Giriş
Hesabınız yok mu? Kayıt Ol
 

Arama

Milli Görüş

Milli Görüş Partileri

Siyonizm

İslam Tarihi

Haberler

Navigasyon Menü

İddianameye Cevap 6 PDF Yazdır E-posta
Perşembe, 30 Ekim 2008

B.2. PARTİNİN BİR ÜYESİ OLARAK GENEL BAŞKAN NECMETTİN ERBAKAN HAKKINDAKİ İSNADLARIN HUKUKEN GEÇERLİLİĞİ YOKTUR.

a. SAYIN BAŞSAVCI’NIN REFAH PARTİSİ GENEL BAŞKANI NECMETTİN ERBAKAN VE DİĞER BAZI PARTİ ÜYELERİNİ, ÜNİVERSİTELİ KIZ TALEBELERİN KILIK VE KIYAFETLERİ HAKKINDA, YAPTIKLARINI İLERİ SÜRDÜĞÜ KONUŞMALARDAN DOLAYI, İSNADA HEDEF YAPMASI, HUKUKEN GEÇERSİZDİR.(1) Bu husus bütün yönleriyle yukardaki (Bölüm IV, Kısım A-4.a) bölümünde pekçok deliller yapılan ispatlarla açıklanmıştır.

(2) Prof. Dr. Necmettin ERBAKAN'ın bu konuda açıkladığı görüşler Meclis çalışmalarında açıkladığı görüş ve fikirlerin Meclis dışında tekrarından ibaret olduğu için aşağıdaki (Bölüm IV, Kısım C) bölüm de belirtildiği gibi Anayasa 83/1 maddesine göre sorumsuzluk güvencesi altındadır. Ek: Bölüm IV, No:12'de Necmettin Erbakan'ın bugüne kadar ki meclis çalışmaları esnasında yaptığı pek çok konuşmaya bir misal olmak üzere sadece 5 adet konuşmayı misal olarak bir dosya halinde takdim olunmuştur. Bu dosyadanda açıkça görüldüğü gibi Necmettin Erbakan'ın meclis dışında yaptığı konuşmalar meclis içinde yaptığı konuşmaların tekrarından ibarettir.

Bu sebepten dolayı, bu konuşmalarda yasalara aykırı hiçbir husus olmadığı gibi esasen Anayasa’nın 83/1 maddesinin milletvekillerine getirdiği sorumsuzluk güvencesine göre bunların herhangi bir davaya mesned yapılmaları da mümkün değildir.

b. NECMETTİN ERBAKAN'IN ÖZEL HUKUKTA "AKİT SERBESTLİĞİ HAKKININ SAVUNULMASI"NA DAİR GÖRÜŞ SERDETMİŞ OLMASININDA HERHANGİ BİR DAVAYA MESNED YAPILMASI MÜMKÜN DEĞİLDİR.Sayın Başsavcı, iddianamesinin 9. sayfasında: Refah Partisi Genel Başkanı Necmettin ERBAKAN'ın; TBMM Başkanı Sayın Hüsamettin Cindoruk tarafından organize edilen "Liderler Anayasa Çalışma Toplantısı"nda konuşma yaptığını; " 'Benim inandığım şekilde sen yaşayacaksın' tahakkümünün ortadan kalkmasını istiyoruz, çok hukuklu bir sistem olmalı." dediğini ifade ederek, laikliğin ihlal edildiği iddiasında bulunmuştur.

Bu iddia varid değildir. Hiçbir hukuki geçerliliği yoktur.

Şöyleki:

Önce bir defa bahse konu toplantı, TBMM Sayın Başkanının daveti üzerine gerçekleşen ve fasılalarla devam eden bir toplantı olup:

(1) Bu çalışma bir meclis çalışmasıdır. Aşağıdaki (Bölüm IV, Kısım C) bölümünde açıkça belirtildiği gibi, Anayasa’nın 83. Maddesinin "Sorumsuzluk güvencesi" altındadır; herhangi bir davaya mesned yapılması mümkün değildir.

(2) Bu Meclis çalışmalarında; Parti liderleri yeni Anayasa çalışmaları üzerinde görüşlerini ve tekliflerini açıklama görevlerini yapmışlardır. Birbirlerinin görüşlerini zaman-zaman teyid ederek karşılıklı yararlanmışlardır.

Nitekim bu toplantının tutanaklarından da görüldüğü gibi Sayın Ecevit bu toplantıda şu açıklamaları yapmıştır.

"Meclisteki değerli çalışma arkadaşlarımızla birlikte, çok güzel bir sistematikle yaptığınız hazırlık için sizi ve değerli arkadaşlarınızı kutlamak isterim, şükranlarımı belirtirim."

"Sayın ERBAKAN gerçekten yararlanarak dinlediğim konuşmalarında başka birçok ülkeden örnek verdiklerini söylediler."

"Sayın ERBAKAN'ın ve partisinin seçim sistemiyle ilgili önerisine yürekten katılıyorum ve bunu rejim açısından, demokrasi açısından en az..." (3) Konuşma bütünüyle ele alındığında kastedilen maksadın "özel hukukta akit serbestliği hakkının savunulması" olduğu açıkça görülmektedir.

Nitekim: (Ek: Bölüm IV, No:9) deki toplantı zaptının 11. sayfasında;

"BİZ GEREK TÜRKİYE'DE GEREKSE ÇAĞDAŞ DÜNYADA, ÜLKELERİN HUZUR İÇİNDE OLMASI İÇİN "BENİM İNANDIĞIM ŞEKİLDE SEN YAŞAYACAKSIN" TAHAKKÜMÜNÜN ORTADAN KALKMASINI İSTİYORUZ. ÇOK HUKUKLU BİR SİSTEM OLMALI, VATANDAŞ GENEL PRENSİPLERİN İÇERİSİNDE KENDİ İSTEDİĞİ HUKUKU KENDİSİ SEÇMELİ" cümlesi yer almaktadır.

Burada ki "GENEL PRENSİPLERİN İÇERİSİNDE" şartı, Anayasa, yasalar, kamu hukukunun temel esaslarını kasdettiği için, açıklanan görüşteki maksadın özel hukuktaki "AKİT SERBESTLİĞİ" olduğu açıkça görülmektedir.

Pek çok yerde yapılan açıklamalarda da bunun böyle olduğu belirtilmiştir. Bundan dolayı açıklanan görüşten maksat:

Kamu hukukun’da değil, kişilerin ve özel kurumların tercihlerine bırakılan ve: TTK, BK, MK, HUMK, CMUK ve 2657 Sayılı "Milletlerarası Özel Hukuk Hakkında Kanun"da yer alan tercihe bağlı "akit yapma" ve "Mahkeme ve Hakem seçme" hakkının, çağdaş gelişmelere ve taraf olduğumuz uluslararası anlaşmalara paralel olarak Anayasal güvenceye kavuşturulması" dır.

(4) Yine açıklanan görüşteki "serbesti" ve "tercih" hakkından maksat 2657 sayılı kanunun 14., 24., 31., ve 43. maddelerinin te'yidinden ibarettir.

Yine bu açıklamalar;

MK'nun 170 ve 475,

BK'nun 19,

TTK'nun 8,

HUMK 516 ve 536

maddelerinin teyidinden ibarettir.

(5) Açıklanan fikirler Türkiye'nin de taraf olduğu BM İnsan Hakları, Avrupa İnsan Hakları Helsinki ve Paris Şart’larında temel insan hakları olarak kabul edilen çağdaş esasların ve tercih haklarının teyidinden ibarettir.

(6) Netice itibariyle açıklanan fikir insanların özel hayatlarında, yukarda belirtilen uluslararası anlaşmalar ve yasaların insanlara tanıdığı hakların kullanılabilmesinin Anayasal güvenceye bağlanarak kullanılmasından ibarettir.

(7) Böyle bir düşünce açıklamasının "Laiklik"e aykırı sayılması kesinlikle mümkün değildir; tam tersine bu açıklama "Laiklik"in gereğidir. Çünkü, bu açıklamada tek bir görüşün katı kuralları yerine temel esaslar dahilinde, yani Anayasa ve yasalar çerçevesinde herkese tercih hakkı tanıyan bir görüş savunulmuştur.

(8) Yine konuşmanın bütününde baştan-sona kadar "Laiklik"in savunulması yapılmıştır:

"Laiklikten bütün dünya üç şey istiyor: Bir kimse, vicdanından dolayı kınanmasın; baskı yapılmasın; herkes inancında hür olsun. Biz burda da 'her türlü baskıyı önleyen bir devlet' diyerek, kimsenin kimseye baskı yapmasını önleyici bir kuvvet getirdik ve devletin kendisi tahakküm yapamayacak, devlet hizmet için var olacak, hizmeti esas alacak, ve devlet insan haklarına dayanacak. (...) Demokratik olacak, (...) Bu ne demek? Kanunların yapılışında halkın istediği olacak, yani SKOLASTİK bir zihniyetle 'dinimiz böyle emrediyor, öyleyse kanunlar böyle yapılmalıdır' diye bir zorlamayı da uygun görmüyoruz; ilmi çalışılmalı".

"Uzlaşamayacağımız hiçbir şey yoktur; yeterki herkes fikrini açıkça söylesin, yeterki, nihâyet milletin hakem olduğunu dikkate alalım..." (Ek: Bölüm IV, No:10, Toplantı Tut. Say. 21). Tutanaktaki bu ifadelerden açıkça görüldüğü gibi konuşmada ana esas, laikliğin savunulmasıdır.

Kanunların yapılmasında skolastik bir zihniyetle dinin emirlerinin değil, ilim ve aklın esas alınmasıdır.

Bu açık gerçekler ortada iken böyle bir konuşmayı laikliğin ihlali olarak telakki etmeye elbette imkân yoktur.

(9) Kaldıki Anayasa'nın 25. maddesine göre:

"Her ne sebep ve amaçla olursa olsun kimse, düşünce ve kanaaatlerini açıklamaya zorlanamaz; düşünce ve kanaatleri sebebiyle kınanamaz ve suçlanamaz.." (Any. Md. 25/2).(10) Mezkur görüşlerin açıklanması Uluslararası Anlaşmalar’ın ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin pek çok kararlarının da tekrar-tekrar teyid ettiği düşünce hürriyetinin en tabii bir uygulamasından ibarettir (Bölüm I, Fasıl 2, Kısım B).

(11) Yukarda (Bölüm IV, Kısım A-3)) bölümü münasebetiyle açıkça belirtildiği gibi Necmettin ERBAKAN'ın bütün beyanları "Laiklik"in savunulması istikametindedir (EK: Bölüm IV, No:1). Sayılamıyacak kadar çok lehte delil varken, hiç ilgisi olmadan, Anayasa'nın herhangi bir suçlamaya müsaade etmediği bir Meclis çalışmasını, anafikirden çıkarıp tam tersine yorumlara tabi tutmak mümkün değildir; Hukuki geçerliliği yoktur.

(12) Bir Meclis çalışmasında, sorulduğu zaman düşünce açıklamanın eylemle hiçbir ilgisi yoktur. "Hakimiyetin Kayıtsız Şartsız Millet'e Ait..." olmasının doğal sonucu milletvekillerinin, bahusus Meclis çalışmalarında görüş ve düşüncelerini hiçbir kayda ve engele tabi olmadan açıklayabilmeleridir.

(13) Yukarıda bir bir serdedilen pekçok gerekçenin hepsi bir yana bırakılsa dahi yine de Sayın Başsavcı’nın kendi faraziyelerine göre yasalara uygun böyle bir Meclis çalışmasını, bir isnad olarak ileriye sürmesi mümkün değildir. Çünkü bu Meclis çalışması 23.3.1993 tarihinde cereyan etmiş olup, 1995 Anayasa değişikliğinden çok öncedir. 1995 Anayasa değişikliğinden önce Anayasa'da siyasi partilerin "odak" olma sebebiyle kapatılmaları söz konusu olmamıştır.

Sonuç:

Yukardaki Necmettin ERBAKAN'ın Özel hukukta "akit serbestliği" ile ilgili olarak bir Meclis çalışmasında görüşlerini açıklamış olması, herhangi bir davaya mesnet yapılamaz.

Çünkü;

Bu görüşler bir meclis çalışmasında açıklanmış olduğu için, Anayasa’nın 83. maddesine göre "sorumsuzluk güvencesi" altındadır.

Herhangi bir eylemle ilişkisi yoktur, görüş açıklamaktan ibarettir.

Açıklanan görüşler uluslararası anlaşmalar, Anayasa ve yasalara uygundur, "Laikliğe aykırılık" la hiç bir ilgisi yoktur; tam tersine bu çalışma ile "laiklik" savunulmuştur.

Bu görüşlerin açıklanması, bir siyasi partinin Genel Başkanı ve bir parlamenter olmanın tabii sonucudur.

Siyasi partiler ve onların temsilcileri, Anayasal teminat altında bulunan yasal ve denetsel görevlerini serbestlik içinde yapamazlarsa "Demokratik Parlementer Sistem" işlevini nasıl yerine getirecektir?

Görüldüğü gibi bu iddia da diğerleri gibi mesnetten yoksundur, hükme medar olamaz.

c. NECMETTİN ERBAKAN'IN GRUP KONUŞMASINDA "GEÇİŞ DÖNEMİNİN HUZURLU OLMASINI" İSTEYEN KONUŞMASIYLA İLGİLİ OLARAK, SAYIN BAŞSAVCI’NIN İLERİ SÜRDÜĞÜ MÜTALAALAR YERSİZDİR.İddianamenin 9. sayfasında Refah Partisi Genel Başkanı Necmettin ERBAKAN'a bazı sözler izafe edilmiş ve bu sözlere dayanılarak parti suçlanılmak istenmiştir.

Sayın Başsavcı, Meclis grubunda yapılan konuşmanın aslının ne olduğunu, ne maksatla yapıldığını araştırmadan, tesbit etmeden ve ne saikle yapıldığını ilgiliye sormadan, uygun düşeceğini tahayyül ettiği bir takım beyanlarda bulunarak asıl konuşmanın maksat ve gayesiyle ilgisi olmayacak şekilde yorumlama yoluna sapmak suretiyle fahiş bir hata yapmıştır.

Halbuki:

(1) Sözü edilen konuşma TBMM Grup Toplantısı’nda yapılmış bir konuşma olduğu için Meclis çalışmaları kapsamında yapılmış bir konuşmadır. Anayasa'nın 83. maddesinin milletvekilleri için sorumsuzluk güvencesine ait açık hükmü ve aşağıdaki 83. madde ile ilgili açıklamalara göre hiçbir şekilde, herhangi bir suçlamaya mesnet yapılamaz (Bölüm V).

(2) Herhangi bir suçlamaya mesnet yapılmak maksadıyla değil de gerçekte ne söylendiğinin anlaşılması maksadıyla bir konuşmanın değerlendirilmesi istenildiği takdirde, malum olduğu üzere, müstekar hale gelmiş Yargıtay İctihatları’na ve bilimsel görüşlere göre konuşmanın aslının tam olarak ele alınması bütünü içinde değerlendirilmesi, hangi sebep, saik ve maksatla gerçekte ne söylenmek istendiğinin tesbiti gereklidir. Bunun için de konuşmacıya neyi, niçin söylediğinin sorulması gerekir.

(3) Bu konuşma, bilindiği gibi bir kısım basın tarafından tamamen gerçeklere aykırı biçimde değiştirilmiş, bir-iki kelime ortaya atılarak, asıl maksadının dışında gösterilmeye çalışılmış ve üzerinde birçok polemik yapılmış bir konuşmadır. Yapılan bütün tavzih, tekzip ve açıklamalara rağmen yanlış olarak tanıtılmaya çaba gösterilmiştir. Hal böyle olduğundan dolayı bu konuşmanın aslının ve maksadının ne olduğunun tesbiti için yukardaki hukuk kurallarına titizlikle riayetin büyük önemi vardır.

(4) Bir konuşmanın değerlendirilmesinde "sebep ve saik" gözardı edilemez; zira hukukta "saik" çok önemlidir.

GERÇEK NEDİR?

(5) Meclis grup toplantısının yapıldığı 13 Nisan 1994 tarihi, 27 Mart 1994 Yerel Genel Seçimler’den iki hafta sonraya rastlayan bir tarihtir.

27 Mart 1994 günü Genel Yerel Seçimler yapılmış; Refah Partisi, başta büyük şehirlerin çoğu olmak üzere tüm ülkede milletimizin beklediği demokratik başarıyı göstermiştir.

Diğer taraftan, hemen bu seçimlerin arkasından henüz icraata başlama fırsatı doğmadan bir kısım çevrelerce Refah Partisi'ne, Refah Partililer’e tahkir ve açık tehdit eylemleri başlatılmıştır.

Bu meyanda bir takım kuruluşlar tarafından her yerde görülmemiş yoğunlukta "tahrik" ve "tahrike teşvik" mahiyetinde eşine rastlanmamış bir kampanya başlatılmıştır. Başta İstanbul, Ankara olmak üzere, bu çevrede yasadışı yürüyüşler yapılmıştır.

Bu kampanyanın nasıl bir kampanya olduğunu (EK: Bölüm IV, No:11) de takdim olunan dosyadaki fakslar açık bir şekilde göstermeye yeterlidir. Bu faksların nerelerden nerelere gönderildiği de ayrıca dikkat çekicidir.

Hemen belirtelim ki o tarihlerde Refah Partisi tarafından bu konularda yetkili mercilere suç duyurusunda bulunulmuştur (Ek: Bölüm IV, No:12).

Bu faxlardan açıkça görüldüğü gibi, "Kan" dan bahseden Refah Partisi Genel Başkanı değil, bizzat bu çevrelerdir. Nitekim fakslarda şu cümleler yer almıştır:

"Ankara Melih Gökçek'e MEZAR olacak... Gerekirse KANIMIZIN son damlasına kadar direnmeye ve savaşmaya hazırız..." Ayrıca yapılan kanunsuz yürüyüşlerde de birçok yakışıksız slogan, tehdit, tahkir sözleri kullanılmıştır.

"Ankara Melih'e Mezar olacak..." gibi ciddi tehditler yapılmıştır.

Bu olaylar sebebiyle Refah Partisi Genel Başkanı bir yandan bu çevrelerin yürüyüş, eylem ve tahriklerin son bulması diğer yandan RP'li belediyelerin huzur ve barış içinde hizmet yapabilmeleri için bahse konu grup toplantısında, ülkenin o günkü durumunu bir tahlile tabi tutmuş, bu yapılan kanunsuz eylemleri kasdederek, bu huzursuzluktan bir fayda gelmeyeceğini belirtmek kasdıyla bu tahrikleri yapanlara seslenmiş; kanlı tehditleri bırakın; RP'nin genel yönetimde de iktidara gelip "Adil Bir Düzen'i kuracağı güne ulaşıncaya kadar geçireceğimiz dönemi huzur, barış ve kardeşlik içinde geçirelim" mealinde bir konuşma yapmıştır.

Asıl maksadı ve gayesi açık olan bu konuşma ne yazık ki bir kısım basın tarafından art maksatlı olarak yapılan değiştirmeler ve yorumlar ile asıl gayesinden saptırılmıştır.

Bununla beraber, birkısım medyanın yaptığı bütün bu tahrifata rağmen, değiştirilmiş, metinlerden bile, dikkatle incelendiği zaman asıl maksadın ne olduğu görülmekte ve konuşma aslının yapılan yorumlarla bir ilgisinin bulunmadığı anlaşılmaktadır.

Mesela: Bu konuşmayı A.A. 13.04.1994 günlü bülteninde, aşağıda olduğu gibi vermiştir.

"(A.A) 27 Mart'ta halk yanıldı diyorsunuz, o zaman buyurun hemen halka gidelim, halk ne diyor. (Halk seçim istemiyor) diyorsunuz, o zaman, halkın ne isteyip istemediğini halka soralım. Halk Adil Düzen’i, istikrarı, barışı istiyorsa hemen seçime gidelim.

Bir kaç tane, hükümet tarafından beslenen holding dışında herkes bizimle birliktedir.

Bütün halkımız bizimle beraber Adil Düzen, lider ülke istiyor, Refah Partisi iktidara gelecek, Adil Düzen kurulacak, sorun ne? GEÇİŞ DÖNEMİ sert mi olacak, yumuşak mı? Tatlı mı olacak, kanlı mı olacak? Bu kelimeleri kullanmak bile istemiyorum ama, BUNLARIN TERÖRİZMİ KARŞISINDA herkes bu gerçeği görsün diye bu tabirleri kullanmaya mecburiyet duyuyorum.

Türkiye'nin şu anda bir şeye karar vermesi lazım, Türkiye Refah Partisi ile Adil Düzen'e geçecek, bu kesin şart. GEÇİŞ DÖNEMİ yumuşak mı olacak, sert mi olacak, tatlı mı olacak, kanlı mı olacak? 60 milyon buna karar verecek. BİZ DİYORUZ Kİ BU GEÇİŞİ TATLI YAPALIM, BU GEÇİŞİ BARIŞ İÇİNDE, BU GEÇİŞİ YUMUŞAK YAPALIM. ZİHNİYET OLARAK BİZ BARIŞÇIYIZ; BUNLAR GİBİ TERÖRİST DEĞİLİZ. BİZ HUZURCUYUZ, BİZİM YOLUMUZ KARDEŞLİKTİR" (Ek: Bölüm IV, No:13, Anadolu Ajansı Bülteni 13.4.1994). Bu değiştirilmiş metin dahi dikkatle incelendiği zaman ne görülüyor:

5.1. Metin içerisinde "Geçiş Dönemi" kelimeleri yer aldığı halde, haberin başlığı maksatlı olarak değiştirilmiş, "Gelme Biçimi" olarak ifade edilmiştir. Bu değişiklik "temel kastı" tamamen değiştirmektedir. Şöyle ki: Konuşmanın kastı Refah Partisi yerel yönetimde iktidara geldi. Bir süre sonra da yapılacak seçimlerle genel yönetimde de iktidara gelecek, millet saadet bulacaktır; Millet'in saadet bulması için bu gereklidir.

Yerel Yönetimde iktidara geldikten sonra, genel yönetimde de iktidara gelinceye kadar bir süre geçecektir. Bu süre bir kaç yıl olabilir. Bu bir kaç yıllık süre bir geçiş dönemidir. Bu geçiş döneminin huzur, barış ve kardeşlik içerisinde geçirilmesini istiyoruz. Milletin de böyle istediğinden eminiz. Bu geçiş dönemi, şimdi huzursuzluk çıkaranların bu faaliyetlerine devam etmeleri suretiyle baştan sona kadar huzursuz bir dönem olmamalıdır. Bu ve benzer tahriklerden vazgeçilmelidir. Refah Partisi'nin insiyatifi dışında geçecek olan bu birkaç yıllık süre, Millet'in bütününün şuurlu ve uyanık davranışlarıyla bir barış süreci olarak geçmelidir.

Bu kasıtla yapılan bir konuşmanın asıl kast belirten bu bir iki yıllık "Geçiş Dönemi" kelimeleri yerine, Refah Partisi'nin iktidara "geliş biçimi" diye değiştirilirse, bütün kasıt tersine çevrilmiş olur. Zira konuşmacının kastı: Refah Partisi'nin iktidara nasıl geleceği değildir; Çünki o belli .... değiştirilmiş metinde dahi tekrar tekrar görüldüğü gibi RP'nin iktidara gelişi demokrasiyle ve seçimle olacaktır.

Konuşmacının kastı: Refah Partisi'nin iktidara gelişinin huzurlu olup olmayacağı değil, bu bir kaç yıllık "geçiş dönemi"nin huzursuzluk çıkartanlar yüzünden huzurlu geçip geçmeyeceğidir.

5.2. Bu değiştirilmiş metinden dahi konuşmacının kastının: "Buyurun halka gidelim.. Halk ne diyor... Halk Adil Düzeni istiyor... Hemen seçime gidelim..." kelimelerinde de açıkça görüldüğü gibi, iktidara gelmenin tek yolunun "seçim" olduğudur.

5.3. Refah Partisi'nin "Adil Bir Düzen" istediği herkesin bildiği bir gerçektir. Adil Düzenden ne kastedildiği de sayılamayacak kadar çok Meclis konuşmalarıyla, konferanslarla, beyanlarla açıklanmıştır ve her defasında belirtilmiştir ki RP'nin istediği düzen, Anayasa'da istenen düzenin gerçek manada tatbikidir.

Esasen:

Anayasanın 2. maddesinde "... milli dayanışma ve adalet anlayışı içinde.... " hükmüne; 18. maddesinde "Hiç kimse zorla çalıştırılamaz. Angarya yasaktır" hükmüne; 55. maddesinde "... işe uygun adaletli bir ücret..." hükmüne; 73. maddesinde de "vergi yükünün adaletli ve dengeli dağılımı..." hükmüne yer verilmiştir.

Bu hükümlerden ve Anayasanın: "Türkiye Cumhuriyeti Adalet Anlayışı içinde"... demokratik, laik, sosyal bir hukuk devletidir. Anayasa’nın âmir Hükmü’nden de görüldüğü gibi demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devleti olan Türkiye Cumhuriyeti'nde, devletin düzeni adalet anlayışı içinde yürüyen bir düzendir. Yani "Adil Bir Düzen"dir. Sayılamayacak kadar çok defa belirtilmiştir ki, Refah Partisi'nin belirttiği "Adil Düzen" işte bu anayasal düzendir.

SONUÇ OLARAK:

Bu gerçeklerin ışığı altında, Sayın Başsavcı’nın ileri sürdüğü mütalaa değerlendirildiğinde görülen nedir?

(1) Sayın Başsavcı yapılan konuşmanın aslını ve tamamını dikkate almadan, saikini, kastını inceleyip tesbit etmeden, yanlış kabullere dayanarak ve yanlış yorumlar yaparak, haksız isnadda bulunmuştur.

(2) Yukarda yapılan açıklamalar karşısında ortada laikliğe aykırı davranışla ilgili hiçbir husus yoktur.

(3) Sözü edilen konuşma Meclis çalışmaları kapsamındadır. Bu yüzden aşağıdaki bölümde açıklandığı gibi 83. maddenin açık hükmüyle "sorumsuzluk" güvencesi altındadır. Bu sebepten hiçbir ithama mesnet yapılamaz.

(4) Ve yine adı geçen Meclis çalışmasının tarihinden de belli olduğu gibi (13 Nisan 1994) bu konuşma Anayasa’da, 1995 yılında yapılan değişiklikten önce yapılmıştır. Sayın Başsavcı’nın iddianamedeki kabullerine göre, hangi yönden bakılırsa bakılsın "odak olma" faaliyetine delil olamaz.

(5) Yukarda (Bölüm IV, Kısım A-3) bölüm münasebetiyle açıkça belirtildiği gibi Necmettin ERBAKAN'ın bütün beyanları laikliğin savunulması istikametindedir. (Ek: Bölüm IV, No:1) Sayılamayacak kadar çok lehte delil varken, hiç ilgisi olmadan, Anayasa'nın herhangi bir suçlamaya müsaade etmediği bir Meclis çalışmasını ana fikrinden çıkarıp tam tersine yorumlara tabi tutmak mümkün değildir. Hukuki geçerliliği yoktur.

(6) Yine RP'nin, iktidara seçimle ve demokratik yolla geleceğine dair sayısız konuşma ve beyanı vardır.

Sadece bir misal olarak;

İktidarın nasıl devralınacağı, 1993 tarihli büyük kongrede alenen ve açıkça ifade olunmuştur (Ek: Bölüm IV, No:14).

Yukardaki izahlardan açık bir şekilde görülüyor ki: Necmettin ERBAKAN meclis grup konuşmasında "geçiş dönemi"nin huzurlu olmasını isteyen konuşmasıyla ilgili olarak başsavcının ileri sürdüğü mütalaalar yersizdir.

d. SAYIN BAŞSAVCI’NIN, BASINDAKİ BİR KISIM GERÇEKDIŞI MAKSATLI YAZILARI DELİL TELAKKİ ETMESİ HUKUKİ DEĞİLDİR. İddianamenin yine 9. ve 10. sayfalarında yeralan, "Sivas - Sıcak Çermik Seminer Konuşmaları" diye takdim edilen iddiaya gelince:

(1). Bu iddianın hiçbir dayanağı yoktur. Böyle bir konuşma kesinlikle yapılmamıştır.

(2). Sayın Başsavcının, bir gazetenin asılsız bir haberine dayanarak, Deniz Kuvvetleri Komutanı’nın MGK Toplantısı’nda Gazeteler okuduğuna ve bu gazeteler karşısında Başbakan Necmettin Erbakan'ın sessiz kalmak suretiyle bu iddiaları kabul etmiş sayılacağına dair iddiasının hem gerçekle bir ilgisi yoktur ve hemde bu iddia hukuken geçersizdir.

(3). Çünkü MGK Toplantıları gizlidir. Bu toplantılar hakkında bir bilgi almak mümkün olmadığı gibi, toplantılar hakkında yayın yapmak da yasaktır. Kaldı ki kanuna aykırı biçimde elde edilen deliller hükme dayanak yapılamaz.

(4). Sayın Başsavcı, bu iddiası ile "avam"ın deyişiyle "sükut ikrardan gelir" demek istiyorsa, bu kabulün de hiçbir hukuki dayanağı ve değeri yoktur.

(5). Kaldı ki bu kabil gerçek dışı, asılsız iddialar nerede, ne zaman yapılmışsa tarafımızdan reddedilmiş ve muttali olunan iftiralar hakkında kununi yollara başvurulmuştur.

(6). Husumeti sabit kimselerin beyanları delil olamaz.

Nitekim siyasi husumetle bu yayınları yaparak saldırıda bulunanlara karşı Refah Partisi yetkilileri tarafından hukuk yollarına gerekli başvurular yapılmıştır.

Bu cümleden olarak, bu konu ile ilgili olmak üzere haklarında açılan davada Zekeriya Beyaz ile sorumlu müdür T. Kutsi Makal, Ankara Asliye 24. Hukuk Mahkemesi’nin 18.5.1995 tarih ve 1994-645-1995/391 sayılı kararıyla manevi tazminat ödemeye mahkum edilmişlerdir (Ek: Bölüm IV, No:15).

Bu karar, 26.12.1995 gün 1995/9171-10106 sayılı ilamla Yargıtayca onanmıştır (Ek: Bölüm IV, No:16).

Ayrıca, adıgeçenler, Ankara 2. As. Ceza Mahkemesinin 30.10.1995 tarih ve 1994/01122-1995/000215 sayılı kararıyla hapis ve ağır para cezasına mahkum edilmişlerdir (Ek: Bölüm IV, No:17).

Ve yine Adıgeçenler, Refah Partisi'ne hakaretten dolayı Ankara 2. As. Ceza Mahkemesi’nin 27.9.1995 gün ve 1994/01122-1995/00840 sayılı kararıyla da hapis ve ağır para cezasına mahkum olmuşlardır (Ek: Bölüm IV, No:18).

(7) Böylece, bu mahkumiyet kararlarıyla sözü geçen yayınların gerçekle ilgisi olmadığı ve bunların husumetten ileri gelen bühtan ve iftiralardan ibaret olduğu "kesin hükümle" sabit olmuştur.

(8). Sayın Başsavcı, 2820 sayılı Siyasi Partiler Kanunu'nun 98. maddesinin verdiği Sorgu Hakimliği görevini ve CMUK'un 153/2. maddesinin yükümlü kıldığı "Lehteki delilleri" de toplama vecibesini yerine getirmek suretiyle usul hükümlerini noksansız yerine getirmiş olsaydı, parti kapatma gibi ciddi ve önemli bir davada böyle asılsız ve aksi sabit olmuş bir konuyu delil olarak ileri sürmezdi.

Sonuç:

Yukarıda yapılan açıklamalardan da kesin olarak görüldüğü gibi; Husumete dayanan bir basın haberindeki, asılsızlığı mahkeme kararıyla "kesin hüküm" haline gelmiş bir yazının delil olarak ileri sürülmesi hukuken mümkün değildir.

e. SAYIN BAŞSAVCI’NIN, BAŞBAKANLIK KONUTUNDA DİYANET İŞLERİ BAŞKANLIĞI VE İLAHİYAT FAKÜLTESİ MENSUPLARINA VERİLEN İFTAR YEMEĞİNİ LAİKLİĞE AYKIRI BİR DAVRANIŞ OLARAK NİTELENDİRMESİ HUKUKEN İSABETLİ DEĞİLDİR. Sayın Başsavcı iddianamenin 10. sayfasında dercettiği sözleriyle Başbakan sıfatıyla Necmettin ERBAKAN'ın Başbakanlık konutunda Diyanet İşleri ve İlahiyat Fakültesi mensuplarına vermiş olduğu bir iftar yemeğini laikliğe aykırı bir davranış olarak gösterebilmek için, bu iftara Diyanet İşleri mensubu olarak katılmış olanlardan bir kısmının "Devrim yasalarını ihlal eden" ve güya "Laikliğe aykırı söz ve davranışlarıyla tanınan bazı tarikat liderleri" olduklarını ileri sürmüştür.

Bir kısım medyanın maksatlı olarak yaptıkları yayınların etkisi altında kalınarak ileri sürülen bu görüşlerin gerçekle de, hukukla da hiç bir ilgisi yoktur.

Diğer iddialar gibi bu iddiada hukuken geçersizdir.

Çünkü;

(1) Söz konusu iftar yemeği Refah Partisi adına değil, Başbakanlık adına verilmiştir; bu sebepten dolayı Refah Partisi ile hiç bir ilgisi yoktur.

(2) Böyle bir iftar davetinin yasal olup olmadığını denetleme TBMM'nin görevidir.

(3) TBMM 04.02.1997 günü bu konuyla ilgili gensoru müzakeresiyle denetleme görevini yapmış ve bu konuyla ilgili iddiaların varit olmadığına karar vererek gensoru önergesini reddetmiştir (Ek: Bölüm IV, No:19, Gensoru önergesi).

(4) Başbakan sıfatıyla Başbakanlık Konutu’nda verilen bu iftar yemeği, aynı Ramazan ayında, toplumun çeşitli kesimlerine, bu meyanda üniversite mensupları, yargı organları mensupları, medya mensupları, yazarlar, sanayici, iş adamları, işçi kuruluşları temsilcileri ... vs.ye verilen 20'den fazla iftar davetlerinden birisidir.

(5) Bir Ramazan ayında toplum kesimlerinin geniş yelpazesini dikkate alarak yapılan bir seri iftar davetlerinden birisinin Diyanet İşleri ve İlahiyat Fakültesi mensuplarına tahsis edilmesinden daha doğal bir şey olamaz.

(6) Bu iftar yemeklerinin tertip ve tanzimi Başbakanlık Halkla İlişkiler görevlileri tarafından yapılır. Diyanet İşleri, İlahiyat Fakültesi mensuplarından kimlerin davet edileceğini bu görevliler tanzim eder.

(7) Türkiye'mizde 30 Teşrinisani 1341 tarih ve 677 sayılı "Tekke ve zaviyelerle, türbelerin seddine dair kanun" la birlikte, yani 1925'ten bu tarafa 72 senedir tekke-zaviye ve türbeler kapatılmış, şeyhlik, meşayihlik, tarikat ve tarikate mensubiyyet yasaklanmıştır.

(8) Fiili ve hukuki durum bu kadar açık iken, Sayın Başsavcının "Tarikat liderlerinden" de söz etmesini; hele böyle bir mevhumeyi "davaya delil" diye ikame etmesini adalet ilkesi ve hukuk mantığı ile bağdaştırmak imkânsızdır.

Hukukun genel kurallarına göre; "Tevehhüme itibar yoktur".

(9) Yukarki 5. maddede belirtildiği gibi söz konusu iftar daveti, Diyanet İşleri ve İlahiyat Fakültesi mensuplarının daveti münasebetiyle yapılmıştır.

Bu davete başta Diyanet İşleri Başkanı Sayın Mehmet Nuri YILMAZ olmak üzere Diyanet İşleri mensuplarından bir grup, İlahiyat Fakültesi’nden Dekan başta olmak üzere İlahiyat Fakültesi’nin Profesörleri katılmışlardır.

Diyanet İşleri mensubu olması dolayısıyla davet edilen zevata bu sıfatların dışında başka sıfatların izafe edilmesinin olayla hiç bir ilgisi yoktur. Bu davet münasebetiyle Sayın M.Nuri YILMAZ ve İlahiyat Fakültesi Dekanı Sayın M.Sait YAZICIOĞLU birer konuşma yapmışlardır.

Davetin maksat ve gayesinin ve hasıl ettiği sonucu belirtmek bakımından, İlahiyat Fakültesi Dekanı Sayın Prof.Dr.M.Sait YAZICIOĞLU'nun davette yaptığı teşekkür konuşmasındaki şu cümlelerin önemi büyüktür.

"Böyle bir ilgiyi ve beraberliği, her Ramazan'da beklerdik, ancak şimdi nasib oldu; bu gibi beraberliklerin demokrasinin gelişmesine katkı sağlayacağını; zira, hangi kesimden olursa olsun, halkla, seçilmişler arası diyaloğa ihtiyaç bulunduğunu, toplumsal huzuru geliştireceğini ifade etmek isterim" . demiştir

(10) Ramazan münasebetiyle çeşitli kurum ve kuruluşlar benzer ikramlarda bulunur. Bizim tarihi geçmişimiz emsalleriyle doludur.

(11) Bugün artık hür dünya, her türlü taassuptan arınmış, toplumsal huzuru sağlamaya seferber olmuştur. Bu sebeple ulusal ve hatta uluslararası barışın sağlanabilmesi için her fırsat değerlendirilir olmuştur. Ulusların milli bayramları, özellikle de barış ve hoşgörü günü olan dini gün ve bayramlar barış için fırsat bilinmektedir.

Nitekim Türkiye Gazetesi'nin Ek'te sunduğumuz resimli haberinde şu sözlere yer verilmiştir.

"ABD'li milletvekili ve senatörler, İslâm toplumu temsilcileri ile birlikte iftar yaptı. Kongre binasındaki davete askerler de katıldı. " (Ek: Bölüm IV, No:20, Türkiye Gazetesi 8.2.1997).

 

Milli Görüş

Bir davadır, bir kavgadır, bir sevdadır Milli Görüş!

Kınayanların kınamasından korkmadan Hak namına yürüyenlerin yoludur Milli Görüş!

Geriye bakmadan sürekli ilerleyerek özlenen günlere kavuşmanın umududur Milli Görüş!

Dikenlerin ortasında hepsine inat açan güldür Milli Görüş!

Iraklı Fatıma'nın namusu, Filistinli Faris'in öfkesi, Moritanyalı Sadık'ın özlemi, Suriyeli Muhammedin türküsü, Mısırlı Hasanın yumruğudur Milli Görüş!

Tarihin birileri tarafından kirli kanlarıyla yazılmış sayfalarına inat beyaz güvercindir Milli Görüş!

Hasretin adıdır Milli Görüş!

Aşkın, sevginin, şefkatin!!! Kıyamete kadar sürecek savaşın adıdır Milli Görüş!

Hakkın yanında saf tutanların davasıdır Milli Görüş!

Opportunistliği reddedenlerin, inancından asla taviz vermeyenlerin mücadelesidir Milli Görüş!

Birilerinin isteklerine göre değil kendi gündemlerine göre hareket edenlerin haykırışıdır Milli Görüş!

Yılmadan, yorulmadan, engel tanımadan ufuktaki güneşi görüp ona el uzatabilmektir Milli Görüş!

Reddetmektir!

Oyuna düşmeyi, oyunun parçası olmayı tüm benlikle kabul reddetmektir!

Mazlumların feryatlarını yüreğinin en orta yerinde hissetmektir Milli Görüş!

Ve gözlerden damla damla yaşları dökebilmektir Milli Görüş!

Üç günlük dünya hayatını, menfaat uğruna sürdürülen yaşamı feda edebilmenin adıdır Milli Görüş!

Önceliklerin en başına en kutlu davayı koymaktır Milli Görüş!

Bir Ömer, bir Hamza olmaktır! Kutsal emaneti omuzlamak ve bayrağı asla yere düşürmemektir Milli Görüş!

Direnebilmektir! Her türlü zorbaya ve zorbalığa aman vermeden karşı koymayı başarabilmektir Milli Görüş!

Sadakatin adıdır Milli Görüş! Terkedenlerin sözlerine aldırmadan, onların yoluna kanmadan varılması gereken hedefe ilerlemektir Milli Görüş!

Sabretmektir! Ne olursa olsun dik duruşu bozmadan ulvi değerlere sahip çıkmaktır Milli Görüş!

Örnek almaktır! Günümüz dünyasının ham softa ve yobazlarının değil davasının önderlerinin yolunda yürümeyi bir borç görmek ve bundan büyük bir vazife kabul etmemektir Milli Görüş!

Sürekli genç kalabilmektir! Maratonun son nefeste biteceğinin idrâkinde olup hiç durmadan koşabilmektir Milli Görüş!

İnandıklarını yaşamaktır! Kendine Müslüman olmayı bir acizlik bilmektir, pasifliği, mazeret uydurmayı zillet kabul etmektir!

Ve yeni bir dünyayı kurmaktır! Mazlumların ezilmediği, her türlü sömürünün son bulduğu, adaletin hakim olduğu bir dünyayı

NE MUTLU BU MUKADDES YOLA BAŞ KOYAN MİLLİ GÖRÜŞÇÜLERE!

Davet Haber

Galeriden

Kullanıcı İstatistiği

49 üye
0 bugün
0 bu hafta
1 bu ay
Son üye: kafkasyali

Millî Görüşçü'nün Mizah Sitesi

SsszMzh.Com

Site Sayacı

Bugün48
Dün109
Bu Hafta157
Bu Ay859
Hepsi13356
Bu sitenin Hosting, Domain, Proje ve Uygulama hizmetleri
Karınca Bilgi Teknolojileri & Anadolu Gençlik Derneği İstanbul İli Kağıthane İlçesi Mehmet Akfi Ersoy Mahalle Temsilciliği
tarafından sağlanmaktadır.