünce ve ifade özgürlüğünün bir parçasıdır.
Bu nedenle Saadet Partisi, sivil toplum kuruluşlarını ve siyasî partileri, demokrasinin vazgeçilmez unsurları olarak kabul etmektedir.
Yalan haberi, iftirayı, hakareti ve şiddet çağrısı içeren beyanları, ülkenin bölünmesinin talep edilmesini, ifade özgürlüğü olarak kabul etmiyoruz. Bize göre, düşünce, ifade ve örgütlenme hakkının sınırları, yalan, iftira, hakaret, şiddet ve terördür; hiçbir düşünce ve onun ifadesi, şiddet ve teröre sebep olmadıkça kamu güvenliği ve düzenini tehdit şeklinde değerlendirilemez.
Demokratik sistemlerin vazgeçilmez unsurları olan siyasî partiler farklı görüşlere sahiptirler. Tek tip düşüncenin farklı adlarla örgütlenmesini demokrasi sayan anlayışı doğru bulmuyoruz. Farklı düşüncelere tahammülsüzlüğü ve siyasî partiler üzerindeki baskı ve kısıtlamaları, demokratik anlayışa aykırı, ilkel bir zihniyetin ürünü olarak görüyoruz.
Bu nedenle Saadet Partisi olarak, düşünceyi ifade ve örgütlenme hakkının korunması ve siyasetin önündeki tüm engellerin kaldırılması, öncelikli hedefimizdir.
İktidarımızda, habere ulaşma hakkı, yorum ve eleştiri hakkı ve yayınlama hakkı tam olarak korunacaktır. Bu hakların, basının doğru bilgilendirme ve toplum adına denetim görevini aşarak, ekonomik ve siyasî çıkar elde etme, kişilik haklarının ihlali ve insan onurunun rencide edilmesi şeklinde kullanılmasını tasvip etmiyoruz. Bunun için gerekli önlemler alınacaktır.
Elbette hak ve özgürlüklerin genel bir sınırlaması da vardır; o da başkasının hak ve özgürlüklerine tecavüz edilmesidir. Saadet Partisi, Türkiye'de hiç kimsenin haklarının başkalarının haklarını; özgürlüklerinin başkalarının özgürlüklerini; mutluluğunun başkalarının mutluluğunu ortadan kaldırma üzerine kurulamayacağını savunmaktadır. Bundan dolayı özgürlükler çatıştığı zaman sınırların adaletle çizilmesi gerektiğine inanıyoruz.
Devletin ve doğal olarak bu yapı içerisinde yer alan yasama, yürütme ve yargı erklerinin en temel görevi, en geniş anlamda insan hakları ve özgürlükleri korumak ve adaleti tesis etmektir.
Türkiye, din ve laiklik tartışmalarını artık aşmak zorundadır. Bunun için yapılacak iş, evrensel normlara göre bir laiklik tanımı ve uygulamasıdır.
Saadet Partisi, bu ülkede yaşayan herkesin din ve vicdan özgürlüğünü savunur. Herkes din, kanaat ve vicdan özgürlüğüne, ibadet ve dini vecibelerini bireysel ve toplu olarak yerine getirme hakkına sahip olmalıdır. Din, vicdan ve kanaat özgürlüğü temel insan hakları içinde yer alır. Bu hak, dinini tek başına veya topluca, açık olarak ya da özel surette, öğrenim, öğretim, tatbikat ve ibadetlerle açığa vurma ve örgütlenme özgürlüğünü de içerir. Hiç kimse din ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz; yine hiçbir kimse ve kurum, din ve kanaatler konusunda bir başkasına zorlama yapamaz.
Devlet; laikliğin gereği olarak din, inanç ve kanaat konusunda taraf olamaz. Bu nedenle devlet, herhangi bir dinin inanç, ibadet ve vecibelerini icbar eden veya bunları yasaklayan bir uygulama içinde bulunamaz. Her konuda olduğu gibi din, inanç ve kanaat konusunda da kendisi bir baskı unsuru olamayacağı gibi toplum kesimlerinden kaynaklanan baskı, dayatma ve şiddet içeren eylemleri önlemekle de yükümlüdür. Devlet, insanların din ve kanaat tercihleri ve bunların gereklerini yerine getirmeleri yolundaki engelleri ortadan kaldırır.
Laiklik, kanunların ilme, gerçeklere, akıl ve insanların tecrübelerine dayanarak yapılmasını gerektirir. Ancak laiklik, asla dinsizlik veya din karşıtlığı olarak algılanamaz; aksine laiklik, bir kimsenin genel ahlâka aykırı olmamak şartı ile inancının gereklerini özgürce yerine getirebilmesi ve devletin bu konularda kesinlikle taraf olmaması ve bu hakları korumasıdır.
Saadet Partisi, herkesin saadetini istemekte, bunun da ancak barış ve kardeşlik, hürriyet, adalet, refah ve saygınlıkla mümkün olacağının idrak etmektedir.
İnsan maddî ve manevî varlığı ile bir bütündür.
Sosyal bir varlık olan insan diğer insanlarla birlikte oluşturduğu siyâsal ve sosyal organizasyonları yönetme hakkına sahiptir.
Egemenlik, doğrudan halk oylaması yoluyla, ya da bireylerin gerçek serbest seçimler yoluyla ve eşit tanıtma şartları içinde, seçtikleri temsilcileri aracılığıyla kullanılır. Millet tarafından TBMM'ne verilen egemenliği kullanma hakkı, hiçbir kişi veya kuruma kısmen ya da tamamen devredilemez.
Bunun dışında kalan işlerle ilgili alanın düzenlenmesi, yine eşit hak ve özgürlüklerin korunması ve zarar görmemesi, nimet ve külfetlerin, görev ve yetkilerin adil dağıtılması ve paylaşılması hususunda demokratik usul ve esaslar geçerlidir.
Temel Esas, kaba kuvvetin değil, hakkın üstün tutulmasıdır.
Saadet Partisi, insan haklarına dayalı demokratik devlet yapısı için, hukukun üstünlüğünü vazgeçilmez esas olarak görür.
İnsan haklarının dokunulmazlığını temin için, tabii hukuk ve adalet ilkeleri dâhilinde, önceden anlaşılmış ve ilan edilmiş kurallara ihtiyaç vardır. Bu kurallar tüm erkleri kullananları ve tüm bireyleri bağlar. Bu kuralların insan haklarının dokunulmazlığını koruması ve herkese eşit ve adil bir şekilde uygulanması hukukun üstünlüğünü oluşturur.
Saadet Partisi; hakkı üstün tutan bir anlayışa sahiptir. Bu nedenle gücün hukukunu reddetmektedir. Biz, hukukun gücünü, hukukun üstünlüğünü savunan geleneğin temsilcileriyiz. Kaba kuvvete karşı hakkı, hukuku, adaleti savunuyoruz. Partimiz, hukuka dayalı bir düzen, hakka dayalı ilişkiler ve adaletin belirlediği paylaşım için siyaset yapar.
Saadet Partisi; siyasi hedefleri olarak belirlediği, gerçek demokrasi, insan hakları, özgürlükler, kalkınma, refah, barış ve sosyal dayanışmanın, ancak bir hukuk devletinde gerçekleşebileceğine inanmaktadır. Bu nedenle Saadet Partisi, hukukun üstünlüğünün tam bir savunucusudur.
Ülkemizde 'Hukuk Devleti' anlayışının sorunlu olduğu herkes tarafından ifade edilmektedir. Gerçek bir hukuk devleti oluşturulması için, başta Anayasa olmak üzere, yasalarda ve uygulamalarda bazı düzenlemelere ihtiyaç vardır.
Kanun devleti demek, hukuk devleti demek değildir; hukuk devleti, kanunları tabii hukuka, hakka ve adalete uygun olan devlettir.
Tabii hukuk şu dört temel hak üzerine şekillenir: Doğuştan var olan temel insan hakları, Emek harcanarak kazanılan haklar, Karşılıklı rıza ile yapılan sözleşmelerden doğan hak ve ödevler, Adaletin gereği olarak doğan haklar.
Anayasanın 2. maddesinde Cumhuriyetin nitelikleri arasında devletimiz "Sosyal Bir Hukuk Devleti" olarak tanımlanmıştır.
Devlet, halka hizmet için vardır. Sosyal devlet, halkın bütününü gözeten; hizmetlerinde tüm halkın ihtiyaçlarını karşılamayı görev sayan devlettir. Sosyal devlet, refah ve gelir dağılımı bakımından da, zümrevi ve bölgesel dengesizlikleri giderecek tedbirlere öncelik verir.
Saadet Partisi sosyal hakların elde edilmesini ve kullanılmasını, milletimizin tüm fertleri için sağlamayı görev sayar.
Ahlâk ve Maneviyat en önde yürüyen bayrağımızdır.
Ahlâkî ve manevî değerlere bağlı milletlerin büyük uygarlıklar kurduklarına, bu değerlerden uzaklaşanların ise güçlerini yitirdiklerine tarih şahittir. "Yaşanabilir bir Türkiye", "Yeniden Büyük Türkiye"nin ve "Yeni Bir Dünya"nın ancak ahlâk, mânevîyat ve adil bir düzen temeli üzerinde kurulacağına inanıyoruz. Bu nedenle Saadet Partisi olarak, güzel ahlakın kökleşmesini ve geliştirilmesini toplumsal hayatın sağlıklı bir şekilde sürdürülebilmesi ve ülke fertlerinin saadete ulaşabilmesi için zorunlu görüyoruz.
Saadet için zorunlu olan yukarıda belirtilen beş temel şart ancak "önce ahlâk ve mânevîyat " prensibi ile gerçekleşebilir.
Saadet Partisi, insanımızın özlemi olan kalkınmış, toplumun huzuru, milli dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, özgür, "Yaşanabilir bir Türkiye" ve "Yeniden Büyük Türkiye"nin kurulması için, mevcut Anayasanın, insanların temel hak ve özgürlüklerini uygulamada ortadan kaldırılmayacak ve güvence altına alacak şekilde düzenlenmesi gereğine inanmaktadır.
Bu nedenle Saadet Partisi, ülkeyi mutlu yarınlara taşıyacak ve demokrasinin temel ilkelerine, evrensel hukuk normlarına ve insan haklarına aykırı her türlü uygulamayı kesin olarak önleyecek bir Anayasanın, biran evvel yürürlüğe girmesi ve uygulamanın Anayasada yazılı esaslara uygun olarak yürütülmesi için her türlü gayreti göstermeyi temel görev sayar.
Partimiz, getireceği Anayasa değişikliği ile kuvvetler ayırımını tam olarak tesis edip yasamayı bütünüyle millet iradesine bağlı hale getirecektir.
Yine yapacağımız Anayasa değişikliği ile referandum müessesesi genişletilecek ve önemli konuların milletin oyuna sunulması sağlanacaktır.
Ayrıca, vatandaştan belli sayıda imza ile gelen tekliflerin referanduma götürülmesinin yolu açılacaktır.
Siyasi partilerin serbestçe ve demokratik kurallara bağlı olarak çalışmalarını ve seçmen iradesinin Meclis çalışmalarına tam olarak yansımasını sağlayacak yeni siyasi partiler ve seçim kanunları hazırlanacaktır.
Saadet Partisi, Türkiye'nin artık merkeziyetçi, hantal bir idari yapı ile yönetilemeyeceğine inanmaktadır.
Bundan dolayı, mevcut düzenlemeler yeterli olmadığından, Türkiye'nin, iyi düşünülmüş köklü bir idari reforma ihtiyacı vardır.
Kurumları yerli yerine koyan, şeffaf, esnek ve dinamik bir işleyişi esas alan, yerel yönetimleri güçlendiren, onlara inisiyatif veren, her aşamada demokratik denetimi işleten ve bütün bunları yaparken milletin iradesini öne çıkaran bir idari yapı ve işleyiş için, başta Anayasa olmak üzere, yasalar ve uygulamalarda değişiklik yapan bir idari reformu gerçekleştirmek ana hedefimizdir.
Bütün özerk kurum, kuruluş ve işleyiş biçimleri yeniden düzenlenecektir.
Milli Güvenlik Kurulu, savunma konusunda, siyasi iktidara danışmanlık yapan bir kurul haline dönüştürülecektir.
Tarihi ve coğrafi şartları itibari ile, barış, huzur ve adalete dayalı yeni bir dünyanın kurulmasında öncülük yapması lâzım gelen Türkiye'nin, her türlü dış etken ve baskıya karşı, siyasi, iktisadi ve teknolojik bakımdan bağımsız bir ülke olması, sadece ülkemiz halkının saadeti bakımından değil, bütün insanlığın saadeti bakımından da büyük önem taşımaktadır.
Bu sebeple, ülkemizin her yönden gerçek bağımsız bir ülke olabilmesi için yapılacak değişiklikleri ve alınması lâzım gelen tedbirlerle ilgili projeleri Hükümete sunmak üzere bir "Yüksek Bağımsızlık Kurulu" oluşturulacaktır. Bu Kurula bağlı "Teknolojik Gelişme", "Ekonomik Gelişme" ve "Siyasi Gelişme" kurulları ile Ülke ve Milletin âli menfaatleri korunacak, sömürü ve bağımlılıklar önlenecektir.
Devletin aslî görevlerinden biri kamu düzenini korumak ve iç güvenliği sağlamaktır. Bu hizmet yapılırken, insan hakları ve insan onur ve haysiyetine azami dikkat gösterilmesi esastır.
Vatandaşlarımızın can ve mal güvenliğinin sağlanması ve vatandaşlar arasında dostluk ve kardeşliğin geliştirilmesi, huzur ve güven ortamının tesis edilmesi en önemli önceliğimizdir.
Milli, manevî ve ahlâkî değerlerimiz, huzur ve barış ortamının tesisi ve devamında en önemli dayanağımızdır.
Vatanımızın bölünmezliği, milletimizin birliği, beraberliği ve kardeşliği temel esastır.
İç güvenlik hizmetlerini yürüten birimler tek çatı altında toplanacak, her türlü donanıma ve imkâna kavuşturulacaktır.
Türkiye'nin içinde bulunduğu coğrafya ve tarihsel gerçekler, kuvvetli bir savunma gücünü zorunlu kılmaktadır. Savunma gücümüzün üstünlüğünün sadece sayısal üstünlükle değil, aynı zamanda modern silâh ve üstün teknolojiye sahip araç ve gereçlerle teçhiz edilmiş, en mükemmel şekilde eğitilmiş, yüksek manevî değerlere sahip bir orduyla mümkün olabileceğine inanıyoruz.
Silahlı Kuvvetlerimizi, ülkemizi her zaman dış tehditlere ve saldırılara karşı koruyacak caydırıcı bir güç, bölgenin ve dünyanın barışı için bir teminat olarak görüyor, onun mutlak surette iç politika çekişmelerinin dışında tutulması gerektiğine inanıyoruz.
Silahlı Kuvvetlerin silâh ve teçhizatı, en üst düzeyde milli kaynaklardan karşılanarak modernize edilecek ve böylece ateş ve tesir gücü artırılacaktır. Bu yatırımlara paralel olarak asker sayısı ve askerlik süresi azaltılacaktır.
Yolsuzluk ve rüşvet olayları; aşırı bürokrasi, şeffaflıktan uzak ve demokratik denetim mekanizmalarından yoksun idari yapı, rant dağıtan devletçi ekonomik model ve materyalist anlayışı besleyen eğitim nedeniyle, maalesef ülkemizde, had safhaya ulaşmıştır. Ülkemiz yolsuzlukta, dünya sıralamalarında en üst noktalarda görülmektedir. Bu durum milletimizin onurunu zedelemektedir. Ülkedeki geri kalmışlık ve yoksulluğun en önemli nedenlerinden biri de yolsuzluklardır.
Çare, manevî ve ahlâkî değerlerimizin hayata geçirilmesi, bürokratik idari yapının ıslahı, devlet harcamalarının tümünde şeffaflığın sağlanması, yine tüm kamu harcamalarında demokratik denetim mekanizmalarının geliştirilmesi ve işletilmesidir.
Saadet Partisi, gerçekleştireceği manevî kalkınma hamlesi ve getireceği yasal düzenlemeler ve uygulamalarla, rüşvet ve yolsuzluklara son verilmesini sağlayacaktır.
Halkımıza tahakkümü değil hizmeti esas alan Partimiz, yerel yönetimlere özel bir önem vermektedir. İmkânları ve yetkiyi tüm ülkeye yayacak gerçekçi bir yerel yönetimler yasasına ihtiyaç vardır. Bu durum, toplumun kendine güvenini artıracağı gibi, kamudaki hantal işleyişi ve israfı azaltacağından ekonomiye de önemli katkılar yapacaktır.
Halen ülkemizde belediyeler müstakil olarak çalışmakta ve birbirlerinin imkânlarından yararlanamamaktadırlar. Bu durum birbirine çok yakın iki belediye arasında bile personel, araç ve kaynak israfına yol açmaktadır. Küçük belediyeler nitelikli personel ve araç konusunda sıkıntılar yaşarken, yanı başında bir il belediyesinde personel işsiz, araçlar atıl durumda bekleyebilmektedir.
Büyükşehir ve il merkez belediyeleri, İl sınırları içindeki bütün ilçe ve beldelere hizmet götürecek şekilde, yeniden düzenlenecektir.
Köylerin ve kırsal alanın hizmetleri, köy yolları dâhil, "İl Özel İdareleri" ile yeni kurulacak "İlçe Özel İdareleri" tarafından karşılanılacaktır. Köy muhtarları İlçe Özel İdarelerinin tabiî üyesi olacaklardır.
İl belediyeleri, Büyükşehir belediyeleri gibi, il sınırları içindeki tüm ilçe ve beldelerin imar, plânlama, alt yapı hizmetlerinin yapılmasından ve koordinasyondan sorumlu olacak, ilçe belediyeleri ise, ilçe sınırları içindeki tüm köylerin fizikî üst yapı ile çevre, trafik, koruyucu sağlık hizmetlerinden ve kanunla kendilerine verilen diğer hizmetlerden sorumlu olacaklardır.
Savunma, dış politika, adalet, iç güvenlik, vergi ve hizmetlerin koordinasyonu gibi genel ve zorunlu hizmetlerin dışında kalan merkezî idare görevleri, belli bir programla, illere ve mahallî idarelere devredilecektir.
İllere, yatırım ve cari giderleri için genel bütçeden pay tahsis edilecektir. Bu payın ilde sektörlere, il içi bölgelere, projelere ve işletmelere tahsisi il genel meclisi tarafından, il bütçesi olarak yapılacaktır. Uygulama ve denetim mahallinde olacaktır. Merkezî idare genel standartları belirleyecek ve genel denetim yapacaktır.
Birden fazla belediye ve ili ilgilendiren projelerde yatırım ve işletme safhasında ortak yönetimler kurulacaktır.
Belli hizmetler için, sınırlı sayıda üst seviyede idareci dışında, illerde çalışan kamu görevlileri, sözleşmeli olarak ve mahallinde çalışmak üzere istihdam edilecektir.
İl Genel Meclisleri ve Belediye Meclisleri güçlendirilecek, çalışmaları daha etkili şekilde denetlenecektir.
Yüzlerce yıl birlikte yaşayarak edindiği ve geliştirdiği ortak değerler ve yaşadığı ortak tarihiyle bu toprakları yurt edinmiş olan milletimiz, kimsenin hakkının yenmeyeceği, kimsenin çaresiz bırakılmayacağı, kimsenin horlanmayacağı bir Türkiye istiyor.
Bu ülkede herkes kanun önünde eşittir ve ayrımsız olarak hukukun eşit korumasından istifade eder.
Herkesin, uluslararası sözleşmeler, Anayasa ve yasalarla tanınan temel haklara aykırı muamelelere karşı, mahkemelere müracaat hakkı vardır. Yine herkesin, kendisine bir suç isnadı yapıldığında, tam bir eşitlik içinde, bağımsız ve tarafsız bir mahkemede, hakkaniyetle ve açık bir şekilde yargılanma hakkı vardır.
Hiç kimse keyfî olarak tutulamaz, alıkonulamaz veya sürülemez. Suç isnat edilen kişi, savunması için kendisine gerekli bütün imkânların sağlandığı açık bir yargılanma neticesinde kanunen suçlu olduğu tespit edilmedikçe masum sayılır.
Elbette ki adalet mülkün temelidir. Ne var ki, bugün ülkemizde insanımız, bir haksızlığa uğratıldığında, hakkının zamanında ve tam olarak kendisine teslim edileceğinden emin değildir. Bu durum, hukuk devleti ilkesini zedeler.
Mevzuattaki sorunların yanında, özellikle iş hacminin yoğunluğundan dolayı, ülkemizde yargının çok yavaş işlediği de bir gerçektir.
İnsanlarımız, bu yavaş işleyiş sebebi ile, hak-hukuk, alacak-borç ilişkilerinde zorlandığında, hukukun yerini alacak kabul edilemez arayışlara girmek durumunda kalmaktadır.
Bu ülkenin insanları, haklarının yenmeyeceğinden, zamanında ve tam olarak teslim edileceğinden emin olmalıdırlar. Bu, toplumsal barışın vazgeçilmez koşullarından birisidir.
Saadet Partisi, ülkenin en başta gelen ihtiyaçlarından birinin yargı reformu olduğuna inanmaktadır. Bu nedenle, iktidarımızda ilk sırada ele alacağımız konulardan birisi bu olacaktır.
Düşündüğümüz yargı reformunun temel amaçlarının başında yargı bağımsızlığı gelmektedir. Yargı bağımsızlığından, yargıçların her türlü etkiden uzak kalarak, kararlarını adil bir şekilde verebilmeleri için gerekli koşulların hazırlanmasını anlıyoruz. Siyaset ve idare, yargıya karışmamalıdır; yargının tam bağımsızlığı esas olmakla birlikte, yargının siyasallaşma ve siyaseti yönlendirme yolu da kapatılmalıdır.
Yargı bağımsızlığından söz edebilmek için yargının yürütmeden bağımsız hale getirilmesi gerekmektedir. Bu yargı erkini kullananların hiçbir yere bağımlı olmamaları anlamına gelmemelidir. Egemenliği kullanan üç unsurdan biri olan yargının da, egemenliğin asil sahibi olan millete bağlı olması gerekir; nitekim kararlarını millet adına vermektedir.
Türkiye'de, mahkemelerdeki oturuş şekli bile, iddia makamı ile savunmaya eşit davranılmadığını göstermektedir. Bu nedenle mahkeme salonlarının, savcılar ve avukatların aynı seviyede oturmalarını sağlayacak şekilde düzenlenmesi gerekir.
Yargının bağımsızlığı, tarafsızlığı ve hızlı çalışmasının temini, terfi sistemi ile yargıç sorumluluğu ve güvencesinin sağlanması için yeni çalışmalar yapılacaktır.
Bu meyanda, yargıda görev yapacak bütün personelin yetiştirilmelerine büyük önem verilecek ve görevin gerektirdiği koşullara sahip olmalarına özel bir itina gösterilecektir.
Yargıya ayrılan bütçe payı yeterli seviyeye çıkartılacak, kadro sorunları çözülecek ve yargı organlarının yüklerinin makul seviyeye indirilmesi sağlanacaktır.
Adli kolluk kurulacaktır.
Özel hukuk davaları için tahkim kurumu genişletilecektir.
Usul kanunları, mahkemelerin hızlı çalışmasını sağlayacak şekilde değiştirilecektir.
Sivillerin askeri mahkemelerde yargılanmasına son verilecektir.
Yargı hatalarının azaltılması için, genel mahkemeler arasında, ihtisaslaşmayı sağlayacak tedbirler alınacaktır.
İstinaf mahkemeleri kurulacaktır.
Saadet Partisi iktidarında "İnsan Hakları Mahkemeleri" kurulacak ve insan hakları ihlalleri bu mahkemeler tarafından ele alınacaktır.
Ceza infaz sistemi de derhal ele alınması gereken önemli konulardan biridir. Saadet Partisi, ceza infaz kurumlarının, sadece alınan cezanın gerektirdiği kadar kısıtlayıcı tedbirlerin uygulandığı yerler olduğuna; tutuklu ve hükümlülerin diğer haklarının asla kısıtlanamayacağı ilkesine inanmakta; insancıl bir ceza infaz rejimini istemektedir. Bu nedenle iktidarımızda, fizik koşulları, mevzuatı, uygulamaları ve sivil denetimi ile, insan onuruna yakışan bir ceza infaz sistemi için gerekenler yapılacaktır.
Herkesin eğitim hakkı vardır. İlk ve temel öğretim parasızdır. İlköğretim mecburidir. Teknik ve mesleki eğitimden herkes istifade edebilmelidir. Yüksek öğretim liyakatlerine göre herkese tam eşitlikte açık olmalıdır.
Eğitim insan kişiliğinin tam gelişmesini, insan hakları ve temel özgürlüklere saygının kuvvetlenmesini sağlayıcı nitelikte olmalıdır; tüm insanlar ve gruplar arasında anlayış, hoşgörü, dostluğu ve barışı teşvik etmelidir.
Partimiz eğitim, öğretim ve terbiye konusunu, demokrasi, insan hakları ve özgürlüklerin değer olarak yükseldiği, bunun yanında uluslararası rekabetin alabildiğine hızlandığı bu çağda, ihtiyaç duyulan insan kaynaklarını en iyi şekilde yetiştirme gayesine yönelik olarak ele alacaktır.
Eğitim ve öğretimde insanların sadece bilgi ve becerilerle donatılması yeterli değildir; insanlara bazı yüksek değerlerin de kazandırılması gerekir. O nedenle biz, eğitim ve öğretimin terbiye boyutunu da önemsiyoruz.
Siyasi ve ideolojik mülâhazalarla sürekli müdahale edilen eğitim sistemimiz, artık başlı başına bir sorun haline gelmiştir. Kalite düşmüş, eğitimde fırsat eşitliği ortadan kalkmış, hatta birçok gencin eğitim hakkı elinden alınmıştır. Üniversiteler bilim üreten ve yayan kurumlar olmaktan çıkmıştır. Yaşama biçimi bile dayatmanın aracı haline getirilmiştir.
Bilimi, bilimsel araştırma ve yayınları bile çeşitli bahanelerle potansiyel bir tehlike olarak gören ve bunun için kısıtlamalar koyan anlayışla, ülkenin önünün açılması ve uygarlık seviyesinin yükseltilmesi mümkün değildir.
Bu anlayışı değiştirmek zorundayız; çünkü özgürlüğün bulunmadığı bir ortamda, bilginin üretilmesi mümkün olmadığı gibi, bilgi ve teknoloji üretmeyen toplumların, bilgi çağında ayakta durmaları da mümkün değildir.
Yeni kuşaklar, özgüven duygusuna sahip, inisiyatif kullanabilen, kendi toplumunun tarihi birikiminden ve imkânlarından haberdar olan, küresel gerçekleri bilen, evrensel anlayış ve değerlere aşina, milli ve ahlaki değerlerle bezenmiş şekilde yetiştirilmezse, milletin özlemlerini gerçekleştiremeyiz.
Bu nedenle Saadet Partisi, ilmî gereklere uygun bir eğitim reformunu programına almaktadır.
Bilim, araştırma, eğitim ve öğretim serbesttir. İnsan haklarına ve Anayasaya aykırı olmayan her düzeyde ve alanda eğitim ve öğretim kurumlarının açılması serbest olacaktır.
İnsan haklarına ve inanç esaslarına aykırı olarak konmuş sun'i engeller ortadan kaldırılacak, İmam-Hatip Lisesi ve meslek Okulu mezunlarının diledikleri fakülteye girmelerini engelleyici, eşitliğe aykırı uygulamalara son verilecektir.
Eğitim kurumlarında insan hakları ve demokrasi ile din kültürü ve ahlâk dersleri okutulması zorunlu olacaktır.
Zorunlu eğitim ve öğretim 5+3 şeklinde kademeli olacak, zorunlu eğitim bir geçiş döneminden sonra 11 yıla çıkarılacaktır.
Zorunlu eğitimin ikinci ve üçüncü kademesi mesleki ve teknik eğitime geçişi kolaylaştıracak şekilde programlanacaktır. Yüksek öğretime geçişte fırsat eşitliği ilkesi esas olacaktır. Mesleki ve teknik eğitim ile çıraklık eğitimi ve meslek edindirme kursları geliştirilecektir.
Din eğitimi, 18 yaşına kadar velilerin, 18 yaşından sonra bireylerin kendi isteğine bağlı olarak her kademede serbest olacaktır.
Devlet, ilk ve orta öğretimde müfredatları belirlemek, standartları koymak ve denetlemekle yükümlü olacaktır.
Üniversitelerin aslî görevi olan bilgi üretme ve yayma işini sağlıklı bir şekilde yapabilmeleri için özgür bir ortam ve işleyen bir idari yapı sağlanacak ve kaynak sorunları çözülecek, köklü bir yüksek öğretim reformu yapılacaktır.
Yüksek öğretim kuruluşları açmak serbest olacaktır. Devlet, yüksek öğretimle ilgili plânlama yapmak, standartları belirlemek, yüksek öğretim kurumlarının faaliyetlerinin kanunlara uygunluğunu denetlemekle yükümlü olacaktır.
YÖK kaldırılacak, yerine yüksek öğretim konusunda devlete düşen görevleri ve üniversiteler arasındaki koordinasyonu sağlamak üzere, bir üst kurul oluşturulacaktır.
Özürlülerin eğitimine önem verilecek, bunun için kurumlar geliştirilecek ve desteklenecektir.
Yüksek zekâlı çocukların tespiti ve özel eğitim almaları sağlanacaktır.
Halk eğitimine önem verilecek; bu konuda sivil toplum kuruluşları ve yerel yönetimlerin önündeki engeller kaldırılacaktır.
Araştırma ve geliştirme faaliyetleri olmadan medeniyet yarışını sürdürmek ve insanlığa daha yararlı olmak mümkün değildir.
Partimizin iktidarında AR-GE çalışmaları desteklenecek ve ileri teknoloji üretilmesi için üniversitelerle iş dünyasının birlikte çalışmaları sağlanacaktır.
Hayatın her alanında, bilgi üreten ve teknoloji geliştiren ülke haline gelebilmek için, bütün imkânlar seferber edilecektir. Aynı zamanda yurt dışına giden beyin göçünü durdurmak ve gidenleri geri getirmek için gerekli tedbirler alınacaktır.
AR-GE ve ileri teknolojide hedef, diğer dünya ülkelerinin önüne geçmektir. Böylece hakkın ve insanlığın saadetinin savunulabilmesi mümkün olabilecektir.
Milletimiz asırlar boyu, ahlâk ve maneviyata dayanan kültürü ile, bütün insanlığa ışık tutmuş, en üstün medeniyetleri kurmuş ve bütün insanlığın saadetine paha biçilmeyecek derecede büyük katkılarda bulunmuştur. Bu gün de bütün insanlık, yeryüzünde âdil bir düzenin kurulması için, milletimizin öncülük yapmasını beklemektedir.
Saadet Partisi, bir yandan bu sorumluluğunun bilincinde olarak, diğer yandan da Türkiye'nin uluslararası konumunun güçlendirilmesi, vatandaşları mutlu ve müreffeh bir ülke haline gelmesi için, milli, ekonomik ve sosyal politikalarla birlikte, milletimizin değerlerini ortaya çıkaran, temeli ahlâk ve maneviyata, nefsin terbiyesine ve hakkın üstün tutulmasına dayanan, yeni, örnek ve üstün bir medeniyetin kurulmasını sağlayacak bir kültür hamlesini gerçekleştirmeyi en önemli görevleri arasında saymaktadır.
Saadet Partisi, Türkiye'nin kalkınmasının, kültür ve sanatın gelişmesinin ancak özgür bir ortamda olacağına inanmaktadır. Bu nedenle biz, güdümlü demokrasi yerine, gerçek demokrasiye geçişi, insan hakları ve özgürlüklere dayalı, kaba kuvveti değil hakkı üstün tutan, âdil bir düzenin tesis edilmesini her konunun önünde ve her şeyden önemli sayıyoruz.
Kültür ve sanat faaliyetleri, bireylere ve sivil topluma ait alan olarak, kamusal koruma altında olacaktır.
Milli kültürümüzü temsil eden tarihî eserlerimizin korunması ve ihyası için gereken her türlü önlem alınacaktır.
Türkiye'nin doğal güzelliklerini, zengin tarihî ve kültürel mirasını tüm insanlıkla paylaşmak, insanlar arasında dostluğun ve kardeşliğin gelişmesine hizmet etmek için, turizm faaliyetlerinin serbest piyasa kuralları içerisinde gelişmesini sağlayacak gerekli düzenlemeler yapılacaktır. Bunun aynı zamanda ülke ekonomisine önemli katkıları olacağı açıktır.
Turizmde ayrıca ülkemizi ziyarete gelen misafirlere, milletimizin asırlar boyu insanlığa ışık tutan değerlerinin tanıtılmasına da önem verilecek ve böylece turizmin her yönüyle hızla gelişmesine katkıda bulunulacaktır.
Çalışma hayatında barış, kardeşlik, işbirliği ve karşılıklı hakların korunması ve verimlilik esas olmalıdır.
İşyeri çalışma koşullarının uluslararası normlara, sağlık koşullarına sahip ve insan onuruna yaraşır şekilde olmasının sağlanması ve denetlenmesi devletin görevleri arasındadır.
İktidarımızda herkes, işini serbestçe seçecek, âdil ve uygun çalışma koşullarına sahip olacak; herkese, hiçbir fark gözetilmeksizin, eşit çalışma karşılığında eşit ücret hakkı sağlanacak ve çalışana hakkı, alnının teri kurumadan verilecektir.
Bütün diğer hak ve özgürlüklerde olduğu gibi, sendikal haklar alanında da olumsuz uygulamalar yaşanmaktadır. İktidarımızda, adalet, güvenlik, temsili görevler ve idarenin üst düzey görevlileri hariç, işçi memur ayırımı yapılmadan, tüm kamu çalışanlarına toplu sözleşme ve grevli sendika kurma hakkı verilmesini sağlayan düzenlemeler yapılacaktır.
Çalışma hayatında kadınlar ve engelliler için özel tedbirler alınacaktır.
Saadet Partisi olarak en önemli özelliklerimizden birisi, engelli vatandaşlarımıza yapılacak olan hizmetleri göstermelik ve yapıyor gözükmek için değil, insani ve manevî değerleri önde tutmamız, dolayısıyla özümseyerek yapmamızdır.
Bu hususta, bütün Türkiye sathındaki yaygın organizasyonlarla, yine her sahayı içine alan plân ve programlarla, bu güne kadar ihmal edilmiş olan hizmetlerin süratle yerine getirilmesine özel bir önem verilecektir.
Engellilerin, toplumun önemli ve saygıdeğer bir bölümünü teşkil ettikleri göz önünde bulundurularak, çalışacakları iş sahalarının hazırlanması, insanca yaşama şartlarına kavuşturulmaları, her türlü tesis ve alt yapıda kendileri için gereken yatırımların yapılması için özel bir çaba sarfedilecektir. Ayrıca, engellilerin ihtiyaç duydukları her türlü alet ve gerecin, külfetsiz bir şekilde karşılanması için kolaylık sağlanacak; bunları üreten ve ihraç eden tesislerin kurulması ve gelişmesi teşvik edilecektir.
Başta ibadethaneler olmak üzere, binalara kolayca girmeleri, ibadetlerini yapmaları, hutbe ve vaazlardan yararlanabilmeleri için gereken her türlü tedbirin alınmasına ve koşulların sağlanmasına da özel bir itina gösterilecek; engellilerle ilgili hizmetlerin, yurt çapında aksamadan yürütülmesi için, denetleme ve izleme çalışmalarına da önem verilecek ve gereken her türlü tedbir alınacaktır.
Engellilerin Doktora yapmaları dahil, en yüksek seviyede eğitim görmeleri ve sonradan da çalışarak hizmet etmeleri için gereken tedbirlerin alınmasına gereken önem verilecektir.
Sosyal güvenlik temel bir insan hakkıdır. İnsan yeryüzüne burada geçireceği süre içerisinde ihtiyaçlarını karşılayabilecek imkânlar, yetenekler ve toprak, hava, su ve güneş gibi nimetler sunularak gönderilmiştir.
Nimetler tüm insanlar için yaratılmıştır. İnsan bu nimetlerden emeğini ve yeteneklerini kullanarak yararlanmaya ve ihtiyaçlarını karşılamaya çalışır.
Bu imkânlardan yararlanamayan işsiz, fakir, yoksul, düşkün kimselerin sosyal güvenlikten pay almaları ve yeterince faydalanabilmeleri sağlanacaktır.
Bu payın adil dağıtılması sosyal güvenlik anlayışımızın temel dayanağını oluşturmaktadır..
Bireysel alanda yapılan yardımlaşma elbette ki çok saygıdeğer bir insani erdemdir; insani amaçlarla yardım yapmak, bağışta bulunmak, bireyin hakları arasında olup sosyal güvenliğin önemli unsurlarındandır; engellenmemesi ve teşvik edilmesi gerekir.
Ayrıca bireysel ve kamusal alan dışında, sosyal güvenliği ilgilendiren çok geniş bir sivil alan bulunmaktadır. İnsanlar gerek dernek kurarak ve gerekse tarihimize damgasını vuran vakıf müessesesi aracılığı ile sosyal güvenlik hizmetine katılabilmelidir, katılmışlardır da. Bu alanda da engel çıkarılmamalıdır. Çünkü bütün bu organize faaliyetler, bireylerin ve toplumun sağlıklı bir şekilde gelişmesine hizmet edecektir.
Bu organizasyonların en üst düzeyde olanı şüphesiz ki devlettir. Devletin temel meşruiyet dayanağı, insan haklarının korunması ve elde edilir olmasını sağlamak olduğundan, sosyal güvenliğin tesis ve temini de devletin asli görevleri arasındadır.
Bir ülkede sosyal güvenliği kâmil manada işler hale getirebilmek için, önce temel hak ve özgürlüklerin teminat altına alınması gerekir. Eğer sosyal güvenliğin bireysel ve sivil alanı görmezden gelinir, hatta engellenerek işlemez hale getirilirse, sadece kamusal alanda yapılacak düzenlemeler ve getirilecek müeyyidelerle bu önemli mesele çözülemez.
Ülkemizde sosyal güvenliğin görünmez bir tarafı vardır ki; o da milletimizin kültüründen ve inancından beslenen aile yapımızdır. Yıllardır eğitim sistemimiz milli ve manevî değerlerimizden uzak bir aile modelini özendirmeye gayret etmiştir. Buna karşı direnen milli aile yapımız, yaşlısına, engellisine, yoksuluna sahip çıkmakta, aile fertleri arasında diğer toplumları kıskandıracak düzeyde bir dayanışma ve yardımlaşma sergilemekte; beceriksiz hükümetler eliyle sık sık düşürüldüğü ekonomik krizlerin oluşturduğu sosyal patlamaları sinesinde söndürebilmektedir. Bu milli aile yapısı, benzer yardımlaşma ve dayanışmayı komşuluk ilişkilerinde de göstermektedir.
Belirttiğimiz bu inanç ve kültür yapımızın, kurmaya çalıştığımız sosyal güvenliğin sigortası olduğuna inanıyoruz. Tarihimizde vakıflarla temayüz eden bu yapımızı göz bebeğimiz gibi korumalı ve gelişmesi için elimizden geleni yapmalıyız. Çünkü kurulan sistemler her an krize girebilir, çökebilir. Bu gün çok güçlü ekonomilere sahip olan ülkeler bile sosyal güvenlik sistemlerini çalıştırmada zorlanmaktadırlar. Bu durum vakıfların ne kadar önemli olduğunun açık bir göstergesidir.
Herkesin sürdürülebilir bir yaşam için geçim, barınma, sağlık ve eğitim giderlerini karşılayacak sosyal güvenliğe sahip olma hakkı vardır.
Bu alanlarda ve eğitimin her kademesinde, sosyal güvenlikten yararlanmak için kamusal desteğe ihtiyacı olan herkese doğrudan destek verilecektir.
Bu amaçla "Sosyal Güvenlik Yüksek Kurulu" oluşturulacak ve bu kurulda kamu ve sivil toplum kuruluşları yer alacaktır.
"Sosyal Güvenlik Yüksek Kurulu"nun en önemli ve öncelikle görevi, bütün yurt sathındaki muhtaç ve düşkünleri, mahalli şartları yakinen tanıyan, güvenilir görevlilerin yardımıyla tespit etmek ve bunların insanca yaşamaları için gerekli imkânları temin etmek olacaktır. Böylece 75 milyonluk ülkemizde, aç-açık tek kimsenin kalmaması devlet anlayışımızın temelini teşkil etmektedir.
Emeklilik ve sağlık sigortaları birbirinden ayrılacak; bütün sosyal güvenlik kuruluşları tek çatı altında toplanacaktır.
Kişilerin, emeklilik sigortası ile yapacağı serbest sözleşmeyle, emeklilik yaşını belirlenmesini sağlayacak yasal düzenlemeler yapılacaktır.
Ülkemizde birçok alanda olduğu gibi sağlıkta da büyük sorunlar mevcuttur. Sağlık hizmetlerinden herkes yeteri kadar istifade edememektedir. Partimiz, sağlık hizmetlerinden herkesin eşit olarak yararlanmaları için gerekli düzenlemeleri yapacaktır.
Genel sağlık sigortası uygulamasına geçilecek, özel sağlık sigortalarından sigorta hizmeti satın alınacak, sağlık sigortası olmayan tek kişi bırakılmayacaktır. Sağlık sigortası primini ödeme gücü olmayanların primleri "Sosyal Güvenlik Yüksek Kurulu" tarafından karşılanacaktır.
Sağlık sigortası bilgileri tek merkezde toplanarak mükerrer sigorta uygulaması önlenecektir.
Vatandaşların hayatı ve sağlığı devletin teminatı altındadır.
Sağlık hizmetleri, sağlık bakanlığı, yerel yönetimler, vakıflar ve özel sektör tarafından verilecek; özel sektör ve vakıflar, sağlık yatırımları yapmaları için teşvik edilecektir. Özel sektörün ve vakıfların hizmet götüremediği yerlerde kamu ve yerel yönetimlerin hizmet vermesi sağlanacaktır.
Tüm yurtta aile hekimliği sistemine geçilecek; oluşturulan kademelere uyulmak koşuluyla, herkes hastane ve hekim seçme hakkına sahip olacaktır.
Sağlık Bakanlığı, personel, yönetim, organizasyon ve hizmet sunumu bakımından politikalar geliştirme, plânlamalar yapma, standart koyma ve denetleme görevi yapacaktır. Bakanlık özel sektör, vakıf ve yerel yönetimlerce yeterince sağlık hizmeti verilemeyen yerlere sağlık hizmeti götürmekle yükümlü olacaktır.
Koruyucu sağlık hizmetlerine büyük önem verilecek ve bu hizmetler bakanlık ve yerel yönetimlerce yerine getirilecektir.
Evlilik çağına gelen her erkek ve kadının evlenme ve aile kurma hakkı ve görevi vardır. Evlilik akdi ancak kadın ve erkeğin serbest ve tam rızası ile yapılır.
Aile, toplumun doğal ve temel unsurudur. Ve ayrıca aile, inancımız ve milli kültürümüze göre, saadetin de temel unsurudur. Saadet Partisi olarak, parti adımızın da ifade ettiği gibi, temel gayemiz, bütün ülke insanlarının ve bütün insanlığın saadetidir. Bu sebepten dolayı, toplum ve devlet aileyi korumakla mükelleftir. İnanıyoruz ki, bu korumanın bütün tedbirlerini almak ve teşvik etmek toplum ve devlet olarak ana görevimizdir. Bu inanışın aksine olan uygulamalar, yıkıcı tahrik ve teşvikler, insan hakları ve hukuk çevresi içerisinde önlenecektir.
Geçmişle gelecek arasında köprü olan aile, kültürümüzün, kimlik ve kişiliğimizin oluşması ve yaşatılmasında en etkili kurumdur. Ailenin korunması, bölünmemesi ve geliştirilmesine yardımcı olmak tüm kurum ve kuruluşların görevidir.
Bu nedenle Partimizin sosyal ve ekonomik politikalarının şekillenmesinde temel unsur aile olacaktır. İktidarımızda, evlilik ve aile kurumu her yönü ile teşvik edilecek ve desteklenecektir.
Modernleşme ile beraber gelen sanayileşme, kentleşme ve değişen gündelik yaşam, etkisini en çok aile kurumu üzerinde göstermiştir. Günümüz toplumunda, dış güçlerin plânlı etkileriyle, bireyselliğin öne çıkarılması aileyi tehdit eden sonuçlar doğurmuştur.
Bugün gelişmiş batılı toplumların en başta gelen sosyal problemleri, ailenin parçalanması, insanların büyük kısmının yalnız yaşamak zorunda kalması, çocukların ana-baba ihtimamından yoksun bırakılmaları, aile fertleri arasında güvensizlik ve yalnızlığın getirdiği ruhsal rahatsızlıklar, şiddet ve intihar eğilimleri, alkol ve madde bağımlılığı ve nüfusun gittikçe azalması gibi sorunlardır.
Bu sebepten dolayıdır ki, batılı ülkeler ve uluslararası kuruluşlar; ailenin korunması ve sorunlarının giderilmesi için programlar yapmakta, bütçelerinden önemli ölçüde paylar ayırmaktadır.
Muharref kitaplara dayanan medeniyetlerin temeli, yanlış, hatalı ve yetersiz olduğu için, Batı, ailenin korunması görevini yerine getirememektedir. Ailenin korunması, bütün tarihin ispat ettiği gibi, ancak bizim milletimizin manevî değerlerinin rehber alınması suretiyle mümkündür.
Bizim, toplum ve millet olarak, bu büyük avantajımıza mukabil, bir yandan dış güçlerin hedefi olmamız dolayısıyla, üzerimizde oynadıkları manevî tahribat oyunları yüzünden, diğer yandan da ekonomik olarak bizi aç, işsiz ve borca esir bir toplum haline getirme gayretleri sebebiyle, bizde de son yıllarda aile tahribatı görülmemiş bir hızla artmaktadır.
Partimiz, uygulayacağı manevî ve ekonomik kalkınma politikalarıyla, bir yandan aile yapısının temelini sağlamlaştıracağı gibi, diğer yandan da reel sektöre ve istihdama önem vererek, işsizlik sorununu azaltırken uygulayacağı sosyal politikalarla da, yoksullukla mücadele etmek suretiyle, aile yapısının korunmasına katkıda bulunacaktır.
Özürlü çocuklarına ve yaşlılarına kendileri bakan aileler, vergi indirimi ya da doğrudan yardımlarla, desteklenecektir. Ayrıca bu ailelere, çocuklarının eğitimi ve rehabilitasyonu için kurumsal yardımların yapılması sağlanacaktır.
Aile ile ilgili ele alınması gereken konulardan biri de, kadınların toplumsal konumu ve haklarıdır. Hem kentte hem de kırsal kesimde kadının en önemli sorunu, işi ile ailesi arasında yaşadığı ikilemdir. Kadının çalışarak aile bütçesine katkıda bulunması ve kendisini geliştirmesinin bedeli, çocuklarını ve ailesini ihmal olmamalıdır. Partimiz çalışma hayatında, kadının annelik ve aile sorumluluğunu da yerine getirebilecek düzenlemeleri yapacaktır.
Artan geçim sıkıntısı, zayıflayan aile bağları ve manevi değerlere bağlılığın gerilemesi neticesinde sayıları giderek artan sokak çocukları ülkemizin en büyük ayıplarından ve problemlerinden biridir. Ülkenin bu ayıptan kurtarılması için gerekli tedbirler alınacaktır.
Toplumda meydana gelen olumsuzluklar aile büyüklerini de etkilemektedir. Bu gelişmeler dikkate alınarak yaşlıların daha iyi bir yaşam düzeyine ulaşma imkânlarını sağlayacak düzenlemeler yapılacaktır.
Fakat bu sosyal problemin temel çözümü, bizim milli esaslarımızın kabul ettiği ve asırlar boyu yaşattığı, torunları, büyük anne ve büyük babaları içine alan "geniş aile sistemidir"
Milletimizi ve sosyal yapımızı, dış güçlerin çeşitli etkinliklerle (medya, sinema vs.) bize aşılamak istediği, karı-kocadan ibaret kendi "çekirdek aile" hastalığından korumak için gereken tedbirler özenle alınacaktır.
Gençlik bir milletin geleceğidir. Gençliğin ahlâklı, bilgili, sağlıklı yetişmesi ve hayata hazırlanması için tüm kurum ve kuruluşlar hizmet verecektir. Ayrıca bunun için, sivil toplum kuruluşları da teşvik edilecektir.
Devlet, kamusal desteğe ihtiyaç duyan her gence eğitimin her kademesinde yeterli desteği sağlayacaktır. İktidarımızda eğitimden yoksun hiçbir genç kalmayacağı gibi, eğitim sisteminde yapılacak değişiklikler ile, gençlerimizin milli ve manevî değerlerimize bağlı olarak yetişmeleri sağlanacak ve en az eğitim kadar terbiyeye de önem verilecektir.
Saadet Partisi, gençliği ülkenin teminatı olarak görmektedir. Her alanda gençliğin dinamizminden yararlanmak gerektiğini düşünmekteyiz. Bu nedenle seçilme yaşı 25'e indirilerek bu dinamizm siyasete taşınacaktır.
Tecrübesizlikleri ve merakları bazen gençleri kendilerinin de istemedikleri bir takım alışkanlıklara sürüklemektedir. Sigara, alkol, bağımlılık yapan çeşitli ilaçlar ve kimyasal maddeler, uyuşturucu ve uyarıcılar, kumar, pornografi vs.nin hedef kitlesi gençliktir. Gençlerin kötü alışkanlıklardan korunması için gerekli her türlü önlemlerle birlikte, gençlerin aile içinde kalarak milli ananelerimize bağlı gençler olarak yetişmelerini sağlayacak bütün tedbirler alınacaktır.
Genç nüfusumuzun çokluğuyla spor dallarında kazandığımız uluslararası başarılar doğru orantılı değildir. Partimiz, spor faaliyetlerine gerekli önemi verecektir. Bu amaçla spor için gerekli alt yapı hazırlanacaktır. Sporun yaygınlaşması ve halkımızın sporu seyreden değil, sporu yapan topluluk haline dönüşmesi için mevzuattan ve bürokrasiden kaynaklanan engeller kaldırılacak, spor alanında faaliyet gösteren, başta spor klüpleri olmak üzere, kuruluşlar ve sporcular teşvik edilecektir.
Geleneksel sporlarımızın yeniden ihya edilmesi için ulusal ve uluslar arası organizasyonlar desteklenecektir.
Saadet Partisi, ülke dışındaki vatandaşlarımızın bulundukları ülkelerde her türlü haklarının korunması ve geliştirilmesi için devletin hizmetini insanlarımıza ulaştıracak, sahipsiz kalmalarını önleyecek ve Türkiye Cumhuriyetinin vatandaşı olmanın haklı onurunu, tüm insanlarımız gibi, yurtdışındaki insanlarımıza da yaşattıracaktır.
Yurt dışında temsilcilikler açarak, oralarda yaşayan yurttaşlarımızın her türlü sorunları ile yakından ilgilenecek çalışmalar yapacağız.
Yurtdışında yaşayan vatandaşlarımızın ülkenin yönetiminde söz sahibi olmalarını sağlayacak seçim mevzuatı düzenlemesi yapılacaktır.
Yurt dışında yaşayan vatandaşlarımızın ve aynı tarihî köke sahip insanların bulundukları ülkelerde kendi değerlerinden uzaklaştırılarak asimile edilmelerine karşı, gereken tedbirler alınacak; her türlü maddî ve manevî destekle, bunların yaşadıkları toplumda örnek birer insan olmaları için, gerekli çalışmalar yapılacaktır.
Yeryüzü ve çevredeki her şey bize bir emanettir. Biz, bu emaneti koruyarak ve geliştirerek bizden sonraki nesillere intikal etmesini sağlamakla sorumluyuz.
Özenli bir plânlama ve yönetim ile, dünyanın doğal kaynakları, hava, su, toprak, bitki örtüsü ve canlıları, özellikle de doğal eko sistemleri korunmalıdır.
Kalkınma ve sanayileşme çabalarını sürdüren ülkemizde ciddi çevre sorunları vardır. Ülke genelinde erozyon, çarpık kentleşme ve buna bağlı altyapı sorunları yoğun olarak yaşanırken, özellikle batı bölgelerimizde, sanayileşmeden kaynaklanan çevre kirlenmesi tehlikeli boyutlara ulaşmıştır. Ülkemizin büyük bir bölümünde bitki örtüsü ve ormanlar azalmaktadır.
Doğal çevre ile uyumlu ve sürdürülebilir bir kalkınma, partimizin başlıca hedeflerinden biridir.
Saadet Partisi, üretim ve tüketimde insan ile doğa arasındaki dengeyi, insan sağlığını ve doğal dokunun korunmasını esas alan çevre politikalarını özenle uygulayacaktır. Bu politikaların temeli eğitim olacaktır; her kademede çevre bilincinin geliştirilmesi için eğitim programları hazırlanacaktır.
Çevre konusunda uluslararası kuruluşlar ve sivil toplum kuruluşları ile işbirliğine gidilecek, yerel yönetimlerin etkin kılınmasına imkan sağlayacak yasal düzenlemeler yapılacaktır.
Saadetin temel şartlarından birisi de refahtır. Refah; insanların ihtiyaçlarının kolay ve bol bir şekilde karşılanmasıdır. Bu ise ekonomik gelişmişlikle mümkündür.
Türkiye'nin mevcut ekonomik durumu, ne yazık ki milletimizin özlediği ve ulaşmak istediği tablodan çok uzaktır.
Cenab-ı Hakk'ın ülkemize verdiği nimetlere rağmen bu günkü durum yürekler acısıdır. Ülkede kişi başına milli gelir, ekonomik bakımdan gelişmiş ülkelerin onda biri düzeyindedir. İşsizlik ve gelir dağılımındaki adaletsizlik artmaktadır. İç ve dış borçlar artmakta, anapara ve faiz ödemeleri borçla yapılmaktadır. Toplanan vergilerin önemli bir kısmı faiz ödemelerine gitmektedir.
Sonuç olarak, Cenab-ı Hakk'ın en büyük nimetlerine mazhar, çalışkan ve genç nüfuslu bir millet ve ülke olmamıza rağmen, halkımız açtır, işsizdir ve borca esir edilmiştir. Çünkü, ekonomimizi dış güçler, milli menfaatlerimize aykırı olarak kendi hedeflerini gerçekleştirmek için, yönetmektedirler. Bu durum Milli Görüş'ten ayrılmanın tabii sonucudur.
Bir süreden beri Türkiye'de uygulanan ekonomik politika, ırkçı emperyalizmin finans kapitalizminin Türkiye'ye bütün müesseseleri ile yerleştirilmesidir. Bu da rant ekonomisi demektir.
Bugünkü ekonomik yıkımın sebebi rant ekonomisidir. Rant ekonomisinin oluşumunun temel sebebi; küçük bir rantiye gurubunun, sermaye ve medya gücü ile, siyasette ve bürokraside etkin olması ve bu suretle toplum aleyhine haksız menfaat sağlamasıdır. Diğer bir ifade ile, ülkemizde âdil bir ekonomik düzen mevcut değildir. Herkes ürettiği kadar tüketme hakkına sahip olmayıp, ufak bir azınlık hiç üretmeden üretenlerin haklarını haksız olarak ellerinden almaktadır.
Rant ekonomisinin temel özellikleri şunlardır:
Rant ekonomisi düzeninde, ülke kaynaklarının rantiye grubuna aktarılması için başka yöntemler ve yollar da kullanılmaktadır. Bunlar:
Bu rant ekonomisi anlayışı ve uygulamaları ile ülke ekonomisinin düzlüğe çıkması ve "güçlü ekonomiye geçiş" mümkün değildir. Tam tersine rant ekonomisi, her geçen gün ekonominin batışını hızlandırmakta, gelir dağılımındaki adaletsizliği daha da derinleştirmekte ve sosyal patlamalara zemin hazırlamaktadır.
Rantiyeye haksız olarak aktarılan imkânlar, reel sektöre, sosyal güvenliğe ve bütçeye, yani hak sahibi olanlara aktarılsaydı, denk bütçe, yüksek miktarda yatırım, bol, kaliteli ve ucuz üretim ile istihdam ve büyük miktarda ihracat temin edilecek, ayrıca sosyal sınıfların insanca yaşaması sağlanmış olacaktı. Böylece ülkenin kalkınması sağlanmış, insanlarımızın refah seviyesi yükseltilmiş olacaktı.
Bu izahlardan açık olarak anlaşılacağı gibi, yaşanan ekonomik felâketi ortadan kaldırmak için yapılacak iş; rant ekonomisinden, reel ekonomiye geçiştir.
Bizimle diğer siyasi partiler arasındaki temel farklardan biri de budur. Biz, "Reel Ekonomi" yi esas alıyoruz, onlar "Rant Ekonomisi"nde ısrar ediyorlar. Biz, "Türkiye'nin Bütünüyle Kalkınmasını" esas alıyoruz, onlar çoğunlukla, küçük bir azınlık olan, "Rantiye Gurubu'nun kalkınmasını"; biz, "Adil Bölüşüm" ve "Herkese Refah"ı esas alıyoruz, onlar çoğunlukla "Rantiyenin Refahı"nı esas alıyorlar.
Çünkü biz Milli Görüş zihniyetinin mensuplarıyız.
Ülkemizi bütünüyle kalkındıracak, herkese refah sağlayacak reel ekonomiye geçişin başarılabilmesi, bazı şartlara bağlıdır; şöyle ki :
a. Kadro-Milli Görüş'e, Milli heyecana, başarma aşk ve azmine sahip, bilgi, plân, program, takip, intaç (sonuç alma) sistemini disiplinle uygulayacak kadrolar ile bu hedefler gerçekleştirilecektir.
b. Zihniyet-Milletin kendi kaynaklarına güvenmek ve onları harekete geçirmek; üretim, istihdam ve ihracat seferberliğini başlatmak; bölüşümde herkesin hakkını almasını, ülkenin bütününün kalkınmasını ve bütün gelir guruplarının Milli Gelirden dengeli ve adil bir şekilde pay almasını sağlamak inancımızın temelini oluşturmaktadır.
Böyle bir politikanın başarılı bir şekilde yürütülmesi, aynı zamanda âdil bir düzene dayalı yeni bir dünyanın kurulmasını gerektirmektedir. Bu vizyona sahip olmayanlar Türkiye'yi ekonomik yıkımdan kurtaramazlar.
c. Gözetilecek Temel Esaslar
Türkiye'nin, bölgeler ve fertler arasındaki dengesizlikler giderilerek, bütünü ile kalkınması gereklidir. Böylece belirli bir zümreye değil herkese refah sağlanması gerçekleştirilecektir.
Bunun için;
Bunun için;
İşte Saadet Partisinin diğer görüşlerden temel farkı da bu prensiplerdir.
Biz Türkiye'nin bütünü ile kalkınmasını esas alıyoruz, bizim dışımızdaki siyasi kuruluşlar genellikle küçük bir azınlık olan Rantiye Grubuna öncelik veriyorlar. Biz herkese refahı esas alıyoruz, onlar genellikle küçük bir grubun refahına hizmet ediyorlar.
Çünkü biz Milli Görüş inancına sahibiz.
Türkiye, Avrupa, Asya ve Afrika kıtaları arasında bir kavşak ve köprü konumundadır. Bu kıtalar arasında her türlü mal ve enerji geçişi bölgemiz üzerinden olmaktadır. Bu geçişlerin büyük ölçüde ülkemize kaydırılması Milli ekonomimiz yönünden önemli olduğu gibi, nakliye masraflarının azaltılması bakımından da önemlidir. Buna ilaveten, mübadele edilen malların, ülkemizde üretilmesi mümkündür. Bu avantajların kullanılması ekonomimize çok büyük katkılar sağlayacaktır.
Türkiye aynı zamanda Asya ve Ortadoğu'daki, bol petrol ve doğal gaz gibi, enerji hammaddelerinin Avrupa'ya ulaştırılmasında da köprü konumundadır. Ayrıca ülkemiz bu konumu itibariyle de finans merkezi haline gelme potansiyeline sahiptir.
Nasıl Singapur Uzakdoğu için bir santral görevi ifa ediyor ve Uzakdoğu ile dünyanın irtibatı Singapur üzerinden kuruluyorsa, Türkiye de, Avrupa-Amerika ile Asya-Afrika arasındaki bütün ekonomik münasebetlerde Uzakdoğu'nun değil, dünyanın santrali olabilmek için her türlü imkân ve şartlara sahip bulunmaktadır. Batı, doğuya mal sevk ederken deposunu Türkiye'de kurmalı ve pek çok üretimini Türkiye'de yapmalı; Doğu da, Batıya mal sevk ederken, deposunu Türkiye'de kurmalı ve pek çok üretimi Türkiye'de yapmalıdır. Bu ekonomik şartlar, Türkiye'nin aynı zamanda Dünyanın finans merkezi olmasını gerektiren şartlardır. Onun için:
Esasen, bu hamlelerin temel projeleri 54. Erbakan Hükümeti döneminde hazırlanmıştı.
Ülkemizin hızlı kalkınması ve güçlü bir yapıya kavuşması için Yüksek Teknolojinin ülkeye kazandırılması ve bu sahada Türkiye'nin diğer ülkelerin önüne geçmesi de sağlanacaktır.
Bu mümkündür çünkü, teknoloji, gelişmekte olan ülkelerin, gelişmiş olan ülkelerin önüne geçebilmesi için bir imkân ve fırsattır. Bu imkân Cenab-ı Hakk'ın insanlığa bahşettiği bir rahmettir.
İnanıyoruz ki, vatandaşımızın refahının sağlanması amacıyla, bu tip büyük projelerin hayata geçirilmesi için yeterli kaynağa sahibiz. Bu kaynaklar, vergi, zam, faiz, düşük ücret, düşük taban fiyatı, iç ve dış borç ile değil; şuurlu teşvik politikaları, israfın önlenmesi, üretim ve verimliliğin arttırılması, ithal ikamesinin sağlanması ve ihracat imkânlarının seferber edilmesi ile temin edilecektir.
Yukarda açıklanan imkânlar kullanılarak Türkiye, bölgenin ve dünyanın ticaret merkezi haline getirilecektir.
Refahın ve ekonomik büyümenin en önemli araçlarından biri ihracattır. İhracatın ithalat rakamlarını karşılamaması neticesinde oluşan dış ticaret açığı, dışardan ek kaynak temini için borçlanma zarureti doğurmaktadır. Bu dış borçlar ve borç faizleri, halkımıza ve ekonomimize büyük bir yük getirmekte ve kalkınmamıza engel olmaktadır. Bu durumun meydana gelmemesi için, bir yandan başta D-8'ler olmak üzere, kalkınmakta olan ve sömürülen ülkelerle yeni ilişkilerin kurulmasına ve adil bir düzene sahip yeni bir dünyanın oluşturulmasına gayret gösterilirken, diğer yandan da kaliteye ve maliyetlerin düşürülmesine önem verilecek ve ihracat desteklenecektir.
Çünkü Türkiye'nin, klasik pazarlarının yanında yeni pazarlara ve yeni ürünlere de ihtiyacı vardır.
Önümüzdeki yıllarda doğu-batı ulaşım ve enerji koridorları içinde, ülkemiz ve komşularımız üzerinden milyarlarca dolarlık mal ve hizmet akışının olması beklenmektedir. Bu mal ve hizmet akışından azami istifade sağlanacak şekilde tedbirler alınacaktır.
Bu çerçevede, başta komşularımız olmak üzere, bölge ülkeleri ve diğer dünya ülkeleri ile, milli menfaatlerimize aykırı olan yapay gerginlikleri ve engellemeleri ortadan kaldırıp, her türlü işbirliğine yönelinecek; dış ticaretimizi arttırmak için gerekli düzenlemeler yapılacaktır.
İhracatı artırmak için, imalatçı firmalar ve ihracatçı kuruluşlar ile yakın işbirliği sağlanacaktır.
KOBİ'lere, ihracatlarını arttırmaları için, prototip geliştirme, bilgi, pazar temini ve finansman imkânları sağlanacaktır.
Toplumsal varlığımızın belkemiği olan ve helâl kazanç için bütün sermayesini ve emeğini seferber edip gece gündüz çalışan esnaf ve sanatkârlarımız, aynı zamanda ekonomimizin de can damarlarıdır. Saadet Partisi, uygulayacağı reel ekonominin tabii bir sonucu olarak, esnaf ve sanatkârlara ayrı bir önem vermektedir.
Ülkedeki üretimin ve istihdamın çok büyük bir kısmını sağlayan KOBİ'ler, toplam kredinin ancak % 5'ini kullanabilmektedirler. Bu bir haksızlıktır ve ekonominin bütününü olumsuz bir şekilde etkilemektedir.
Partimizin iktidarında, ekonomik faaliyetleri büyük ölçüde gerçekleştiren esnaf ve sanatkârları, ürettikleri katma değer ve istihdamları ile orantılı olarak, destekleyecek tedbirler alınacaktır.
Ülkemiz, tarih boyunca medeniyetlere beşiklik yapmış bir bölgededir. Tarihin ilk dönemlerinde Anadolu'da tarım yapılmış, tarih boyunca "Anadolu Toprakları" üzerinde yaşayan insanları beslemiştir.
Bu gün gelinen noktada ise, uygulanan yanlış politikalar neticesinde, "Anadolu Toprakları" üzerinde yaşayan nüfusu besleyemez duruma getirilmiştir. Daha düne kadar yeryüzünde kendini besleyebilen yedi ülkeden biri olduğumuz halde, bugün tarım ürünleri ithalatımız ihracatı geçmiş durumdadır.
Ülkenin dengeli ve yeterli beslenmesi ve, herhangi bir engelleme halinde, kendi gücüyle ayakta durabilmesi için olmazsa-olmaz bir sektör olan tarım, stratejik öneme sahiptir. Topraklarımız, iklimimiz, sahip olduğumuz bitkisel çeşitlilik, su potansiyelimiz ve yetişmiş insan gücümüz en büyük güç kaynağımızdır.
Arazilerin parçalanmışlığı, toprak ıslahının yapılamamış, sulama ve drenaj gibi alt yapı yatırımlarının tamamlanamamış olması, bilimin getirdiği yeniliklerin üreticiye ulaştırılamaması, yönlendirici planlamanın yapılmaması, ürün borsalarının yeterince oluşmaması, Üretici Birliklerinin katılımcı ve üreticiye destek verecek bir anlayışla yönetilmeyişi ve amacına uygun çalışamaması, bilhassa IMF'ye terk edilmiş olan tarım politikaları ile tarımımızın ve hayvancılığımızın yok edilmesine yönelik programlar ve uygulamalar üretimi olumsuz etkilemekte ve giderek hayvancılık gibi tarım da yok olma tehlikesi ile karşı karşıya kalmış bulunmaktadır.
Tarım politikalarının IMF kontrolünden kurtarılması ve tarım arazilerinin ıslahı ve toplulaştırılması, verimliliğin artması için gereklidir. Belirli büyüklüğün altına inmiş arazilerin parçalanmasını önleyici ve arazileri birleştirmeyi özendirici tedbirler alınacaktır.
En kısa zamanda yasal alt yapı oluşturularak, tarım arazilerinin tarım dışı kullanımı engellenecektir.
Sulanabilir tarım arazilerinin sulama ve drenaj yatırımları hızla tamamlanacak, verimliliği arttıran ve toprağı koruyan sulama yöntemleri çiftçilerle birlikte uygulanacaktır.
Yer altı ve yer üstü su kaynaklarımızın tamamını kullanabilmemiz için gerekli proje ve yatırımlara öncelik verilecek, teknik ve ekonomik bakımdan sulanabilir sayılan 8,5 milyon hektarlık tarım arazisinin tamamının, makul olan en kısa sürede sulanır duruma getirilmesi sağlanacaktır. Bu cümleden olmak üzere son yıllarda yavaşlatılan GAP bir an önce tamamlanacaktır.
Borsası kurulabilen her ürün için en uygun illerde borsalar kurulacaktır. Bu borsaların dünya borsaları ile entegrasyonu sağlanacaktır.
Demokratik kurallara göre yapılanan ve çalışan 'Üretici Birlikleri'nin önündeki engellerin kaldırılması için gerekli yasal düzenlemeler en kısa zamanda yapılacaktır.
Tarımda bilgi birikimi ve bilgi akışı sağlanacak, tarım kuruluşları, ilgili fakülteler ve üreticilerle birlikte, Yönlendirici Planlama yapılarak arz-talep dengesinin bozulmaması sağlanacaktır.
Tarım destekleri; ABD ve Batı ülkelerinde olduğu gibi, girdiler ve ürün üzerinden yapılacak ve yeterli seviyeye çıkartılacaktır.
Tarımın gelişmesini engelleyen art maksatlı kotalar kaldırılacaktır.
Tohum üretimi ve ileri teknoloji gerektiren tarım ve hayvancılık alanları desteklenecektir.
Ekolojik tarım yaygınlaştırılacak ve desteklenecektir.
Üniversite-Çiftçi işbirliği sağlanacak; tarımda eğitim, özellikle üreticilerin talepleri ve iş durumları göz önüne alınarak, sürekli hale getirilecektir.
Yem sanayii, yem bitkileri ve meraların ıslahı ve geliştirilmesi için her türlü destek sağlanacaktır.
Yok edilmiş olan hayvancılık desteklenerek yeniden ihya edilecek, ve ithalatçı konumdan ihracatçı konuma geçirilecektir.
"Toprak Mahsulleri Ofisi" amacına uygun olarak çalışır hale getirilecek ve hasat zamanında çiftçinin elinden tutulacaktır.
Süt ve yem endüstrileri ile Et-Balık Kurumları günün ihtiyaçlarına uygun şekilde yeniden düzenlenecek ve yurdun bütün bölgelerine yayılacaktır.
Su ürünlerinin üretimi desteklenecektir.
Enerji günlük hayatımızın, iktisadi ve sosyal faaliyetlerin temel ihtiyaçlarındandır. Bu bakımdan enerjinin kalitesi, maliyeti, yeterliliği ve devamlılığı öncelikle teminat altına alınacaktır. Ekonomi bölümünde belirtilen "Yeniden Büyük Türkiye" hedefleri için büyük miktarda enerjiye ihtiyaç vardır. Bunun için enerji yatırımları ihtiyaca cevap verecek düzeye getirilecektir.
Türkiye'nin sürdürülebilir bir kalkınmayı gerçekleştirebilmesi, doğru, tutarlı ve milli bir enerji politikasını uygulamasına bağlıdır. Enerjide kaynak çeşitliliğini sağlayacak önemli projeler hayata geçirilecektir.
Yıllardır engellenmiş olan nükleer teknolojinin ülkemize kazandırılması ve nükleer enerjinin milletimizin hizmetine sunulması sağlanacaktır.
Enerjide dışa bağımlılığı asgari seviyede tutmak için öncelikle yerli kaynaklar değerlendirilecektir. Derelere kadar hidrolik enerji imkânlarının, kömür yataklarının, rüzgâr, güneş ve jeo-termal enerji kaynaklarının değerlendirilmesi için çalışmalar hızlandırılacak, yatırım ve işletmeler desteklenecektir.
Komşu ve bölge ülkeleri ile enerji üretim ve iletim sahalarında işbirliğine gidilerek elektrik, doğalgaz ve petrol iletim hatlarında bağlantı kurulması sağlanacaktır.
Ülkemiz zengin petrol ve doğalgaz yataklarının bulunduğu bir bölgede olmasına rağmen, yeterli üretim yapılamamaktadır. Petrol ve doğalgaz üretimimizi artırmak için yurt içi ve yurt dışı sahalarda arama ve işletme faaliyetleri hızlandırılacaktır.
Enerji sahasında araştırma-geliştirme çalışmaları ve enerji tesislerinin makine ve teçhizat imalatı desteklenecektir.
Enerji üretimi ve dağıtımı özel sektör ve kamu yatırımları vasıtasıyla karşılanacaktır. Rekabet ortamı içerisinde ucuz ve temiz enerji arzı sağlanacaktır.
Petrol ürünlerinin dağıtımında, boru hatları inşası da alternatif olarak değerlendirilerek, uygun yerlerde tanker taşımacılığı boru hatları ile ikame edilecek, bu sayede tasarruf ve güvenlik sağlanacaktır.
Doğal gaz, ısınmada ve sanayide, zaruri bir ihtiyaç maddesi haline gelmiştir. Sanayide maliyeti ve kaliteyi etkilemektedir. Bu bakımdan bütün illere ve ilçelere doğal gaz ulaştıracak boru şebekeleri en kısa zamanda inşa edilecektir.
Doğalgazın en ucuz şekilde kullanıcısına ulaştırılabilmesi için, başta D-8'ler olmak üzere, bütün doğalgaz üreten ülkelerle, karşılıklı menfaatlere dayanacak şekilde anlaşmalar yapılacak ve mevcut anlaşmalar bu hususlar dikkate alınarak yenilenecektir.
Elektrik enerjisi iletim ve dağıtım hatlarında yenileme yatırımlarına öncelik verilerek kayıp ve kaçakların önüne geçilecektir.
Gelişme ve Kalkınmanın vazgeçilmez gereklerinden birisi de yeterli, etkin ve güvenli bir ulaşım ve haberleşme ağına sahip olmaktır.
Bu sebeple, mutlu insanların yaşadığı, geleceğin güçlü "Yeniden Büyük Türkiye"sini kurmak için, yeterli, etkin ve güvenli bir ulaşım ve haberleşme ağına ihtiyaç vardır.
Ulaştırma ve haberleşme hizmetlerinin mükemmelleştirilmesi hedefimizdir. Sanayinin yurt sathına yayılmasında ve bölgesel gelişmişlik farkının asgariye indirilmesinde en etkin alt yapının, kaliteli, yaygın ve güvenli bir ulaştırma ve haberleşme ağı olduğuna inanıyoruz. Bunun için bütün ulaştırma imkânlarının ekonomik ve dengeli bir tarzda yurt sathına yayılmasına öncelik verilecektir
Hazırlanacak ulaştırma mastır plânı ile karayolu, demiryolu, denizyolu ve havayolu ulaştırmasının, yatırım ve işletme maliyeti dikkate alınarak, ihtiyaca göre, dağılımı sağlanacaktır.
Demiryolu taşımacılığının hızlı, dakik, emniyetli ve ucuz olması dikkate alınarak, son elli yıldır ihmal edilen demiryolu ve denizyolu ulaşımı yeniden ele alınacak, yük ve yolcu naklinde demiryolu ve denizyolunun ağırlığı arttırılacaktır.
Üretim ve tüketim merkezleri ile limanlar ve komşu ülkeler arasında güvenli ve hızlı demiryolu ve denizyolu taşımacılığı geliştirilecektir. Bu şekilde nakliye maliyetleri düşürüleceği gibi karayolu trafiğini azaltarak yol güvenliğine de yardımcı olunacaktır.
Asya-Avrupa, Ortadoğu-Avrupa otoyol ve demiryolu bağlantıları geliştirilecektir.
İlçe, belde ve köy yollarının standartları yükseltilecek ve iller arası yollar çift yol haline getirilecektir.
Ulaşım sektörü için gerekli olan araç, makine ve teçhizatın yurtiçi imalatı desteklenecektir.
Haberleşme stratejik önemi olan bir sektördür. Bu sebeple, kaliteli ve güvenli olması, ihmal edilmesi mümkün olmayan bir gereksinimdir. Bazı ülkelerde ortaya çıkan skandallar bu sahanın milli kalmasındaki gerekliliği açık bir şekilde ortaya koymuştur. Bu sebeple bu sektör milli hale getirilecektir.
Savunma sanayiinde, dışa bağımlılığın azaltılabilmesi için gerekli orta ve uzun vadeli programlar hazırlanarak, ihracat potansiyeline ve dünya piyasalarında rekabet gücüne sahip, teknolojik bakımdan bütün diğer ülkelerin önüne geçecek, dost ve müttefik ülkelerle (D-8 ülkeleri gibi) dengeli işbirliğini mümkün kılan, bir Milli Savunma Sanayiinin oluşturulması ana hedefimizdir.
Bu anlayışla, müttefik ülkelerle uyumlu, kendi silah sistemlerimizin oluşturulması sağlanacak, ülkemiz dışa bağımlılıktan kurtarılacaktır.
Savunmamız için gerekli silah ve teçhizat ihtiyacı, orta ve uzun vadeli olarak belirlenerek milli savunma sanayiinin hazırlık yapmasına ve ihtiyaçların yerli kaynaklardan karşılanmasına özen gösterilecektir.
Savunma silah ve teçhizatının iç ve dış tedariki ve ihracatı tek merkezden yönetilecektir.
Öncelikle şu hususu ifade etmeliyiz ki, Saadet Partisi olarak bizim amacımız yeryüzünde yaşayan bütün insanların mutluluğudur. Biz, bütün insanlığın huzur ve barış içinde yaşamasını istiyoruz.
Bu amaca ulaşılması için, hakka dayalı âdil bir uluslararası düzenin kurulması gerekmektedir. Bizler, zengin tarihî mirası ve stratejik coğrafyasıyla Türkiye'nin âdil bir uluslararası düzenin kurulmasına öncülük edecek tarihî tecrübeye ve sağlam değerlere sahip olduğuna inanıyoruz.
İnsanlık âlemi geçen asırda milyonlarca insanın öldüğü iki dünya savaşına ve bunların ardından gelen soğuk savaş döneminin acı ve sıkıntılarına şahit oldu. Teknolojik gelişmelerin sağladığı bunca imkâna rağmen, kaynakların gayri adil ve dengesiz kullanılması sonucunda, insanoğlu 20. yüzyılda da, yoksulluklar ve açlıkların yanında suçların artışı, aile yapısının bozulması, çevre felâketleri gibi sayısız problemle boğuştu, bunaldı, hayal kırıklığına uğradı.Bir türlü beklediği ve özlediği âdil esaslara dayalı, huzur ve barış dünyasına kavuşamadı.
Yeni teknolojik gelişmelerle ve özellikle iletişim devrimiyle, şimdi gözler, ümitler ve özlemler 21. yüzyıla çevrilmiş durumdadır. Düşünceden bilime, teknolojiden ekonomiye, toplumsal ilişkilerden siyasete dünya adeta yeniden kuruluyor, yeniden yapılanıyor. Maalesef bu yapılanma, hak ve adalete göre değil, silah gücünü ellerinde bulunduranların çıkarlarını korumaya yönelik ve ırkçı emperyalizmin asırlardan beri düşlediği, herkesi kendisine köle yapmayı hedef alan ve neticede kan-gözyaşı ve ızdıraptan başka bir şey getirmeyecek olan bir yapılanmadır. Hâlbuki insanlığın, hakkı üstün tutan, daha âdil, daha insancıl ve daha uygar bir dünya özlemi ve arayışı devam ediyor. Ne var ki, dünya ekonomisi ve siyasetinde oluşan yeni dengeler, kuşku ve endişeleri de beraberinde getiriyor.
Nitekim, ABD tarafından uygulanmasına başlanan "Büyük Ortadoğu Projesi" (BOP) bölgedeki bütün ülkeleri tehdit ve tedirgin ediyor.
Balkanlardaki istikrarsızlık giderilmiş değildir. Kafkaslarda da çözüm sağlanamamıştır. Çeçenistan ve bölgenin diğer sorunları halen devam etmektedir. Azerbaycan topraklarının önemli bir bölümü halen Ermenistan'ın işgali altındadır.
Ege ve Kıbrıs sorunu çözülmüş değildir. Hatta Kıbrıs kaybedilmek üzeredir.
AB'nin Türkiye'den yeni azınlık tanımı ve suların yönetimi ile ilgili, ülke birliği ve beraberliğini bozacak taleplerine ilaveten, artan siyasi amaçlı misyonerlik faaliyetleri, ülkemiz için ciddî tehdit oluşturmaktadır.
"Yeni Dünya Düzeni", "Tek Kutuplu Dünya", "Küreselleşme", "Medeniyetler Çatışması" , "Genişletilmiş Ortadoğu Projesi" gibi tezler ve, adeta bu tezlere gerekçe oluşturan, arka planı karanlık, "Terör" tanımlaması; maalesef 21. yüzyılda da, insanlık için çok büyük tehdit ve tehlikelerin habercisi olmaktadır.
Afganistan'daki haksız işgal devam etmektedir. Türkiye'nin üzerine düşen görev, bu haksız işgale destek vermek değil, bu bölgenin bağımsızlığına ve işgalden kurtulmasına yardımcı olmaktır.
ABD ve müttefiklerinin, "Genişletilmiş Ortadoğu Projesi" adı altında, İslam dünyasına karşı sürdürdükleri kanlı işgal politikaları dünya barışını çok ağır bir şekilde tehdit etmektedir. Aynı şekilde, İsrail'in, yetmişten fazla Birleşmiş Milletler kararına rağmen, sürdürdüğü saldırganlık, soykırım ve genişleme politikası bölge ve dünya barışı için sürekli ve açık bir tehdit oluşturmaktadır.
ABD ve müttefiklerinin, Irak'ı haksız işgalleri ve işgalden sonra her türlü uluslar arası anlaşmayı hiçe sayarak yaptıkları insanlık dışı uygulamalar, Irak'ta kışkırtmaya çalıştıkları etnik ve mezhep tabanlı çatışmalar ve yapılanmalar, bölge ve dünya barışını tehdit etmektedir. Irak'a getirilen hürriyet ve demokrasi değil, Ebu Gureyb vahşetinin çığlıklarıdır.
Irak'tan sonra, sun'i gerekçelerle, İran'a ve diğer bölge ülkelerine karşı uygulanmaya çalışılan saldırgan politikalar da, bölge ve dünya barışı için çok büyük tehdittir.
Bu tür haksız saldırılar için bir savunma paktı olan NATO'nun kullanılmaya çalışılmasına karşıyız. Türkiye'nin komşuları ile ilişkilerine zarar verecek bu tür uygulamalara karşı, barışı korumak için elimizden geleni yapacağız.
Dünya ve bölge barışı üzerindeki bu tehditler elbetteki Türkiye için de geçerlidir. Bu tehditlere karşı Türkiye, bölge ve dünya devletleri ile işbirliği içerisinde, gerekli tedbirleri almak zorundadır.
Bu bağlamda, âdil temellere dayanılarak kurulacak olan yeni dünyada, huzur ve barışın sağlanması için, yeni bir savunma paktının kurulması gerektiğine inanmaktayız.
21. yüzyılda barışın tesis edilebilmesi ve âdil bir uluslararası düzenin kurulabilmesi için, insanlığa acıyı, savaşları, yoksulluğu ve çevre felaketlerini yaşatan 20. yüzyılı çok iyi tahlil etmek zorundayız.
1- Alacağımız ilk ders, materyalizmin insanlık âlemine mutluluk getirmediği gerçeği ve maneviyatçılığa dönme ihtiyacıdır.
20. yüzyılın baskıcı rejimleri, "Kuvvetlinin zayıfı yok etmesi doğanın temel yasasıdır; tekâmül için bir düşmanın olması ve onunla devamlı mücadele edilmesi gerekir." teorisine dayanmışlardır.
Bu maddeci görüşü benimseyen rejimler, bu kuralı uygulayarak insanlığa büyük acılar çektirmişlerdir. Artık temeli düşmanlık ve savaş olan bu zihniyet, yerini temeli şefkat, barış, sevgi, huzur ve kardeşlik olan yeni anlayışa bırakmalıdır.
2- Dünyanın huzuru için çatışma değil diyalog esas alınmalıdır.
Huzur, barış ve mutluluğa giden yol, samimi işbirliği ve dayanışmadan geçer. Bu da ancak diyalogla olur. Bu diyalog, teslimiyetçi ve kendi değerlerimizi terk etme mantığı ile değil, birbirimizi, anlama ve Batıya yanlışlıklarını anlatma mantığı ile yapılmalıdır.
3-Uluslararası ilişkilerde çifte standart değil adalet esas alınmalıdır.
Soğuk savaş döneminde maalesef, insan hakları, özgürlükler, demokrasi gibi kavramlar daha çok propaganda amacıyla kullanılmış, çifte standartlar hiç eksik olmamıştır. Kendi ülkelerinde insan hakları ve özgürlüklere sahip çıkan, dünyaya yön verme peşinde olan birçok ülke, çıkarları için baskıcı rejimlerle işbirliği yapmışlardır.
Soğuk savaş sonrası ortaya atılan "medeniyetler çatışması" tezi de, milletleri birlikte yaşama yerine çatışmaya sevk etmiştir.
Bugün yeni bir dünya kurulacak ve bu dünya hakka ve adalete dayalı olacaksa, çifte standartlar terk edilmeli, insan hakları ve özgürlüklerin herkes için gerekli olduğu kabul edilmelidir.
4- Tekebbürden, üstünlük iddiasından vazgeçilmeli, uluslararası ilişkilerde eşitlik esas olmalıdır.
İki kutuplu sistemin dağılmasından sonra oluşan "Yeni Dünya Sistemi"nin küresel hâkimiyet mücadelesini bitireceğine dair iyimser havalar çoktan dağılmıştır. Kısa zamanda görülmüştür ki, hegemonya mücadelesi devam etmektedir
Bu durum da uluslararası ilişkilerde hâlâ eşitsizliklerin hâkim olduğunu göstermektedir. Adil bir uluslararası düzenin kurulabilmesi için bunun terk edilmesi gerekmektedir.
5- Sömürü yerine âdil paylaşım ve işbirliği esas alınmalıdır.
20. yüzyıla sömürü ve dünyayı paylaşma yüzyılı dersek yanlış olmaz. Milyonlarca insanın ölümü ve sakat kalması ile sonuçlanan savaşların temelinde sömürü vardır.
Irkçı emperyalizmin bütün dünyayı kendisine köle yapmak için kullandığı en önemli vasıta, faizci kapitalist nizamdır. Bu nizam sayesinde ufak bir emperyalist azınlık bütün insanlığı sömürmektedir. Bu uygulama, ister istemez sonunda daha büyük sosyal patlamaları ve savaşları kaçınılmaz kılacaktır.
Sömürgecilikle dünyanın zenginlikleri gelişmiş ülkelere akmış; zenginler daha zengin, fakir ülkeler ise daha fakir hale gelmiştir. Bugün gelişmiş kuzey ülkeleri ile gelişmekte olan ve geri kalmış güney ülkeleri arasında gelir dağılımı ve yaşama standardı açısından derin uçurumlar oluşmuştur. Gelişmekte olan ekonomiler borç yükleri altında ezilmiş, borçlarının faizlerini bile ödeyemez duruma gelmişlerdir.
Bu durumdan, sadece fakir güney ülkeleri değil, gelişmiş olan ülkeler de rahatsız olmaya başlamışlardır. Sorun sadece borç ve faizlerin ödenememesi değildir. Bugün, refah ve özgürlük isteyen güney ülkelerinin insanlarının, gelişmiş batılı ülkelere akın etmeleri sonucunda Batıda göçmen sorunu ortaya çıkmıştır. Böylece bu asırda dünyanın en ciddi sorunlarından birini göçmenler sorunu oluşturmaktadır.
Yirminci yüzyılın sömürü araçlarından biri de gelişmiş ülkelerin gelişmekte olan ülkelere verdikleri yüksek faizli borçlardır. Bu şekilde ülkeler arası gelir dağılımı daha da bozulmuştur. Şimdi fakir ülkeler borçlarının faizlerini dahi ödeyemez hale gelmişlerdir
Bütün bu sorunlar sömürü ile değil ancak samimi bir işbirliği ile aşılabilir.
6- Baskı, totalitarizm ve faşizm insanlara acı ve gözyaşı getirmiştir; insanlığın mutluluğu için, insan hakları ve özgürlüklerin tüm dünyaya yayılması gerekmektedir.
Yirminci yüzyılda yayınlanan insan hakları ve özgürlük sözleşmeleri, 21. yüzyılda bütün dünyada, daha da geliştirilerek hayata geçirilmelidir. Maalesef 20. yüzyılda insanlık bu konuda iyi sınav verememiştir; yakın tarih insan hakları ihlalleri ile doludur.
İşte 20. yüzyılda insanlık, ifsat edici bütün sistemleri ve rejimleri deneyip bunların hiçbirinin insanlığa saadet getirmediğini açıkça görmüştür. Bu tecrübenin doğal neticesi, göz yaşı ve hüsran olmuştur.
Saadet Partisi, tüm insanlığa saadet getirecek adil bir uluslararası sistemin kurulması için şu prensiplerin zorunlu olduğuna inanmaktadır:
Esasen bu açıklanan sebeplerden dolayıdır ki, D-8'lerin bayrağında bu temel prensiplere işaret etmek üzere 6 tane yıldız bulunmaktadır.
Biz bu prensiplere dayanan bir barış ve saadet dünyasının kurulmasında, Türkiye'nin öncülük yapacağına inanmaktayız. Bu açıdan Türkiye, tarihi ve coğrafyası ile, büyük imkânlara sahip olduğu gibi, aynı zamanda bütün insanlığın saadeti için gerekli olan bu büyük sorumluluğu da taşımaktadır.
Zengin tarihi mirasının yanında Türkiye, dünyanın merkezinde, üç kıtanın birleştiği yerde, Balkanlar, Kafkaslar ve Ortadoğu gibi dünyanın en sorunlu bölgelerine komşu; ama aynı zamanda enerji ve ticari yolların kavşak noktasında, çok önemli bir konumda bulunmaktadır.
Türkiye, tarihte olduğu gibi, bu müstesna jeopolitik konumunun yanında, genç, dinamik ve yetişmiş insan gücü ve tabii kaynakları ile dünyanın ilgi odağı olmaya devam eden bir ülkedir.
Partimiz, barış, diyalog, adalet, eşitlik, işbirliği ve insan hakları, özgürlükler ve demokrasi ilkelerine dayanan politikalarla Türkiye'nin bu potansiyellerini insanlığın saadeti için kullanmakta kararlıdır. Bu suretle:
İşte bu tarihî ve coğrafi şartlar, Türkiye'ye yeni bir dünyanın kurulmasına öncülük etme görevini yüklemektedir. Bundan dolayı Türk dış politikasının bu amaçlara göre yürütülmesi, Türkiye'nin bütün ülkelerle ilişkilerini işbirliği ve yardımlaşma anlayışı ile en ileri derecede gerçekleştirmesi gerekmektedir.
Türkiye'nin geliştireceği esnek ve çok alternatifli stratejilerle, jeopolitik imkânlarını, uluslararası ekonomik, siyasi ve güvenlik ilişkilerinde dinamik bir şekilde kullanması bir zorunluluktur. Eğer, dinamizmin yoğun temposu yerine, statükoculuğun kolaycılığını tercih eden ve lider ülke olma yerine uydu olmaya razı olan dış politika geleneğinde ısrar edilirse, bırakın jeopolitik konumumuzu, tarihî ve manevi zenginliklerimizi küresel etkinliklere dönüştürmeyi, sınırlarımızı korumak bile tehlikeye girecektir.
Unutulmamalıdır ki, soğuk savaşta Türkiye'nin bütünlüğünü, Sovyetlerin sıcak denizlere inmesinin önünde bir engel olduğu için destekleyenler, şimdi Türkiye'nin Ortadoğu'daki su-petrol dengesine dayalı jeo-ekonomik etkinliğini ve adil yeni bir dünyaya öncülük yapmasını çıkarları için zararlı görmektedirler ve bu sebeple bugünkü sınırların değişmesini isteyebilirler.
Ayrıca Yugoslavya ve Karabağ krizlerinde de görülmüştür ki, uluslararası güvenlik şemsiyeleri artık sınırların garantisi değildir; yine Doğu Türkistan, Bosna ve Çeçenistan'dan sonra Afganistan ve Irak'ta da görüyoruz ki, "evrensel insani değerlere" kimse itibar etmemektedir.
Açıktır ki Türkiye, ortaya çıkan yeni uluslararası konjonktürü ve burada üsleneceği konumunu ciddi bir şekilde yeniden değerlendirmek zorundadır. Uluslararası konumun yeniden değerlendirilmesi, ülke-içi kültürel, siyasi ve ekonomik parametrelerin de göz önüne alındığı bir yenilenme süreci ile uyumlu olmalıdır. Kendini tanımlamakta bile güçlük çeken bir toplumun, uluslararası strateji oluşturmada siyasi bir irade ortaya koyabilmesi mümkün değildir.
Bizim diğer siyasi partilerden temel bir farkımız da bu anlayışta yatmaktadır. Diğerleri, bilerek veya bilmeyerek Türkiye'nin sıradan bir ülke olmasını hedef aldıkları halde, biz, Türkiye'nin özellikleri dolayısıyla, yeryüzünde huzur, barış ve bütün insanlığın saadeti için özel hizmetler yapmak zorunda olduğunu bilmekte ve Türkiye'nin kendisine saygı ve sevgi duyulan "Yaşanabilir Bir Türkiye", "Yeniden Büyük Türkiye" ve "Yeni Bir Dünya" kurulmasına öncülük yapması gerektiğine inanmaktayız
Bundan dolayıdır ki, Milli Görüş'ü temsil eden Saadet Partisinin, bir an evvel iktidara gelmesi Türkiye için hayati bir önem taşımaktadır.
Doğru bir tedavi için doğru bir teşhis ön şarttır. Bu teşhisi hakiki manasıyla yapabilmek için, emperyalist dış güçlerin işbirlikçi yönetimleri kullanarak attıkları adımları dikkatli bir şekilde takip etmek ve değerlendirmek gerekmektedir.
Ne görüyoruz:
Batı ile entegrasyon için yürütülen politikalar, ülkemizi altından kalkılması her geçen gün daha da zorlaşan tehlikelere sürüklemiştir.
Kıbrıs bir hiç uğruna feda edilmektedir. Çok büyük stratejik önemi olan bu adada uluslar arası anlaşmalarla sağlanan haklarımızdan vazgeçilmektedir.
Ermeni soykırımı iddiaları, müttefik kabul edilen ülkelerce, kabul görmektedir. Bu gidiş Türkiye'yi tazminat ödemeye ve toprak tavizine zorlar bir mahiyet kazanmaktadır.
Dicle ve Fırat havzalarının uluslar arası bir yönetime devredilmesinin gündeme getirilmesine bugünkü Hükümet tepkisiz kalmıştır.
Ege'de Yunanistan'la olan, karasularının 12 mile çıkartılması ve FIR hattı ihtilaflarımız, Yunanistan'ın lehine gelişme göstermektedir ki, bu Ege Denizini bir Yunan gölü haline getirir.
Karadeniz bölgesinde bir Rum Pontus devleti söylemi adım adım gündeme sokulmaktadır.
Fener Rum Patriğine 'Ekümenik Statü' tanınması neredeyse döfakto kabul edilir bir duruma gelmiş, misyonerlik faaliyetleri siyasi bir olgu içinde hız kazanmıştır. Buna mukabil Müslüman halkın inancını öğrenme ve yasama konusundaki engeller hâlâ devam etmektedir.
Medeniyetler arası diyalog, Dinler arası diyalog söylemleri ile yürütülen çalışmalar, tek taraflı işlemekte, kendi sağlam değerlerimiz sulandırılmakta, hatta terk edilmektedir.
Türkiye IMF dayatmaları, serbest Pazar ekonomisi aldatmaları, borçlar, yanlış özelleştirme politikaları ile ekonomik bir esarete sürüklenmektedir. Tarım, Sanayi, Ticaret, Bankacılık, haberleşme sektörleri bütünüyle ırkçı emperyalist sermayeye terk edilmiştir.
Bunlara şimdi bir de yeni azınlık anlayışı eklenerek iç çekişmelere zemin hazırlanmaktadır.
Bütün bunlar birer münferit olay olmayıp, ırkçı emperyalizmin plân ve hedeflerinin uygulanması maksadıyla, yine onlar tarafından tanzim edilerek yürütülen olaylardır.
Ne istiyorlar:
1990 yılında Komünizmin iflası ve Sovyetlerin dağılmasından sonra tek kutuplu bir dünya meydana gelince ve bu kutbu ABD temsil etmeye başlayınca, ırkçı emperyalistler, asırlardan beri bekledikleri Büyük İsrail ve dünya hâkimiyeti inançlarının gerçekleşmesi için artık vaktin geldiğine karar verdiler, kontrolü altında tuttukları ABD yönetimi vasıtasıyla bunu gerçekleştirmek için adım adım planlarını uygulamaktadırlar.
Yeryüzünün her tarafında, Filistin'deki uygulamalarda görüldüğü gibi, insanları şiddet kullanarak esir ve köle etmek isteyen ırkçı emperyalizmin bu gayelerini, tarih boyunca, Selçuklular ve Osmanlılar önlemişti. İslam âlemi bu maksatla yapılan 18 Haçlı seferini geri püskürterek yeryüzünde huzur ve barışı korumuştu.
Bu gerçekleri çok iyi bilen ırkçı emperyalizm, bugün dünya planlarını uygularken, asıl hedefleri olan Türkiye'yi "İşsiz, aç, borca esir ve dininden uzaklaşmış" bir ülke haline getirmeye büyük önem vermektedirler. Türkiye'deki yönetim de, maalesef iktidarda kalabilmek için, bu dış güçlerin desteğini her şeyden önemli gördükleri için, onlardan gelen her teklifi kabul etmekte, böylece Türkiye hızla "yumuşak lokma" olmaya sürüklenmektedir.
Bundan dolayıdır ki, Türkiye'de hiç vakit geçirmeden, Milli Görüş'ün iktidara getirilmesi ve şahsiyetli bir dış politika izlenerek "Uydu değil, lider Ülke" uygulamasıyla kurtarılması kaçınılmaz bir zorunluluk haline gelmiştir.
Saadet Partisinin takip edeceği şahsiyetli dış politikanın, ve dış politikada "Uydu değil, lider Ülke" uygulamasının temel esasları aşağıda özetlenmiştir.
Avrupa Birliği:
Özellikle AB'nin, tam üyelik süreciyle birlikte, son yıllarda, ülkemize, milletimize ve milletimizin sahip olduğu değerlere karşı sergilemekte olduğu kabul edilemez tutum ve davranışlar, AB'yi oluşturan zihniyetin insan hakları, inanç özgürlüğü, inanca saygı, çoğulculuk ve farklı medeniyet mensupları ile birlikte yaşama konularında yeterince gelişmiş bir düzeyde olmadığını ortaya koymuştur. Batılı ülkelerin hâlâ eski emperyalist ve sömürgeci alışkanlıklarından kurtulamadıkları ortadadır.
Bu şartlar altında Saadet Partisi olarak Türkiye'nin AB'ye üye olmasına karşıyız.
Çünkü, AB'ye tam üyelik, Türkiye'nin bağımsızlığından vazgeçmesi, kendisini Batı kültür ve medeniyetine teslim etmesi, onları yönlendiren ırkçı emperyalizmin plân ve hedeflerinin gerçekleşmesi için adım adım parçalanıp yok olmaya götürülmesi manasını taşımaktadır. Zira 1990'da Komünizmin iflâs edip, Sovyetlerin dağılmasından sonra ortaya çıkan tek kutuplu dünyada, ırkçı emperyalizmin etkisi artmış ve AB bunların plân ve gayelerine hizmet eden bir topluluk haline dönüşmüştür.
Bu gerçekler dolayısıyladır ki, AB ye tam üyelik yerine, eşit koşullarda karşılıklı ikili ilişkiler içinde olmayı doğru buluyoruz. Türkiye'nin AB ile ilişkilerinin, tüm uluslararası ilişkilerimizde olduğu gibi, barış, diyalog, adalet ve eşitlik çerçevesinde yürütülmesinden yanayız.
Zira Türkiye'nin âdil bir düzene sahip, yeni bir barış dünyasının kurulmasında öncülük yapmasının engellenmesi, sadece Türkiye için değil, aynı zamanda AB ve bütün insanlık için, telafisi mümkün olmayan bir kayıp demektir.
Türkiye - ABD İlişkileri:
ABD ile barış, diyalog, adalet ve eşitlik çerçevesinde, ilişkilerimizin sürdürülmesini istiyoruz. ABD, kendi halkının muhalefetine rağmen, ısrarla yürütmeğe çalıştığı bölge ve dünya barışını tehdit eden yeni savunma konseptini tekrar gözden geçirmelidir. ABD'den, Afganistan ve Irak'taki işgale derhal son vermesini, sorunları barış, diyalog, adalet ve eşitlik çerçevesinde çözmeye çalışmasını ve Büyük Ortadoğu Projesinden vazgeçmesini bekliyoruz.
Karadeniz havzasındaki ülkelerin ekonomik işbirliğinin geliştirilmesi ve teşkilat içinde Türkiye'nin etkinliğinin artırılmasına gayret edilecektir. Üye ülkelerle ticaret hacmimizin artırılması ve karşılıklı yatırımların yapılması teşvik edilecektir.
Karadeniz havzasının bir barış ve işbirliği havzası haline gelmesi için Türkiye üzerine düşeni yapacaktır. Bu kapsamda Karadeniz'e kıyısı olmayan ülkelerin burada savaş gemileri bulundurmasına karşıyız.
Tarih, kültür ve manevi bağlarla bağlı olduğumuz kardeş Türk Cumhuriyetleri ile, temel ilkeler çerçevesinde, en ileri örnek ilişkilerin tesis edilmesini istiyoruz. Bunun için gerek ikili, gerekse müşterek üye olduğumuz kuruluşlar içindeki ilişkilerimizi geliştireceğiz. Ekonomik ve kültürel olarak yeni ve ileri işbirliği imkânlarını araştıracağız.
Türkiye İslâm Konferansı örgütünün güvenilir bir üyesi olarak, üye ülkelerle daha yakın ekonomik ve kültürel ilişki içerisinde olacaktır. Bu ilişkiler, karşılıklı yararımıza olacak şekilde, en üst düzeye getirilecektir.
Uygulanan çifte standartların ortadan kaldırılması ve her türlü haksızlığın önlenebilmesi için, İKÖ'nün çok daha etkin bir hale getirilmesi konusunda Türkiye'ye önemli görevler düşmektedir. İnanıyoruz ki bu konuda her türlü önlemin alınması ve çabanın gösterilmesi, sadece 1.5 milyarlık İslam dünyasının huzur ve barışını sağlamakla kalmayacak, aynı zamanda dünya barışına ve âdil bir uluslararası sistemin kurulmasına da önemli katkılar yapacaktır.
Bu çerçevede, Türkiye'nin öncülüğünde faaliyet gösteren "İslam Ülkeleri Ekonomik İşbirliği Daimi Komitesi" (İSEDAK)'ın daha etkin, şuurlu ve verimli çalışmasını sağlayacağız.
Genellikle tarihi ve kültürel bağlarımızın bulunduğu ülkelerin üye olduğu ECO' ya ayrı bir önem veriyoruz. Yukarıda belirttiğimiz ilkeler ışığında ECO üyesi ülkelerle kültürel, ekonomik, altyapı, teknolojik ve diğer alanlarda işbirliğinin geliştirilmesi için her türlü gayret gösterilecektir.
Türkiye 15 Ağustos 1997'de imzalanan D-8'lerin kurulmasına öncülük etti. Türkiye bunu, huzur, barış ve mutluluğun hakim olduğu "yeni bir dünyanın" kurulabilmesinin, gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerin katkılarıyla daha kolay gerçekleşebileceği inancıyla yaptı.
D-8'lerin kuruluşunu, 20. yüzyılda insanların çektiği acılardan sonra, yukarda izah edilen altı temel ilke üzerine, yeni bir dünyanın kurulması için, 21. yüzyıla tutulmuş bir ışık olarak görmekteyiz.
Ülkeler arasında ki sorunların çözümü ve yeni bir dünyanın kurulmasında yukarıda açıkladığımız altı esas, yeni bir ruh, yeni bir heyecan getirecektir. Ümit ediyoruz ki; 5 milyar toplam nüfuslu gelişmekte olan 150 ülke adına D-8'ler ile 1 milyar toplam nüfuslu 30 gelişmiş ülke adına G-8'lerin, bir yuvarlak masa etrafında bir araya gelerek, "II. Yalta Konferansı"nı yapmaları ve böylece barış, diyalog, adalet, eşitlik, işbirliği, insan hakları ve demokrasi ilkeleri çerçevesinde sorunları çözüme kavuşturup, özlenen, âdil uluslararası sistemi birlikte kurmaları ancak bu samimi çabalarla mümkün olacaktır.
Dış güçlerin etkileriyle, milli menfaatlerimize aykırı olarak, yapay sebeplerden dolayı komşularımızla ilişkilerimizi gerginleştirmeyi tamamen yanlış bir davranış olarak görüyoruz.
Aksine, bütün komşularımızla, her alanda en ileri ilişkilerin kurulmasından yanayız. Mevcut sorunların bu ilişkiler sayesinde en iyi şekilde çözümleneceğine inanıyoruz.
Prensip olarak, Birleşmiş Milletler içinde ayrıcalığı olan bir "Güvenlik Konseyi"ne karşıyız. Ancak, bu durum düzeltilene kadar, yukarıda açıklanan tarihi ve coğrafi nedenlerle, Türkiye'nin, BM Güvenlik Konseyi daimi üyesi olmasının gerekliliğine inanıyoruz.
Tüm insanlığın saadetini amaç edinmiş olan partimiz, ülkemizin, her ülke ile hakkı üstün tutan adil işbirliğine dayanan ilişkiler kurması ve bu ilişkileri geliştirmesi için gayret gösterecektir.
Bu program, partimizin diğer partilerden farkını açıkça ortaya koymaktadır. Saadet Partisi'nin hareket noktası şefkat ve sevgidir; amacı, öncelikle ülkemizin bütün evlatları olmak üzere tüm insanlığın saadetidir. İnancımız odur ki, saadete ancak programımızın temel ilkelerinin uygulanmasıyla ulaşılabilir.
Görüşümüz diğer partilerden farklı olduğu için ayrı bir parti olarak örgütlenmiş bulunuyoruz. Tekrar tekrar yapılan denemeler açıkça göstermiştir ki, yanlış ilkelerle siyaset yapanlar, milletimizin özlemi olan saadeti gerçekleştirmekte başarılı olamamışlardır.
Temel Farklarımız;
1-Saadetin temel unsurlarından olan Saygınlık ancak bizim görüşümüzle gerçekleşir. Çünkü;
2- Saadetin temel unsurlarından biri olan Huzur, Barış, Kardeşlik ancak bizim görüşümüzle gerçekleşebilir. Çünkü:
3-Saadetin temel unsurlarından İnsan Hakları Ve Özgürlükler ancak bizim görüşümüzle gerçekleşir. Çünkü;
4-Saadetin temel unsurlarından olan Adalet ancak bizim görüşlerimizle gerçekleşir. Çünkü;
5-Saadetin temel unsurlarından olan Refah, ancak bizim görüşümüzle gerçekleşir.
Çünkü;
Bu program;
Tıpkı Birinci Dünya Savaşı'ndan sonra, istiklalini kaybetme tehlikesini gören milletimizin, Müdafaa-i Hukuk hareketi ile ayağa kalkarak "Ben ölmedim!" deyip mukaddesatına sahip çıkmak için başlattığı İstiklal Savaşı'ndaki şevk ve heyecanı taşıyan,
21. Yüzyılda "Ben de varım!" diye ayağa kalkan Anadolu'nun azmini tüm dünyaya ilan eden,
Bunu gerçekleştirmek için kendi gücüne ve kaynaklarına güvenen Aziz Milletimizin özgüveninin ifadesidir.
Programımızın, insanımızın beklediği ve özlediği saadete bir an evvel kavuşmasına vesile olmasını Cenab-ı Hak'tan dileriz.
Allah Aziz Milletimizin yar ve yardımcısı olsun.