B.2. PARTİNİN BİR ÜYESİ OLARAK GENEL BAŞKAN NECMETTİN ERBAKAN HAKKINDAKİ İSNADLARIN HUKUKEN GEÇERLİLİĞİ YOKTUR.
a. SAYIN BAŞSAVCI’NIN REFAH PARTİSİ GENEL BAŞKANI NECMETTİN ERBAKAN
VE DİĞER BAZI PARTİ ÜYELERİNİ, ÜNİVERSİTELİ KIZ TALEBELERİN KILIK VE
KIYAFETLERİ HAKKINDA, YAPTIKLARINI İLERİ SÜRDÜĞÜ KONUŞMALARDAN DOLAYI,
İSNADA HEDEF YAPMASI, HUKUKEN GEÇERSİZDİR.(1) Bu husus bütün yönleriyle
yukardaki (Bölüm IV, Kısım A-4.a) bölümünde pekçok deliller yapılan
ispatlarla açıklanmıştır.
(2) Prof. Dr. Necmettin ERBAKAN'ın bu konuda açıkladığı görüşler
Meclis çalışmalarında açıkladığı görüş ve fikirlerin Meclis dışında
tekrarından ibaret olduğu için aşağıdaki (Bölüm IV, Kısım C) bölüm de
belirtildiği gibi Anayasa 83/1 maddesine göre sorumsuzluk güvencesi
altındadır. Ek: Bölüm IV, No:12'de Necmettin Erbakan'ın bugüne kadar ki
meclis çalışmaları esnasında yaptığı pek çok konuşmaya bir misal olmak
üzere sadece 5 adet konuşmayı misal olarak bir dosya halinde takdim
olunmuştur. Bu dosyadanda açıkça görüldüğü gibi Necmettin Erbakan'ın
meclis dışında yaptığı konuşmalar meclis içinde yaptığı konuşmaların
tekrarından ibarettir.
Bu sebepten dolayı, bu konuşmalarda yasalara aykırı hiçbir husus
olmadığı gibi esasen Anayasa’nın 83/1 maddesinin milletvekillerine
getirdiği sorumsuzluk güvencesine göre bunların herhangi bir davaya
mesned yapılmaları da mümkün değildir.
b. NECMETTİN ERBAKAN'IN ÖZEL HUKUKTA "AKİT SERBESTLİĞİ HAKKININ
SAVUNULMASI"NA DAİR GÖRÜŞ SERDETMİŞ OLMASININDA HERHANGİ BİR DAVAYA
MESNED YAPILMASI MÜMKÜN DEĞİLDİR.Sayın Başsavcı, iddianamesinin 9.
sayfasında: Refah Partisi Genel Başkanı Necmettin ERBAKAN'ın; TBMM
Başkanı Sayın Hüsamettin Cindoruk tarafından organize edilen "Liderler
Anayasa Çalışma Toplantısı"nda konuşma yaptığını; " 'Benim inandığım
şekilde sen yaşayacaksın' tahakkümünün ortadan kalkmasını istiyoruz,
çok hukuklu bir sistem olmalı." dediğini ifade ederek, laikliğin ihlal
edildiği iddiasında bulunmuştur.
Bu iddia varid değildir. Hiçbir hukuki geçerliliği yoktur.
Şöyleki:
Önce bir defa bahse konu toplantı, TBMM Sayın Başkanının daveti
üzerine gerçekleşen ve fasılalarla devam eden bir toplantı olup:
(1) Bu çalışma bir meclis çalışmasıdır. Aşağıdaki (Bölüm IV, Kısım
C) bölümünde açıkça belirtildiği gibi, Anayasa’nın 83. Maddesinin
"Sorumsuzluk güvencesi" altındadır; herhangi bir davaya mesned
yapılması mümkün değildir.
(2) Bu Meclis çalışmalarında; Parti liderleri yeni Anayasa
çalışmaları üzerinde görüşlerini ve tekliflerini açıklama görevlerini
yapmışlardır. Birbirlerinin görüşlerini zaman-zaman teyid ederek
karşılıklı yararlanmışlardır.
Nitekim bu toplantının tutanaklarından da görüldüğü gibi Sayın Ecevit bu toplantıda şu açıklamaları yapmıştır.
"Meclisteki değerli çalışma arkadaşlarımızla birlikte, çok güzel bir
sistematikle yaptığınız hazırlık için sizi ve değerli arkadaşlarınızı
kutlamak isterim, şükranlarımı belirtirim."
"Sayın ERBAKAN gerçekten yararlanarak dinlediğim konuşmalarında başka birçok ülkeden örnek verdiklerini söylediler."
"Sayın ERBAKAN'ın ve partisinin seçim sistemiyle ilgili önerisine
yürekten katılıyorum ve bunu rejim açısından, demokrasi açısından en
az..." (3) Konuşma bütünüyle ele alındığında kastedilen maksadın "özel
hukukta akit serbestliği hakkının savunulması" olduğu açıkça
görülmektedir.
Nitekim: (Ek: Bölüm IV, No:9) deki toplantı zaptının 11. sayfasında;
"BİZ GEREK TÜRKİYE'DE GEREKSE ÇAĞDAŞ DÜNYADA, ÜLKELERİN HUZUR İÇİNDE
OLMASI İÇİN "BENİM İNANDIĞIM ŞEKİLDE SEN YAŞAYACAKSIN" TAHAKKÜMÜNÜN
ORTADAN KALKMASINI İSTİYORUZ. ÇOK HUKUKLU BİR SİSTEM OLMALI, VATANDAŞ
GENEL PRENSİPLERİN İÇERİSİNDE KENDİ İSTEDİĞİ HUKUKU KENDİSİ SEÇMELİ"
cümlesi yer almaktadır.
Burada ki "GENEL PRENSİPLERİN İÇERİSİNDE" şartı, Anayasa, yasalar,
kamu hukukunun temel esaslarını kasdettiği için, açıklanan görüşteki
maksadın özel hukuktaki "AKİT SERBESTLİĞİ" olduğu açıkça görülmektedir.
Pek çok yerde yapılan açıklamalarda da bunun böyle olduğu belirtilmiştir. Bundan dolayı açıklanan görüşten maksat:
Kamu hukukun’da değil, kişilerin ve özel kurumların tercihlerine
bırakılan ve: TTK, BK, MK, HUMK, CMUK ve 2657 Sayılı "Milletlerarası
Özel Hukuk Hakkında Kanun"da yer alan tercihe bağlı "akit yapma" ve
"Mahkeme ve Hakem seçme" hakkının, çağdaş gelişmelere ve taraf
olduğumuz uluslararası anlaşmalara paralel olarak Anayasal güvenceye
kavuşturulması" dır.
(4) Yine açıklanan görüşteki "serbesti" ve "tercih" hakkından maksat
2657 sayılı kanunun 14., 24., 31., ve 43. maddelerinin te'yidinden
ibarettir.
Yine bu açıklamalar;
MK'nun 170 ve 475,
BK'nun 19,
TTK'nun 8,
HUMK 516 ve 536
maddelerinin teyidinden ibarettir.
(5) Açıklanan fikirler Türkiye'nin de taraf olduğu BM İnsan Hakları,
Avrupa İnsan Hakları Helsinki ve Paris Şart’larında temel insan hakları
olarak kabul edilen çağdaş esasların ve tercih haklarının teyidinden
ibarettir.
(6) Netice itibariyle açıklanan fikir insanların özel hayatlarında,
yukarda belirtilen uluslararası anlaşmalar ve yasaların insanlara
tanıdığı hakların kullanılabilmesinin Anayasal güvenceye bağlanarak
kullanılmasından ibarettir.
(7) Böyle bir düşünce açıklamasının "Laiklik"e aykırı sayılması
kesinlikle mümkün değildir; tam tersine bu açıklama "Laiklik"in
gereğidir. Çünkü, bu açıklamada tek bir görüşün katı kuralları yerine
temel esaslar dahilinde, yani Anayasa ve yasalar çerçevesinde herkese
tercih hakkı tanıyan bir görüş savunulmuştur.
(8) Yine konuşmanın bütününde baştan-sona kadar "Laiklik"in savunulması yapılmıştır:
"Laiklikten bütün dünya üç şey istiyor: Bir kimse, vicdanından
dolayı kınanmasın; baskı yapılmasın; herkes inancında hür olsun. Biz
burda da 'her türlü baskıyı önleyen bir devlet' diyerek, kimsenin
kimseye baskı yapmasını önleyici bir kuvvet getirdik ve devletin
kendisi tahakküm yapamayacak, devlet hizmet için var olacak, hizmeti
esas alacak, ve devlet insan haklarına dayanacak. (...) Demokratik
olacak, (...) Bu ne demek? Kanunların yapılışında halkın istediği
olacak, yani SKOLASTİK bir zihniyetle 'dinimiz böyle emrediyor, öyleyse
kanunlar böyle yapılmalıdır' diye bir zorlamayı da uygun görmüyoruz;
ilmi çalışılmalı".
"Uzlaşamayacağımız hiçbir şey yoktur; yeterki herkes fikrini açıkça
söylesin, yeterki, nihâyet milletin hakem olduğunu dikkate alalım..."
(Ek: Bölüm IV, No:10, Toplantı Tut. Say. 21). Tutanaktaki bu
ifadelerden açıkça görüldüğü gibi konuşmada ana esas, laikliğin
savunulmasıdır.
Kanunların yapılmasında skolastik bir zihniyetle dinin emirlerinin değil, ilim ve aklın esas alınmasıdır.
Bu açık gerçekler ortada iken böyle bir konuşmayı laikliğin ihlali olarak telakki etmeye elbette imkân yoktur.
(9) Kaldıki Anayasa'nın 25. maddesine göre:
"Her ne sebep ve amaçla olursa olsun kimse, düşünce ve kanaaatlerini
açıklamaya zorlanamaz; düşünce ve kanaatleri sebebiyle kınanamaz ve
suçlanamaz.." (Any. Md. 25/2).(10) Mezkur görüşlerin açıklanması
Uluslararası Anlaşmalar’ın ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin pek
çok kararlarının da tekrar-tekrar teyid ettiği düşünce hürriyetinin en
tabii bir uygulamasından ibarettir (Bölüm I, Fasıl 2, Kısım B).
(11) Yukarda (Bölüm IV, Kısım A-3)) bölümü münasebetiyle açıkça
belirtildiği gibi Necmettin ERBAKAN'ın bütün beyanları "Laiklik"in
savunulması istikametindedir (EK: Bölüm IV, No:1). Sayılamıyacak kadar
çok lehte delil varken, hiç ilgisi olmadan, Anayasa'nın herhangi bir
suçlamaya müsaade etmediği bir Meclis çalışmasını, anafikirden çıkarıp
tam tersine yorumlara tabi tutmak mümkün değildir; Hukuki geçerliliği
yoktur.
(12) Bir Meclis çalışmasında, sorulduğu zaman düşünce açıklamanın
eylemle hiçbir ilgisi yoktur. "Hakimiyetin Kayıtsız Şartsız Millet'e
Ait..." olmasının doğal sonucu milletvekillerinin, bahusus Meclis
çalışmalarında görüş ve düşüncelerini hiçbir kayda ve engele tabi
olmadan açıklayabilmeleridir.
(13) Yukarıda bir bir serdedilen pekçok gerekçenin hepsi bir yana
bırakılsa dahi yine de Sayın Başsavcı’nın kendi faraziyelerine göre
yasalara uygun böyle bir Meclis çalışmasını, bir isnad olarak ileriye
sürmesi mümkün değildir. Çünkü bu Meclis çalışması 23.3.1993 tarihinde
cereyan etmiş olup, 1995 Anayasa değişikliğinden çok öncedir. 1995
Anayasa değişikliğinden önce Anayasa'da siyasi partilerin "odak" olma
sebebiyle kapatılmaları söz konusu olmamıştır.
Sonuç:
Yukardaki Necmettin ERBAKAN'ın Özel hukukta "akit serbestliği" ile
ilgili olarak bir Meclis çalışmasında görüşlerini açıklamış olması,
herhangi bir davaya mesnet yapılamaz.
Çünkü;
Bu görüşler bir meclis çalışmasında açıklanmış olduğu için, Anayasa’nın 83. maddesine göre "sorumsuzluk güvencesi" altındadır.
Herhangi bir eylemle ilişkisi yoktur, görüş açıklamaktan ibarettir.
Açıklanan görüşler uluslararası anlaşmalar, Anayasa ve yasalara
uygundur, "Laikliğe aykırılık" la hiç bir ilgisi yoktur; tam tersine bu
çalışma ile "laiklik" savunulmuştur.
Bu görüşlerin açıklanması, bir siyasi partinin Genel Başkanı ve bir parlamenter olmanın tabii sonucudur.
Siyasi partiler ve onların temsilcileri, Anayasal teminat altında
bulunan yasal ve denetsel görevlerini serbestlik içinde yapamazlarsa
"Demokratik Parlementer Sistem" işlevini nasıl yerine getirecektir?
Görüldüğü gibi bu iddia da diğerleri gibi mesnetten yoksundur, hükme medar olamaz.
c. NECMETTİN ERBAKAN'IN GRUP KONUŞMASINDA "GEÇİŞ DÖNEMİNİN HUZURLU
OLMASINI" İSTEYEN KONUŞMASIYLA İLGİLİ OLARAK, SAYIN BAŞSAVCI’NIN İLERİ
SÜRDÜĞÜ MÜTALAALAR YERSİZDİR.İddianamenin 9. sayfasında Refah Partisi
Genel Başkanı Necmettin ERBAKAN'a bazı sözler izafe edilmiş ve bu
sözlere dayanılarak parti suçlanılmak istenmiştir.
Sayın Başsavcı, Meclis grubunda yapılan konuşmanın aslının ne
olduğunu, ne maksatla yapıldığını araştırmadan, tesbit etmeden ve ne
saikle yapıldığını ilgiliye sormadan, uygun düşeceğini tahayyül ettiği
bir takım beyanlarda bulunarak asıl konuşmanın maksat ve gayesiyle
ilgisi olmayacak şekilde yorumlama yoluna sapmak suretiyle fahiş bir
hata yapmıştır.
Halbuki:
(1) Sözü edilen konuşma TBMM Grup Toplantısı’nda yapılmış bir
konuşma olduğu için Meclis çalışmaları kapsamında yapılmış bir
konuşmadır. Anayasa'nın 83. maddesinin milletvekilleri için sorumsuzluk
güvencesine ait açık hükmü ve aşağıdaki 83. madde ile ilgili
açıklamalara göre hiçbir şekilde, herhangi bir suçlamaya mesnet
yapılamaz (Bölüm V).
(2) Herhangi bir suçlamaya mesnet yapılmak maksadıyla değil de
gerçekte ne söylendiğinin anlaşılması maksadıyla bir konuşmanın
değerlendirilmesi istenildiği takdirde, malum olduğu üzere, müstekar
hale gelmiş Yargıtay İctihatları’na ve bilimsel görüşlere göre
konuşmanın aslının tam olarak ele alınması bütünü içinde
değerlendirilmesi, hangi sebep, saik ve maksatla gerçekte ne söylenmek
istendiğinin tesbiti gereklidir. Bunun için de konuşmacıya neyi, niçin
söylediğinin sorulması gerekir.
(3) Bu konuşma, bilindiği gibi bir kısım basın tarafından tamamen
gerçeklere aykırı biçimde değiştirilmiş, bir-iki kelime ortaya
atılarak, asıl maksadının dışında gösterilmeye çalışılmış ve üzerinde
birçok polemik yapılmış bir konuşmadır. Yapılan bütün tavzih, tekzip ve
açıklamalara rağmen yanlış olarak tanıtılmaya çaba gösterilmiştir. Hal
böyle olduğundan dolayı bu konuşmanın aslının ve maksadının ne
olduğunun tesbiti için yukardaki hukuk kurallarına titizlikle riayetin
büyük önemi vardır.
(4) Bir konuşmanın değerlendirilmesinde "sebep ve saik" gözardı edilemez; zira hukukta "saik" çok önemlidir.
GERÇEK NEDİR?
(5) Meclis grup toplantısının yapıldığı 13 Nisan 1994 tarihi, 27
Mart 1994 Yerel Genel Seçimler’den iki hafta sonraya rastlayan bir
tarihtir.
27 Mart 1994 günü Genel Yerel Seçimler yapılmış; Refah Partisi,
başta büyük şehirlerin çoğu olmak üzere tüm ülkede milletimizin
beklediği demokratik başarıyı göstermiştir.
Diğer taraftan, hemen bu seçimlerin arkasından henüz icraata başlama
fırsatı doğmadan bir kısım çevrelerce Refah Partisi'ne, Refah
Partililer’e tahkir ve açık tehdit eylemleri başlatılmıştır.
Bu meyanda bir takım kuruluşlar tarafından her yerde görülmemiş
yoğunlukta "tahrik" ve "tahrike teşvik" mahiyetinde eşine rastlanmamış
bir kampanya başlatılmıştır. Başta İstanbul, Ankara olmak üzere, bu
çevrede yasadışı yürüyüşler yapılmıştır.
Bu kampanyanın nasıl bir kampanya olduğunu (EK: Bölüm IV, No:11) de
takdim olunan dosyadaki fakslar açık bir şekilde göstermeye yeterlidir.
Bu faksların nerelerden nerelere gönderildiği de ayrıca dikkat
çekicidir.
Hemen belirtelim ki o tarihlerde Refah Partisi tarafından bu
konularda yetkili mercilere suç duyurusunda bulunulmuştur (Ek: Bölüm
IV, No:12).
Bu faxlardan açıkça görüldüğü gibi, "Kan" dan bahseden Refah Partisi
Genel Başkanı değil, bizzat bu çevrelerdir. Nitekim fakslarda şu
cümleler yer almıştır:
"Ankara Melih Gökçek'e MEZAR olacak... Gerekirse KANIMIZIN son
damlasına kadar direnmeye ve savaşmaya hazırız..." Ayrıca yapılan
kanunsuz yürüyüşlerde de birçok yakışıksız slogan, tehdit, tahkir
sözleri kullanılmıştır.
"Ankara Melih'e Mezar olacak..." gibi ciddi tehditler yapılmıştır.
Bu olaylar sebebiyle Refah Partisi Genel Başkanı bir yandan bu
çevrelerin yürüyüş, eylem ve tahriklerin son bulması diğer yandan RP'li
belediyelerin huzur ve barış içinde hizmet yapabilmeleri için bahse
konu grup toplantısında, ülkenin o günkü durumunu bir tahlile tabi
tutmuş, bu yapılan kanunsuz eylemleri kasdederek, bu huzursuzluktan bir
fayda gelmeyeceğini belirtmek kasdıyla bu tahrikleri yapanlara
seslenmiş; kanlı tehditleri bırakın; RP'nin genel yönetimde de iktidara
gelip "Adil Bir Düzen'i kuracağı güne ulaşıncaya kadar geçireceğimiz
dönemi huzur, barış ve kardeşlik içinde geçirelim" mealinde bir konuşma
yapmıştır.
Asıl maksadı ve gayesi açık olan bu konuşma ne yazık ki bir kısım
basın tarafından art maksatlı olarak yapılan değiştirmeler ve yorumlar
ile asıl gayesinden saptırılmıştır.
Bununla beraber, birkısım medyanın yaptığı bütün bu tahrifata
rağmen, değiştirilmiş, metinlerden bile, dikkatle incelendiği zaman
asıl maksadın ne olduğu görülmekte ve konuşma aslının yapılan
yorumlarla bir ilgisinin bulunmadığı anlaşılmaktadır.
Mesela: Bu konuşmayı A.A. 13.04.1994 günlü bülteninde, aşağıda olduğu gibi vermiştir.
"(A.A) 27 Mart'ta halk yanıldı diyorsunuz, o zaman buyurun hemen
halka gidelim, halk ne diyor. (Halk seçim istemiyor) diyorsunuz, o
zaman, halkın ne isteyip istemediğini halka soralım. Halk Adil Düzen’i,
istikrarı, barışı istiyorsa hemen seçime gidelim.
Bir kaç tane, hükümet tarafından beslenen holding dışında herkes bizimle birliktedir.
Bütün halkımız bizimle beraber Adil Düzen, lider ülke istiyor, Refah
Partisi iktidara gelecek, Adil Düzen kurulacak, sorun ne? GEÇİŞ DÖNEMİ
sert mi olacak, yumuşak mı? Tatlı mı olacak, kanlı mı olacak? Bu
kelimeleri kullanmak bile istemiyorum ama, BUNLARIN TERÖRİZMİ
KARŞISINDA herkes bu gerçeği görsün diye bu tabirleri kullanmaya
mecburiyet duyuyorum.
Türkiye'nin şu anda bir şeye karar vermesi lazım, Türkiye Refah
Partisi ile Adil Düzen'e geçecek, bu kesin şart. GEÇİŞ DÖNEMİ yumuşak
mı olacak, sert mi olacak, tatlı mı olacak, kanlı mı olacak? 60 milyon
buna karar verecek. BİZ DİYORUZ Kİ BU GEÇİŞİ TATLI YAPALIM, BU GEÇİŞİ
BARIŞ İÇİNDE, BU GEÇİŞİ YUMUŞAK YAPALIM. ZİHNİYET OLARAK BİZ
BARIŞÇIYIZ; BUNLAR GİBİ TERÖRİST DEĞİLİZ. BİZ HUZURCUYUZ, BİZİM YOLUMUZ
KARDEŞLİKTİR" (Ek: Bölüm IV, No:13, Anadolu Ajansı Bülteni 13.4.1994).
Bu değiştirilmiş metin dahi dikkatle incelendiği zaman ne görülüyor:
5.1. Metin içerisinde "Geçiş Dönemi" kelimeleri yer aldığı halde,
haberin başlığı maksatlı olarak değiştirilmiş, "Gelme Biçimi" olarak
ifade edilmiştir. Bu değişiklik "temel kastı" tamamen değiştirmektedir.
Şöyle ki: Konuşmanın kastı Refah Partisi yerel yönetimde iktidara
geldi. Bir süre sonra da yapılacak seçimlerle genel yönetimde de
iktidara gelecek, millet saadet bulacaktır; Millet'in saadet bulması
için bu gereklidir.
Yerel Yönetimde iktidara geldikten sonra, genel yönetimde de
iktidara gelinceye kadar bir süre geçecektir. Bu süre bir kaç yıl
olabilir. Bu bir kaç yıllık süre bir geçiş dönemidir. Bu geçiş
döneminin huzur, barış ve kardeşlik içerisinde geçirilmesini istiyoruz.
Milletin de böyle istediğinden eminiz. Bu geçiş dönemi, şimdi
huzursuzluk çıkaranların bu faaliyetlerine devam etmeleri suretiyle
baştan sona kadar huzursuz bir dönem olmamalıdır. Bu ve benzer
tahriklerden vazgeçilmelidir. Refah Partisi'nin insiyatifi dışında
geçecek olan bu birkaç yıllık süre, Millet'in bütününün şuurlu ve
uyanık davranışlarıyla bir barış süreci olarak geçmelidir.
Bu kasıtla yapılan bir konuşmanın asıl kast belirten bu bir iki
yıllık "Geçiş Dönemi" kelimeleri yerine, Refah Partisi'nin iktidara
"geliş biçimi" diye değiştirilirse, bütün kasıt tersine çevrilmiş olur.
Zira konuşmacının kastı: Refah Partisi'nin iktidara nasıl geleceği
değildir; Çünki o belli .... değiştirilmiş metinde dahi tekrar tekrar
görüldüğü gibi RP'nin iktidara gelişi demokrasiyle ve seçimle
olacaktır.
Konuşmacının kastı: Refah Partisi'nin iktidara gelişinin huzurlu
olup olmayacağı değil, bu bir kaç yıllık "geçiş dönemi"nin huzursuzluk
çıkartanlar yüzünden huzurlu geçip geçmeyeceğidir.
5.2. Bu değiştirilmiş metinden dahi konuşmacının kastının: "Buyurun
halka gidelim.. Halk ne diyor... Halk Adil Düzeni istiyor... Hemen
seçime gidelim..." kelimelerinde de açıkça görüldüğü gibi, iktidara
gelmenin tek yolunun "seçim" olduğudur.
5.3. Refah Partisi'nin "Adil Bir Düzen" istediği herkesin bildiği
bir gerçektir. Adil Düzenden ne kastedildiği de sayılamayacak kadar çok
Meclis konuşmalarıyla, konferanslarla, beyanlarla açıklanmıştır ve her
defasında belirtilmiştir ki RP'nin istediği düzen, Anayasa'da istenen
düzenin gerçek manada tatbikidir.
Esasen:
Anayasanın 2. maddesinde "... milli dayanışma ve adalet anlayışı
içinde.... " hükmüne; 18. maddesinde "Hiç kimse zorla çalıştırılamaz.
Angarya yasaktır" hükmüne; 55. maddesinde "... işe uygun adaletli bir
ücret..." hükmüne; 73. maddesinde de "vergi yükünün adaletli ve dengeli
dağılımı..." hükmüne yer verilmiştir.
Bu hükümlerden ve Anayasanın: "Türkiye Cumhuriyeti Adalet Anlayışı
içinde"... demokratik, laik, sosyal bir hukuk devletidir. Anayasa’nın
âmir Hükmü’nden de görüldüğü gibi demokratik, laik ve sosyal bir hukuk
devleti olan Türkiye Cumhuriyeti'nde, devletin düzeni adalet anlayışı
içinde yürüyen bir düzendir. Yani "Adil Bir Düzen"dir. Sayılamayacak
kadar çok defa belirtilmiştir ki, Refah Partisi'nin belirttiği "Adil
Düzen" işte bu anayasal düzendir.
SONUÇ OLARAK:
Bu gerçeklerin ışığı altında, Sayın Başsavcı’nın ileri sürdüğü mütalaa değerlendirildiğinde görülen nedir?
(1) Sayın Başsavcı yapılan konuşmanın aslını ve tamamını dikkate
almadan, saikini, kastını inceleyip tesbit etmeden, yanlış kabullere
dayanarak ve yanlış yorumlar yaparak, haksız isnadda bulunmuştur.
(2) Yukarda yapılan açıklamalar karşısında ortada laikliğe aykırı davranışla ilgili hiçbir husus yoktur.
(3) Sözü edilen konuşma Meclis çalışmaları kapsamındadır. Bu yüzden
aşağıdaki bölümde açıklandığı gibi 83. maddenin açık hükmüyle
"sorumsuzluk" güvencesi altındadır. Bu sebepten hiçbir ithama mesnet
yapılamaz.
(4) Ve yine adı geçen Meclis çalışmasının tarihinden de belli olduğu
gibi (13 Nisan 1994) bu konuşma Anayasa’da, 1995 yılında yapılan
değişiklikten önce yapılmıştır. Sayın Başsavcı’nın iddianamedeki
kabullerine göre, hangi yönden bakılırsa bakılsın "odak olma"
faaliyetine delil olamaz.
(5) Yukarda (Bölüm IV, Kısım A-3) bölüm münasebetiyle açıkça
belirtildiği gibi Necmettin ERBAKAN'ın bütün beyanları laikliğin
savunulması istikametindedir. (Ek: Bölüm IV, No:1) Sayılamayacak kadar
çok lehte delil varken, hiç ilgisi olmadan, Anayasa'nın herhangi bir
suçlamaya müsaade etmediği bir Meclis çalışmasını ana fikrinden çıkarıp
tam tersine yorumlara tabi tutmak mümkün değildir. Hukuki geçerliliği
yoktur.
(6) Yine RP'nin, iktidara seçimle ve demokratik yolla geleceğine dair sayısız konuşma ve beyanı vardır.
Sadece bir misal olarak;
İktidarın nasıl devralınacağı, 1993 tarihli büyük kongrede alenen ve açıkça ifade olunmuştur (Ek: Bölüm IV, No:14).
Yukardaki izahlardan açık bir şekilde görülüyor ki: Necmettin
ERBAKAN meclis grup konuşmasında "geçiş dönemi"nin huzurlu olmasını
isteyen konuşmasıyla ilgili olarak başsavcının ileri sürdüğü mütalaalar
yersizdir.
d. SAYIN BAŞSAVCI’NIN, BASINDAKİ BİR KISIM GERÇEKDIŞI MAKSATLI
YAZILARI DELİL TELAKKİ ETMESİ HUKUKİ DEĞİLDİR. İddianamenin yine 9. ve
10. sayfalarında yeralan, "Sivas - Sıcak Çermik Seminer Konuşmaları"
diye takdim edilen iddiaya gelince:
(1). Bu iddianın hiçbir dayanağı yoktur. Böyle bir konuşma kesinlikle yapılmamıştır.
(2). Sayın Başsavcının, bir gazetenin asılsız bir haberine
dayanarak, Deniz Kuvvetleri Komutanı’nın MGK Toplantısı’nda Gazeteler
okuduğuna ve bu gazeteler karşısında Başbakan Necmettin Erbakan'ın
sessiz kalmak suretiyle bu iddiaları kabul etmiş sayılacağına dair
iddiasının hem gerçekle bir ilgisi yoktur ve hemde bu iddia hukuken
geçersizdir.
(3). Çünkü MGK Toplantıları gizlidir. Bu toplantılar hakkında bir
bilgi almak mümkün olmadığı gibi, toplantılar hakkında yayın yapmak da
yasaktır. Kaldı ki kanuna aykırı biçimde elde edilen deliller hükme
dayanak yapılamaz.
(4). Sayın Başsavcı, bu iddiası ile "avam"ın deyişiyle "sükut
ikrardan gelir" demek istiyorsa, bu kabulün de hiçbir hukuki dayanağı
ve değeri yoktur.
(5). Kaldı ki bu kabil gerçek dışı, asılsız iddialar nerede, ne
zaman yapılmışsa tarafımızdan reddedilmiş ve muttali olunan iftiralar
hakkında kununi yollara başvurulmuştur.
(6). Husumeti sabit kimselerin beyanları delil olamaz.
Nitekim siyasi husumetle bu yayınları yaparak saldırıda bulunanlara
karşı Refah Partisi yetkilileri tarafından hukuk yollarına gerekli
başvurular yapılmıştır.
Bu cümleden olarak, bu konu ile ilgili olmak üzere haklarında açılan
davada Zekeriya Beyaz ile sorumlu müdür T. Kutsi Makal, Ankara Asliye
24. Hukuk Mahkemesi’nin 18.5.1995 tarih ve 1994-645-1995/391 sayılı
kararıyla manevi tazminat ödemeye mahkum edilmişlerdir (Ek: Bölüm IV,
No:15).
Bu karar, 26.12.1995 gün 1995/9171-10106 sayılı ilamla Yargıtayca onanmıştır (Ek: Bölüm IV, No:16).
Ayrıca, adıgeçenler, Ankara 2. As. Ceza Mahkemesinin 30.10.1995
tarih ve 1994/01122-1995/000215 sayılı kararıyla hapis ve ağır para
cezasına mahkum edilmişlerdir (Ek: Bölüm IV, No:17).
Ve yine Adıgeçenler, Refah Partisi'ne hakaretten dolayı Ankara 2.
As. Ceza Mahkemesi’nin 27.9.1995 gün ve 1994/01122-1995/00840 sayılı
kararıyla da hapis ve ağır para cezasına mahkum olmuşlardır (Ek: Bölüm
IV, No:18).
(7) Böylece, bu mahkumiyet kararlarıyla sözü geçen yayınların
gerçekle ilgisi olmadığı ve bunların husumetten ileri gelen bühtan ve
iftiralardan ibaret olduğu "kesin hükümle" sabit olmuştur.
(8). Sayın Başsavcı, 2820 sayılı Siyasi Partiler Kanunu'nun 98.
maddesinin verdiği Sorgu Hakimliği görevini ve CMUK'un 153/2.
maddesinin yükümlü kıldığı "Lehteki delilleri" de toplama vecibesini
yerine getirmek suretiyle usul hükümlerini noksansız yerine getirmiş
olsaydı, parti kapatma gibi ciddi ve önemli bir davada böyle asılsız ve
aksi sabit olmuş bir konuyu delil olarak ileri sürmezdi.
Sonuç:
Yukarıda yapılan açıklamalardan da kesin olarak görüldüğü gibi;
Husumete dayanan bir basın haberindeki, asılsızlığı mahkeme kararıyla
"kesin hüküm" haline gelmiş bir yazının delil olarak ileri sürülmesi
hukuken mümkün değildir.
e. SAYIN BAŞSAVCI’NIN, BAŞBAKANLIK KONUTUNDA DİYANET İŞLERİ
BAŞKANLIĞI VE İLAHİYAT FAKÜLTESİ MENSUPLARINA VERİLEN İFTAR YEMEĞİNİ
LAİKLİĞE AYKIRI BİR DAVRANIŞ OLARAK NİTELENDİRMESİ HUKUKEN İSABETLİ
DEĞİLDİR. Sayın Başsavcı iddianamenin 10. sayfasında dercettiği
sözleriyle Başbakan sıfatıyla Necmettin ERBAKAN'ın Başbakanlık
konutunda Diyanet İşleri ve İlahiyat Fakültesi mensuplarına vermiş
olduğu bir iftar yemeğini laikliğe aykırı bir davranış olarak
gösterebilmek için, bu iftara Diyanet İşleri mensubu olarak katılmış
olanlardan bir kısmının "Devrim yasalarını ihlal eden" ve güya
"Laikliğe aykırı söz ve davranışlarıyla tanınan bazı tarikat liderleri"
olduklarını ileri sürmüştür.
Bir kısım medyanın maksatlı olarak yaptıkları yayınların etkisi
altında kalınarak ileri sürülen bu görüşlerin gerçekle de, hukukla da
hiç bir ilgisi yoktur.
Diğer iddialar gibi bu iddiada hukuken geçersizdir.
Çünkü;
(1) Söz konusu iftar yemeği Refah Partisi adına değil, Başbakanlık
adına verilmiştir; bu sebepten dolayı Refah Partisi ile hiç bir ilgisi
yoktur.
(2) Böyle bir iftar davetinin yasal olup olmadığını denetleme TBMM'nin görevidir.
(3) TBMM 04.02.1997 günü bu konuyla ilgili gensoru müzakeresiyle
denetleme görevini yapmış ve bu konuyla ilgili iddiaların varit
olmadığına karar vererek gensoru önergesini reddetmiştir (Ek: Bölüm IV,
No:19, Gensoru önergesi).
(4) Başbakan sıfatıyla Başbakanlık Konutu’nda verilen bu iftar
yemeği, aynı Ramazan ayında, toplumun çeşitli kesimlerine, bu meyanda
üniversite mensupları, yargı organları mensupları, medya mensupları,
yazarlar, sanayici, iş adamları, işçi kuruluşları temsilcileri ...
vs.ye verilen 20'den fazla iftar davetlerinden birisidir.
(5) Bir Ramazan ayında toplum kesimlerinin geniş yelpazesini dikkate
alarak yapılan bir seri iftar davetlerinden birisinin Diyanet İşleri ve
İlahiyat Fakültesi mensuplarına tahsis edilmesinden daha doğal bir şey
olamaz.
(6) Bu iftar yemeklerinin tertip ve tanzimi Başbakanlık Halkla
İlişkiler görevlileri tarafından yapılır. Diyanet İşleri, İlahiyat
Fakültesi mensuplarından kimlerin davet edileceğini bu görevliler
tanzim eder.
(7) Türkiye'mizde 30 Teşrinisani 1341 tarih ve 677 sayılı "Tekke ve
zaviyelerle, türbelerin seddine dair kanun" la birlikte, yani 1925'ten
bu tarafa 72 senedir tekke-zaviye ve türbeler kapatılmış, şeyhlik,
meşayihlik, tarikat ve tarikate mensubiyyet yasaklanmıştır.
(8) Fiili ve hukuki durum bu kadar açık iken, Sayın Başsavcının
"Tarikat liderlerinden" de söz etmesini; hele böyle bir mevhumeyi
"davaya delil" diye ikame etmesini adalet ilkesi ve hukuk mantığı ile
bağdaştırmak imkânsızdır.
Hukukun genel kurallarına göre; "Tevehhüme itibar yoktur".
(9) Yukarki 5. maddede belirtildiği gibi söz konusu iftar daveti,
Diyanet İşleri ve İlahiyat Fakültesi mensuplarının daveti münasebetiyle
yapılmıştır.
Bu davete başta Diyanet İşleri Başkanı Sayın Mehmet Nuri YILMAZ
olmak üzere Diyanet İşleri mensuplarından bir grup, İlahiyat
Fakültesi’nden Dekan başta olmak üzere İlahiyat Fakültesi’nin
Profesörleri katılmışlardır.
Diyanet İşleri mensubu olması dolayısıyla davet edilen zevata bu
sıfatların dışında başka sıfatların izafe edilmesinin olayla hiç bir
ilgisi yoktur. Bu davet münasebetiyle Sayın M.Nuri YILMAZ ve İlahiyat
Fakültesi Dekanı Sayın M.Sait YAZICIOĞLU birer konuşma yapmışlardır.
Davetin maksat ve gayesinin ve hasıl ettiği sonucu belirtmek
bakımından, İlahiyat Fakültesi Dekanı Sayın Prof.Dr.M.Sait
YAZICIOĞLU'nun davette yaptığı teşekkür konuşmasındaki şu cümlelerin
önemi büyüktür.
"Böyle bir ilgiyi ve beraberliği, her Ramazan'da beklerdik, ancak
şimdi nasib oldu; bu gibi beraberliklerin demokrasinin gelişmesine
katkı sağlayacağını; zira, hangi kesimden olursa olsun, halkla,
seçilmişler arası diyaloğa ihtiyaç bulunduğunu, toplumsal huzuru
geliştireceğini ifade etmek isterim" . demiştir
(10) Ramazan münasebetiyle çeşitli kurum ve kuruluşlar benzer ikramlarda bulunur. Bizim tarihi geçmişimiz emsalleriyle doludur.
(11) Bugün artık hür dünya, her türlü taassuptan arınmış, toplumsal
huzuru sağlamaya seferber olmuştur. Bu sebeple ulusal ve hatta
uluslararası barışın sağlanabilmesi için her fırsat değerlendirilir
olmuştur. Ulusların milli bayramları, özellikle de barış ve hoşgörü
günü olan dini gün ve bayramlar barış için fırsat bilinmektedir.
Nitekim Türkiye Gazetesi'nin Ek'te sunduğumuz resimli haberinde şu sözlere yer verilmiştir.
"ABD'li milletvekili ve senatörler, İslâm toplumu temsilcileri ile
birlikte iftar yaptı. Kongre binasındaki davete askerler de katıldı. "
(Ek: Bölüm IV, No:20, Türkiye Gazetesi 8.2.1997).