Giriş
Hesabınız yok mu? Kayıt Ol
 

Arama

Milli Görüş

Milli Görüş Partileri

Siyonizm

İslam Tarihi

Haberler

Navigasyon Menü

İddianameye Cevap 7 PDF Yazdır E-posta
Perşembe, 30 Ekim 2008

SONUÇ OLARAK:

Yukarıki izahattan açıkça görüldüğü gibi:

Refah Partisi ile ilgisi olmayan, Başbakanlık adına halkla ilişkilerin geliştirilmesi maksadıyla verilmiş olan ve TBMM kararıyla laikliğe aykırı hiçbir yönünün bulunmadığı tebeyyün eden bir yemek davetinin gerçekle alakası olmayan yorumlarının, hukuki değer ifade etmeyeceği açıktır.

NETİCE OLARAK

NECMETTİN ERBAKAN HAKKINDA, İDDİANAMEDE İLERİ SÜRÜLEN İSNADLARIN HUKUKİ DEĞERİ YOKTUR.

Genel Başkan Necmettin ERBAKAN hakkında iddianamede beş tane isnat ileri sürülmektedir. Yukarda ayrı-ayrı açıklandığı gibi bu isnatlardan hiçbirinin hukuki geçerliliği yoktur. Ayrı ayrı belirtilen pek çok sebebe ilaveten kısa bir özetleme dahi gerçeği ortaya koymaya yeterlidir.

Nitekim, kısa bir özetleme yapacak olursak bu beş isnadın mahiyeti nedir? Bunlar niçin hukuken bir değer ifade etmez;

Çünkü;

(1) Üniversitelerle ilgili Kılık Kıyafet Kanunu’nun savunulması. Yani 2547 Sayılı Kanunun Ek-17. maddesinin savunulması.

(2) Bir Meclis çalışmasında Genel Esaslar çerçevesinde, özel hukukta "akit serbestliği" hakkının savunulmasına dair görüş serdedilmiş olması.

(3) Grup konuşmasında "geçiş dönemi" nin huzurlu olmasının istenmesi.

a. Bu üç konu doğrudan doğruya Meclis çalışmaları, ya da bu çalışmaların halka tekrarından ibaret konular olup Anayasa'nın 83. maddesi gereğince "sorumsuzluk" güvencesi altındadır; Hiçbir davaya konu yapılamazlar.

b. Bu konuşmaların içerisinde ne laikliğe ne de yasalara aykırı hiç bir husus yoktur.

c. Bu konuşmalar, Anayasa’nın ve altına imza koyduğumuz Uluslararası Anlaşmalar’ın en doğal insan hakkı olarak tanıdıkları düşünce hürriyetinin sınırları içinde yapılan konuşmalardır. Görev ve sorumluluğun gereği olarak iyi niyetle yapılmış konuşmalardır.

(4) Bir yayın organında gerçekle alakası olmadığı, husumet eseri olduğu mahkeme kararlarıyla da tesbit edilen, Necmettin ERBAKAN'la hiç bir alakası bulunmadığı sabit olup, mesulleri cezalandırılmış olan bir yazı.

(5) Refah Partisi ile ilgisi olmayan, Başbakanlık faaliyeti olarak verilen ve TBMM'nce denetlenip laiklikle ilgili olmadığı karar altına alınan bir iftar yemeği.

Görülüyor ki:

Necmettin ERBAKAN ile ilgili olarak ileri sürülen isnadların hiçbirinin geçerliliği yoktur. Bunların davadaki "laikliği ihlal" isnadına mesned yapılması hukuken mümkün değildir.

B.3. PARTİNİN DİĞER BAZI ÜYELERİNE YAPILAN İSNATLARDA HUKUKİ DAYANAKTAN YOKSUNDUR

a-ŞEVKİ YILMAZ;İddianamenin 11. ve 12. sahifelerinde Rize Milletvekili Şevki YILMAZ'ın üç konuşmasında laikliğe aykırı davrandığı ileri sürülmektedir.

a-1. Hac'da yaptığı iddia edilen bir konuşma,

a-2. İstanbul'da hanımlara hitaben yapıldığı iddia edilen konuşma,

a-3. Yapıldığı iddia edilen diğer bir konuşma.

Bu konudaki iddiaların değerlendirilmesi,

(1) Şevki YILMAZ'ın (a-1 ve a-2) bölümünde bahsedilen konuşmaları yaptığı ileri sürülen tarihte Refah Partisi ile herhangi bir organik bağı mevcut değildi. Bir başka ifadeyle bu tarihlerde, adı geçen kişi Refah Partisi’nin üyesi değildi.

Çünkü, Şevki Yılmaz 27 Mart 1994'de Rize Belediye Başkanı seçilerek Refah Partisi üyesi olmuştur.

a-3 olarak ileri sürülen konuşmanın ise nerede, ne zaman ve ne münasebetle yapıldığı belli değildir. Delil olma niteliği yoktur.

(2) Adı geçenin yaptığı iddia edilen konuşmalara ilişkin delil olarak video bantlar sunulmuştur.

Böyle bir konuşma yapılmış mı? Şayet yapılmışsa, nerede, ne zaman, hangi tarihte yapılmış? Bu video bantlar, nereden alınmış, hangi yolla elde edilmiş? Video bantlar sağlam mı? üzerlerinde oynama, montaj var mı? Konuşmalar hakikaten adı geçene mi ait? Bununla alakalı olarak ne bir belge, ne bir tutanak ne de tanık ifadesi yoktur. Şevki YILMAZ'a böyle bir konuşma yapıp yapmadığı sorulmamıştır.

Bu açıdan bunların hukuki anlamda delil olma niteliği yoktur. Nitekim bantların yan delillerce doğrulanmadan tek başına delil olarak kabul edilemiyeceğine ilişkin Anayasa Mahkemesi ve diğer Yüksek Yargı Organlarınca pek çok kere teyit edilmiş müctekâr kararlar vardır (AYMKD, S:30, Cilt: 2, Sayfa: 1193, 1993/3E.-19942 K.Sayılı Karar).

(3) Bu konuşmalarla ilgili olarak 2820 Sayılı Siyasi Partiler Kanunu'nun 101/d maddesi uyarınca hiç bir yargılama yapılmamıştır.

(4) Adı geçenin partiyi temsil yetkisi bulunmadığı gibi, partinin kurul ve organlarında görevi yoktur.

(5) Yapıldığı iddia edilen konuşmalardan Parti'mizin haberi olmamıştır. Partimiz bunları iddianame ile öğrenmiştir.

(6) Adı geçenin parti üyesi sıfatıyla açıkladığı söz ve düşüncelerinde (eğer yasalara aykırı bir durum varsa) Partimizin kapatılması talep edilmeden önce, 2820 Sayılı Yasanın 101/d ve 103. maddelerinde öngörülen prosedürün işletilmesi gerekirdi. Sayın Başsavcı bu prosedürü işletmemiz için, partimizden her hangibir talepte bulunmamıştır.

(7) Kaldı ki, adı geçen Milletvekili, 20.06.1997 tarihinde partimizden ihraç edilmiştir (İhraç kararı: Ek:Bölüm IV, No.21). Bu durumda SPK 101/d-1'deki hüküm gereğince partimiz aleyhindeki isnadın hukuki dayanağı kalmamıştır.

b-HASAN HÜSEYİN CEYLANAnkara Milletvekili Hasan Hüseyin CEYLAN'a izafe edilen iki konuşma, bu davada iddianın gerekçesi olarak gösterilmiştir (İddianame Sh.12-14).

b-1. Hasan Hüseyin CEYLAN'a izafe edilen ilk konuşma 14.03.1993'de Kırıkkale'de yapıldığı iddia edilen konuşmadır.

b-2. İzafe edilen ikinci konuşma KANAL-D Televizyonu’nda 24.11.1996 günü TEKE-TEK Programı’nda, Almanya'da yaptığı iddiası ile yayınlanan konuşma.

Bu konudaki iddiaların değerlendirilmesi,

İzafe edilen her iki konuşma hakkında ortada banttan başka bir şey yoktur. Bu konuşmalar nerede, ne zaman yapılmıştır? Kim tarafından banta alınmıştır? Bant bozuk mudur? Nasıl elde edilmiştir, nasıl muhafaza edilmiştir? Belli değildir.

(2) Her iki konuşmasına da video bant delil olarak sunulmuştur. Konuşmanın yapıldığı ve iddia edilen konuşmaların içeriğini doğrulayan başka bir delil sunulamamıştır. Video bantların tek başına delil olmadığı Anayasa Mahkemesi kararıyla belirtilmiştir.

(3) Her iki bantla ileri sürülen konuşmanın, aslında var olup olmadığı, muhtevasında laikliğe aykırı herhangi bir unsurun bulunup bulunmadığı hususunda, hakkında hiç bir mahkeme kararı mevcut değildir.

(4) Yapıldığı iddia edilen konuşmalardan partimizin haberi olmamıştır. Partimiz bunları ancak iddianame ile öğrenmiştir.

(5) Adı geçenin partiyi temsil yetkisi yoktur. Parti üyesi sıfatıyla açıkladığı söz ve düşüncelerinde (eğer yasalara aykırı bir durum varsa) partimizin kapatılması talep edilmeden önce, 2820 Sayılı Yasa’nın 101/d ve 103. maddelerinde öngörülen prosedürün işletilmesi gerekirdi. Sayın Başsavcı bu prosedürü işletmemiş, partimizden herhangi bir talepte bulunmamıştır.

(6) Hasan Hüseyin CEYLAN'ın bu konuşmasına ait kasetlerin çoğaltılıp Refah Partisi Teşkilâtları’na dağıtıldığı iddiası doğru değildir. Partimizin böyle bir çalışması yoktur. Video bantların çoğaltılması zor bir olay değildir, ticari amaçla bu tür çalışma yapanlar olabilir.

(7) Adı geçen Milletvekili, 20.06.1997 tarihinde partimizden ihraç edilmiştir. Bu durumda SPK 101/d-1'deki hüküm gereğince partimiz aleyhindeki isnadın hukuki dayanağı kalmamıştır.

c-İBRAHİM HALİL ÇELİKİddianamenin 15. sahifesinde yer alan, "10 Mayıs 1997" günü bazı gazetelerde yayımlandığı iddiasıyla İbrahim Halil ÇELİK'e atfedilen sözler.

(1) Adı geçen, iddia edilen sözleri söylemediğini, tekzip hakkını kullandığını beyan etmiştir. İddia edilen sözlerin, söylenip söylenmediği, doğru olarak aktarılmadığı hususunun araştırılması bizim savunmamızın kapsamı dışındadır.

(2) İbrahim Halil ÇELİK'in partimizi temsil yetkisi bulunmadığı gibi, partinin kurul ve organlarında herhangi bir görevi yoktur.

(3) Söylendiği iddia edilen sözlerle ilgili olarak açılan soruşturmada, TCK'nun 312/2 maddesinde belirtilen suçu işlediği iddia edilmektedir. Ancak isnad edilen bu suçlamanın "LAİKLİĞE AYKIRI EYLEMLE" hukuki bir ilgisi yoktur.

(4) Adı geçenin parti üyesi sıfatıyla açıkladığı söz ve düşüncelerinde (eğer yasalara aykırı bir durum varsa) partimizin kapatılması talep edilmeden önce, 2820 Sayılı Yasa’nın 101/d ve 103. maddelerinde öngörülen prosedürün işletilmesi gerekirdi. Sayın Başsavcı bu prosedürü işletmemiş, partimizden herhangi bir talepte bulunmamıştır.

(5) Kaldı ki, adı geçen milletvekili, 20.06.1997 tarihinde partimizden ihraç edilmiştir. Bu durumda SPK 101/d-1'deki hüküm gereğince partimiz aleyhindeki isnadın hukuki dayanağı kalmamıştır.

d-AHMET TEKDALAhmet Tekdal'ın yıllarca önce gittiği bir hacda yaptığı iddia edilen bir konuşma iddai ispata matuf delil olarak ileri sürülmüştür.

Adı geçene izafe edilen bu konuşma,

(1) İddianamenin 13. sayfasında KanalD Televizyonu’nun 24.11.1996 günü yaptığı bir yayında Ahmet Tekdal'ın yıllarca önce gittiği bir hacta yaptığı ileri sürülen bir yayın bu davaya delil yapılmak istenmiştir.

(2) Hac'da yapıldığı iddia olunan konuşmanın video bant dışında bir dayanağı yoktur. Bu konuşmanın hangi tarihte, nerede yapıldığı belli değildir. Bant üzerinde montaj veya değiştirme var mı? Belli değildir. Adı geçen kanal bilindiği gibi o tarihlerde partimiz aleyhine yoğun bir şekilde maksatlı yayın yapmaktaydı. Bu bakımdan bu yayının bir mesned olarak alınması mümkün değildir.

(3) Ahmet TEKDAL 1986 yılında Hacca gitmiştir. Hacca Genel Başkan sıfatıyla değil, sade bir vatandaş olarak gitmiştir. Hac siyasi faaliyet yeri olmadığı için, parti adına siyasi bir konuşma yapması da düşünülemez.

(4) İsnad edilen konuşmanın aslı olup olmadığı araştırılmamıştır. Konuşmanın tam metni yoktur. Konuşmanın Ahmet Tekdal'a ait olup olmadığı sorulmamıştır.

(5) İddia olunan konuşmada hak nizamı ibaresinin söylenip, söylenmediği, söylenmişse ne maksatla söylendiği belli değildir.

(6) Parti'mizin, yapıldığı ileri sürülen konuşmadan iddianame ile haberi olmuştur. Partimizin hükmü şahsiyetin iddia edilen fikirleri kabul etmesi söz konusu değildir.

(7) Ses bantlarının ve video kasetlerinin yan delillerle doğrulanmadan delil olarak kabul edilmeyeceği Yüksek Mahkeme’nin 16.06.1994 tarih 1993/3-1994/2 Sayılı Kararı’nda belirtilmiştir (AYMKD, Sayı 30, Cilt 2, Sh. 1193).

(8) Bu konuda 2820 Sayılı Siyasi Partiler Kanunu’nun 101-d maddesinde belirtilen işlemlerden hiçbiri vaki olmamıştır.

Açıkladığımız gibi, partimiz bu söylendiği iddia edilen sözleri tekabbül etmemiştir.

Yukarıda sıraladığımız sebeplerden dolayı, Şevki YILMAZ, Hasan Hüseyin CEYLAN, Ahmet TEKDAL ve İbrahim Halil ÇELİK isnad edilen söz ve eylemler sebebiyle, partimizin, "Laiklik ilkesine aykırı eylemlerin odağı" olma iddiası ile kapatma davası açılması hukuken mümkün değildir.

e.ŞÜKRÜ KARATEPESayın Başsavcı, iddianamenin 14. sayfasının (e) bendinde, Kayseri Büyükşehir Belediye Başkanı Şükrü Karatepe'nin, 10 Kasım 1996 günü yaptığı ileri sürülen bir konuşmayı bu davaya delil göstermiştir.

Kayseri Büyükşehir Belediye Başkanı hakkında, Kayseri Cumhuriyet Başsavcılığınca tahkikat açılmış. Yapılan tahkikat sonunda 1996/13102 Esas sayı ile 30.06.1997 günü Şükrü Karatepe'nin izafe edilecek bir suç bulunmadığından takipsizlik kararı verilmiştir (Ek: Bölüm IV, No:22).

Ayrıca yine bu konuşma münasebetiyle Kayseri DGM Başsavcılığı tarafından da tahkikat açılmış. Bu tahkikatın sonucunda da 2.4.1997 günü 996/132 Hazırlık Esas, 997/5 Sayılı kararla aynı şekilde takipsizlik kararı verilmiştir (Ek: Bölüm IV, No:23).

Hal böyle iken, Sayın Başsavcı’nın bunları araştırmadan DGM Savcısının tahkikatının neticesini sormadan ve açılan tahkikatın akıbetini öğrenmeden, bu hadiseyi davasına delil ve mesnet olarak göstermesi isabetsiz olmuştur.

Bu Hadisenin de adı geçen Siyasi Partiler Kanunu'nun 101 inci Maddesi’ndeki hüküm giyme şartı gerçekleşmediği cihetle de davamızda delil olarak kabul ve ikamesine kanuni imkân yoktur.

f. ŞEVKET KAZANSayın Başsavcı iddianamesinin 15. sayfasının G. bendinde Şevket Kazan'ın Adalet Bakanlığı sırasında Sincan Belediye Başkanı'nı ziyaret etmesini delil göstermek istemiştir.

Bu ziyaret bir hükümet üyesinin görevi sırasında yapılmış olduğundan böyle bir konunun denetiminin TBMM'ye ait olması dolayısıyla bu denetim Anayasa'nın 100. maddesine göre Meclis Soruşturması açılması talebiyle TBMM'de görüşülmüş bu müzakerelerde Şevket Kazan'a izafe edilecek herhangi bir bir suç bulunmadığına karar verilmiş ve soruşturma talebini reddetmiştir (Görev ve Sorumluluk Broşürü, Ek: Bölüm IV, No:24).

Aşağıda (Bölüm IV, Kısım C)'de açık bir şekilde belirtildiği gibi TBMM'nin işbu Kararı’ndan sonra aynı konunun yargı tarafından ele alınması mümkün değildir.

B.4. REFAH PARTİSİ'NİN BAZI ÜYELERİNİN SÖZ VE EYLEMLERİNE KARŞI SESSİZ KALDIĞI İDDİASI DOĞRU DEĞİLDİR.Refah Partisi'nin üyelerinin kural dışı sayılan söz ve eylemlerine karşı sessiz kaldığı iddiası doğru değildir.

Refah Partisi, Başkanlık Divanı’nı, MKYK Üyeleri’ni, il, ilçe ve belde Başkanları’nı, Belediye Başkanları’nı ve köylerdeki Temsilcileri’ne kadar bütün üye ve mensuplarını yakından takip etmekte ve onların kanun ve kural dışı söz ve hareketlerini inceleme altında tutmaktadır. Kanun dışı herhangi bir hadiseye sebebiyet vermemek için elinden geleni yapmaktadır. Mevcut partilerimizin hiçbirinin mensupları Refah Partisi kadar eğitimli, dikkatli ve itinalı değildir. Nitekim kurulduğu günden bugüne kadar Yargıtay Başsavcılığınca partimiz ve mensupları hakkında bir takibat yapılmamıştır.

2820 Sayılı Siyasi Partiler Kanunu'nun 101/d bendinde açıkça belirtildiği gibi üyelerinin kural dışı eylemlerine karşı siyasi partilerin sorumlulukları, üyelerin hüküm giymesinden sonra, Başsavcılıkça bu üyenin partiden ihracı talebinden sonra başlar.

Bugüne kadar böyle bir olay vaki olmadığından partimizin kural dışı sayılan eylemlere karşı sessiz kaldığı iddiası geçerli değildir.

Kaldı ki partimiz yetkili organları, üyelerinin bütün faaliyetlerini her zaman yukarda da belirtildiği gibi yakinen takip etmiştir. Bu hususta soruşturulacak herhangi bir konu sözkonusu olduğunda gereken disiplin çalışmalarını dikkatle ve titizlikle yürütmüştür.

Nitekim bazı üyeleri hakkında yapılan ihbarlar üzerine bu dava açılmadan çok daha önce, gerekli duyarlılık gösterilerek disiplin hükümleri uygulanmıştır.

C. ÜÇÜNCÜ KISIM: ANAYASA'NIN 83. VE 100. MADDELERİNİN GETİRDİĞİ GÜVENCELER MÜVACEHESİNDE HÜKÜMET VE MECLİS ÜYELERİ SORUMLU TUTULAMAZ Milletvekillerinin sorumsuzluk ve dokunulmazlıklarının "YOK" sayılması Anayasa’nın 83. ve diğer maddelerine aykırıdır.

C-1.TARİHİ GELİŞİM:Tarihi süreç içerisinde iki tür "muafiyet"e şahit olunmaktadır; "Diplomatik" ve "Parlamenter muafiyet".

Bu iki dokunulmaz kurumun toplum hayatına girişi farklıdır.

Devlet hayatı, parlamenter sisteme geçişten çok eskidir. Bundan dolayı da "Diplomatik muafiyet", "Parlamenter muafiyet"ten daha öncedir. "Diplomatik muafiyet"le toplum ortaçağda tanışmış, bu müessese 1815 tarihli Viyana Kongresi’yle Devletler Hukuku’na girmiştir.

Bizim devlet hayatımızda "özdeyiş" haline gelen "Elçiye zeval olmaz" sözü, "diplomatik muafiyet"in özlü bir ifadesidir. "Diplomatik muafiyet" devletlerarası ilişkiler için etkin bir güvencedir.

"Parlamenter muafiyetler", Parlamenter fonksiyonun ifâ edilebilmesi için, parlamenteri, siyasi iktidarlar ve diğer kişi ve kurumların itham, isnad ve adli takiplerden koruyan imtiyazlardır.

Parlamenter muafiyetler, hiç şüphesiz, kişisel imtiyazlar değildir. Millî iradeyi temsil edenin, "temsilcilik fonksiyonu"nu her türlü baskı ve korkudan emin olarak ifâ edebilme imkânıdır. Millî iradeyi temsil eden müessesenin iyi çalışmasını ve baskılardan korunmasını amaçlar. Parlamenter Muafiyetler demokrasilerin "olmazsa-olmaz" şartlarındandır.

Tarihi seyrine bakıldığında, İngiltere'den kaynaklandığını ve daha sonra Fransa'ya, oradan da Türkiye'ye intikal ettiğini görmekteyiz.

(1) İngiliz "HAKLAR BEYANNAMESİ"nin 9. Maddesi ile ilk defa hukuki nitelik kazanan ve Kral’a karşı da koruyuculuk etkisi taşıyan "PARLAMENTER MUAFİYET"ler, 1789 İhtilali’yle birlikte Fransa'da uygulama alanı bulmuş,

"Milletvekillerinin herbiri şahsi tecavüzden masundur ve bir milletvekiliniz Etats Generaux'daki herhangi bir teklifinden, reyinden, mütalâasından veya demecinden dolayı, bu içtima esnasında veya ondan sonra kovuşturmaya araştırmaya, tevkife veya tevkif ettirmeye, tutmaya veya tutturmaya cüret eden bütün özel kişi, cemiyet, hakimler heyeti (tribünal), mahkeme (cour) veya komisyonlar MİLLET HAİNİDİR ve çok ağır bir suç işlemiş olurlar." hükmünü ihtiva eden bir kararname neşredilmiştir.

(2)1793 tarihli Fransız Anayasası da, "Parlamenter Sorumsuzluğu"nu şöyle ifade etmiştir:

"Parlamentonun hiçbir üyesi, parlamenter fonksiyonlarını yerine getirirken açıkladığı görüşlerinden ya da kullandığı oylarından dolayı soruşturulamaz..."Görüldüğü gibi, Fransız Anayasası’nda, "YASAMA SORUMSUZLUĞU KAPSAMI" çizilirken mekan ve zaman tahdidi getirilmemiş; aksine, parlamenter fonksiyonun alabildiğine serbesti içerisinde ifâsı hedeflenmiştir. Hattâ, Fransız hukuk düzenlemelerine göre, parlamento üyesi olmayan bakanlar, komisyon görüşmelerine katılan kamu görevlileri... de bu sorumsuzluk imkânından yararlanmaktadır.

(3) Federal Alman Anayasası’nın 46. Maddesinde de benzer hüküm yer almaktadır.

(4) Parlâmenter muafiyetler, bizim hukukumuza ilk defa 1876 tarihli "KANUN-İ ESASİ" ile girmiştir. Anılan kanunun 47. Maddesinde aynen şöyle denilmektedir:

"Meclis-i umumi azası re'y ve mütalaa beyanında muhtar olarak bunlardan hiçbiri bir gûnâ vaadü vaîd ve talimat kaydı altında bulunamaz..." Bir asırdan fazla zamandan beri, hukukumuza yerleşmiş bulunan "ADEM-İ MES'ULİYYET" ya da "SORUMSUZLUK"; dünya hukuk düzenlemelerdeki gelişmelere paralel olarak, "PARLAMENTER DEMOKRATİK SİSTEM" ve "HUKUK DEVLETİ" niteliğine yaraşır biçimde tekâmül edegelmiştir.

Vakı'a, 1921 Anayasası’nda "ADEM-İ MES'ULİYYET"le ilgili açık bir hüküm yoksa da; kimi konularda, 1876 tarihli Teşkilât-ı Esasîye Kanunu’na atıfla boşluk doldurulmak istenilmiştir.

Muafiyetler, 1924 Anayasa'sının 17. Maddesiyle düzenlenmiştir. Buna göre:

"Hiçbir meb'us, Meclis dahilindeki rey ve beyanatından ve meclisteki re'y mütalaasının ve beyanatının Meclis haricinde irad ve izharından dolayı mesul değildir.."1961 Anayasası’nın 79.maddesiyle düzenlenen "MUAFİYETLER" daha geniş tutulmuştur. Zira: 1924 Anayasası’nda "MECLİS DAHİLİNDE" deyimi kullanılmışken; 1961 Anayasası’nda "MECLİS ÇALIŞMALARI" ifadesine özellikle yer verilmiştir. Anayasa yapıcının, bu ifadeyi maksatsız kullanmış olması düşünülemez. Anlaşılmaktadır ki: Anayasa yapıcı, hem dünya hukukundaki gelişmeleri, hem ülkemizin çok partili demokratik-parlamenter sisteme geçmiş olmasını, hem de 1960 öncesi uygulamalarla "ADEM-İ MES'ULİYYET İLKESİ" nin alabildiğine ihlal edilmiş olduğunu göz önünde bulundurmuştur. Dinamik bir toplumun ihtiyaçlarının, statik kurallarla giderilmesinin mümkün olamayacağı her türlü izahtan varestedir.

1982 Anayasası da, "ADEM-İ MES'ULİYYET" ilkesini, 83. Maddede düzenlemiştir. Bu maddede de esas alınan temel felsefe: "PARLAMENTER FONKSİYON" un milli iradeyi temsil işlevinin eksiksiz korku ve tehdidden emin bir biçimde yerine getirilebilmesidir. Bu sebeple de: "KÜRSÜ", "GENEL KURUL", "KOMİSYON", "PARTİ GRUPLARI", "BAŞKANLIK DİVANI", "DANIŞMA KURULU" ifadeleri yerine, özellikle, özenle ve bilinçli olarak "MECLİS ÇALIŞMALARI" ifadesi kullanılmıştır. Bütün bu yukarda sayılan yer ve kurullar, Anayasa yapıcının malumu iken, onların hiçbirine iltifat etmeyerek, "MECLİS ÇALIŞMALARI..." ifadesini kullanması, ne tecahül-ü ârifanedir, ne de tesadüftür.

Herbir parlamenter, bir bölgeden seçilmiş olsa da tüm milleti temsil etmektedir. Dolayısıyla da, işlevi, yetkisi sorumluluğu milletin tümü adınadır. Millet çıkarına olduğuna inandığı en aykırı fikri bile tereddütsüz, zemin ve zaman kaydına tabi olmaksızın rahatça ifade edebilmeli; yine inandığı biçimde re'yini izhar edebilmelidir.

Yasakoyucu bilmektedir ki: "Hakimiyet Kayıtsız Şartsız Milletindir". Bu sebepten dolayı milletin vekillerinin, millet adına görevlerini ifa ederken fikir, görüş, kanaat ve tekliflerini açıklamalarında hiç bir kayda ve engellemeye ve sınırlamaya tabi tutulmamalıdır.

Ve yine yasakoyucu bilmektedir ki: Meclis kararları oluşurken sadece Genel Kurul'da değil, parti grupları, komisyonlar, Danışma Kurulu, Başkanlık Divanı şeklinde yapılan çalışmaların katkısıyla olur. Bu sebepten dolayı, bütün bu Meclis çalışmalarında da milletvekillerinin görüş, fikir, kanaat ve tekliflerinin de her türlü tahdit ve engellemeden korunmuş olması gereklidir.

Esasen, dünyanın; hukukuyla, ekonomisiyle, teknolojisiyle, bilgi çağına uygun bilim anlayışıyla yeniden yapılanma çabasında olduğu şu zamanda; "YASAMA SORUMSUZLUĞU"nun, kapsam itibariyle gerilerde bırakılmış olması düşünülemez.

"TEMSİLİ SİSTEM"lerde aslolan, millete ait temsil görev ve sorumluluğunun alabildiğine hürriyet içerisinde kullanılabilmesidir.

C.2. SORUMSUZLUK VE DOKUNULMAZLIK:Bu iki müesseseyi birbirinden ayırmak gerekmektedir. Esasen, gelişmiş Batı'lı hukuk sistemlerinde ve tabii "TEMSİLİ SİSTEM"in uygulandığı ülkelerde bu iki kurum ayrı mütalaa edilmiştir. Aynı şekilde bizim hukukumuzda da bu iki kurum birbirinden ayrı düzenlenmiştir. Nitekim, 1961 Anayasası’nın 79/1. Maddesi ile 1982 Anayasası’nın 83/1. Maddesi ile "Sorumsuzluk" -parlamenter sorumsuzluk- düzenlenmiştir. Aynı maddelerin 2. fıkralarında ise "DOKUNULMAZLIK" ilkesi tanzim edilmiştir.

a. SORUMSUZLUK:Sorumsuzluk, bir parlamento üyesinin "PARLAMENTER FONKSİYONU" ifâ ederken, parlamentonun içinde ve dışındaki işlem ve eylemlerinden dolayı sorumlu tutulmaması, herhangi bir kişi yada kurum tarafından takibata uğramamasıdır. "PARLAMENTER FONKSİYON" kavramı özellikle kullanılmaktadır. Zira, bundan maksat, yalnız "YASAMA SORUMSUZLUĞU" değil, aynı zamanda "DENETİM" faaliyetlerinin de "SORUMSUZLUĞU" dur.

Parlamenter-Demokratik sistemlerde, parlamentoların iki esas fonksiyonu vardır: 1) Yasa yapma; 2) İcra organını denetleme..

Parlamenter fonksiyonun eksiksiz yerine getirilebilmesinin yegane şartı, hiç şüphesiz, "SORUMSUZLUK"tur. Hem yasa yapmada, hem de denetimde...

Bu hürriyetin kuşkusuz iki yönü vardır:

(1) Parlamenter'in kişisel hürriyeti. Parlamenter, ancak böyle bir sınırsız hürriyet sebebiyledir ki, parlamenter işlevini yerine getirirken isteğini söyleyebilir, istediği yasa teklifini verebilir; denetimde istediği denetim yolunu kullanabilir. Ancak ifade etmek gerekir ki: "KİŞİSEL" gibi görünen "SORUMSUZLUK" aslında milli iradeye tanınmış sınırsız hürriyettir. Milli iradenin temel kaynağı olan milletin, kendisine böyle bir hürriyeti, eylem ve işlemlerden sorumsuzluğu tanıması kadar tabii bir tasarruf olamaz. Zira; "Hakimiyyet Kayıtsız Şartsız Milletindir".

(2) Parlamentonun kollektif hürriyeti. Bu hürriyet O'na, bağımsız davranma imkânını verir. Esasen, bir ülke parlamentosunun, kendi dışında kalan kişi ve kurumların takip, tehdid ve insiyatifine tabi olmasının demokratik ve hukuki izahı olamaz.

Hukukta her hürriyetin, yada "SINIRSIZ HÜRRİYET" anlamına gelen "SORUMSUZLUĞUN" da bir "KAPSAMI" olmalıdır. Meselenin bu tarafına baktığımızda:

a.1.SORUMSUZLUĞUN KAPSAMI

(1)SORUMSUZLUĞUN KİŞİLER BAKIMINDAN ŞÜMULÜ:

Parlamento'da hizmet veren her insanın "SORUMSUZ"luğundan elbette söz edilemez. Zira, "SORUMSUZ"luğun kaynağı "MİLLİ İRADE" ve sebebi ise "PARLAMENTER FONKSİYON"dur. O halde, böyle bir hudutsuz hürriyetten yararlanabilmenin mutlak şartı: Temsili sistemde milleti temsil etmek ve parlamenter olmak.

Vakı'a, bizim hukukumuzda, parlamenter olmadığı halde "SORUMSUZLUK" ilkesinden yararlanabilen bir istisnâ vardır: Dışardan atanan bakanlar kurulu üyesi. Bu husus , 1982 Anayasası’nın 112/4 maddesiyle özel olarak düzenlenmiştir.

Ağırlıklı olarak Fransız Hukuku’nda, bazı diğer Batı'lı ülke hukuklarında: Bakanlar, komisyona davet edilmiş bürokratlar, ifadesine başvurulan tanıklar dahi beyanlarından dolayı sorumsuzdurlar. Böyle bir düzenlemenin, parlamentonun işlevini yerine getirmesine yardım edeceği kuşkusuzdur. Özellikle, "DENETİM" yollarının kullanılması esnasında bilgisine başvurulacak olan ilgililerin böyle bir "SORUMSUZLUK" teminatına sahip olmaları, bu teminatı bilerek hizmete katkıda bulunmaları daha kolay olur.

(2) SORUMSUZLUĞUN "YER" BAKIMINDAN ŞÜMULÜ:

Bazı ülke anayasalarında, "PARLAMENTER SORUMSUZLUK" için yer belirtilmemiş; bu anayasalar, sorumsuzluğun hudutlarını belirlerken, "TEŞRİ GÖREV"le ilgili fiilleri göz önünde bulundurmayı yeterli görmüştür.

Temsili sistemini geliştirmiş, medeni ülkeler içerisinde layık olduğu yeri yakalamış "DEMOKRATİK-PARLEMENTER SİSTEM"e sadık hemen her ülke, "PARLAMENTER SORUMSUZLUK İLKESİ"nin önündeki her pürüzü temizleyerek, sınırsız hürriyeti teminat altına almıştır.

Bizim hukukumuzdaki gelişmeler de bu istikamette olmuştur. Mesela 1876 tarihli Kanuni Esasi'nin konuyla ilgili 47. Maddesinde "...MECLİSİN MÜZAKERESİ ESNASINDA..." denilmişken; 1924 Anayasası’nın 17. Maddesinde "HİÇBİR MEB'US MECLİS DAHİLİNDEKİ RE'Y VE MÜTALAASINDAN..." denilmek suretiyle, şümul, yer bakımından kısmen genişletilmek istenilmiştir.

Halbuki, birbirinin hemen-hemen benzeri olan 1961 Anayasası’nın 79/1. maddesi ile, 1982 Anayasası’nın 83/1. Maddesi, "...MECLİS ÇALIŞMALARI..." esasını getirmek suretiyle yer tahdidini kaldırmıştır.

Filhakika, 1924 Anayasası’nın 17. Maddesinde "MECLİS DAHİLİNDE" denilmek suretiyle: Parlamentonun tüm bölümlerindeki "PARLAMENTER FAALİYET" sorumsuzluk teminatına alınmıştır.

Tabii, 1961 ve 1982 Anayasaları haklı olarak, daha da isabetli bir düzenlemeyle, "...MECLİS ÇALIŞMALARI..." sınırsızlığını -yer bakımından- anayasal hüküm haline getirmiştir.

Hiç şübhesiz, "...MECLİS ÇALIŞMALARI..." şümulü, 1924 Anayasası’nda mevcut "…."MECLİS DAHİLİNDEKİ..." deyiminin şümulünü içermekte ve onu aşmaktadır.

Buna göre parlamentere, meclis çalışmalarını tam bir hürriyet içerisinde yapabilme imkânı tanınmıştır.

Doktrin, Yargı Kararları ve Hukuki düzenlemeler de bu görüşleri teyid etmektedir:

a.2.DOKTRİN :

Doktrinde netleşmiş görüşe göre: Sorumsuzluk, yer bakımından iki kısımda incelenmektedir.

(1) MECLİS İÇİ ÇALIŞMALARI:

Yine genel kabule göre; kürsü, genel kurul salonu, komisyon salonları, siyasi partilerin grup toplantı salonları; hatta diğer müştemilat...

Komisyonsuz, Grupsuz bir Parlamento'nun düşünülmesi mümkün olamaz. Özellikle de "DEMOKRATİK-PARLAMENTER" sistemlerde... Esasen, hem komisyonlara tahsis edilmiş bulunan mekânlar, hem de siyasi parti gruplarına tahsis edilmiş mekânlar "MECLİS DAHİLİNDE" bulunmaktadır. Siyasi parti gruplarının, daimi veya muvakkat komisyonların katkılarının bulunmadığı bir "MECLİS ÇALIŞMASI"ndan elbette söz edilemez.

Nitekim, Milli Eğitim eski Bakanlarından, Cumhuriyet Senatosu Anayasa ve Adalet Komisyonu sabık Başkanlarından Sayın Prof. Dr. Safa Reisoğlu'nun, suretini ekte sunduğum makalesinde aynen şöyle denilmektedir:

"...Meclis çalışmalarının kapsamına milletvekillerinin parlamenter görevleriyle bağlantılı olarak yaptıkları çalışmalar girer. böylece, milletvekilleri, meclis genel kurulunda, komisyonlarda, başkanlık divanında, danışma kurulunda ve PARTİ GRUPLARINDA kullandıkları oylardan, yaptıkları konuşmalardan, ifade ettikleri düşüncelerden sorumlu tutulamazlar..." (Milliyet Gazetesi. 27.10.1992) (EK: Bölüm IV, No:25). (2) MECLİS DIŞI ÇALIŞMALARI:

1961 VE 1982 Anayasaları’nın "...MECLİS DAHİLİNDE..." kavramını terkedip, "....MECLİS ÇALIŞMALARI..." noktasına gelmiş olmaları da göstermektedir ki: Parlamenter faaliyet, -Grupları, Komisyonları içerse de- "Meclis Dahili" işlevlerle beklenilen gayeyi gerçekleştiremez.

Nitekim, Millet Meclisi İçtüzüğü’nün 103. Maddesi, özel komisyonların "ANKARA DIŞINDA DA ÇALIŞABİLECEĞİ..." hükmünü getirmiştir.

Millet Meclisi İnsan Hakları Komisyonu’nun zaman-zaman ülke dışına çıkarak "PARLAMENTER FONKSİYON" ifa ettiği bilinmektedir.

Uluslararası toplantılara katılan milletvekillerimizin de "PARLAMENTER FONKSİYON" ifa ettiği şüphesizdir.

Çeşitli vesilelerle, meselâ kutlama, bayram... gibi sebeplerle parlamentoyu temsilen yurtiçinde yapılan seyehatlerde de parlamentoyu temsil görevi ve parlamenter işlev ifa edilmektedir.

a.3.YARGI KARARLARI :

Parlamenter faaliyetin, yalnız "KÜRSÜ", "GENELKURUL" çalışmalarından ibaret olmadığı; Siyasi Partilerin Grup Çalışmalarıyla, daimi ve geçici komisyon çalışmalarının da "MECLİS ÇALIŞMALARI"ndan ma'dut bulunduğu Anayasa Mahkemesi’nce de kabul edilmektedir.

Prof.Dr.Erdoğan TEZİÇ'in, "Türk Parlamento Hukuku’nun Kaynakları ve İlgili Anayasa Mahkemesi Kararları" isimli 1980 basımı eserinin 119. Sayfasında belirttiği 2.3.1965 tarih ve 1964/19 E. 1965/11 K. Sayılı Anayasa Mahkemesi kararında aynen şöyle denilmektedir:

"...Anayasa ve içtüzük hükümlerine göre meclislerdeki SİYASİ PARTİ GRUPLARI, içinde bulundukları meclislerin çalışmaları ile ilgili faaliyetlerde bulunmak üzere kurulmuş teşekküller olup, meclisler dışında bir parti grubunun varlığı düşünülemez..."Bu karar çok açık biçimde göstermektedir ki: Siyasi partilerin guruplarındaki faaliyetleri "PARLAMENTER FAALİYETTİR". Ve bu faaliyet de "SORUMSUZLUK TEMİNATI" altındadır.

1982 Anayasası’nın 153/6. maddesinde belirtilen: "ANAYASA MAHKEMESİ KARARLARI"nın "YASAMA, YÜRÜTME VE YARGI ORGANLARI..." dahil tüm kişi ve kurumları bağlayacağı hükmü tartışmasızdır. O halde: Kürsüde, Genel kurulda, Komisyonlarda ve Siyasi Partilerin Grup toplantılarında, hattâ müştemilatta serdedilen "SÖZ", "OY" ve "DÜŞÜNCE"; "SORUMSUZLUK TEMİNATI" altındadır.

a.4.HUKUKİ DÜZENLEMELER:

Temsili sistemin hakim olduğu ülkelerde, parlamentoların çalışmaları, hiç şüphesiz, hukuki düzenlemelerle yürütülür. Genelde "İÇTÜZÜK" lerle yapılır bu düzenlemeler.

Hiç şüphesiz, bir "MECLİS İÇTÜZÜĞÜ" Meclis’le ve Meclis çalışmalarıyla alakalı kurum ve kuruluşlarla meşguldür. Meclis dışı kişi, kurum ve kuruluşların faaliyetini tanzimi mümkün değildir. Böyle bir örnek te yoktur.

Dünya ülkelerinde olduğu gibi bizim ülkemizde de "MECLİS İÇTÜZÜĞÜ", meclisin rükünlerinin, kurumlarının faaliyetlerini tanzim etmektedir. Meclis'le ve Meclis çalışmalarıyla alakalı olmayan herhangi bir kurumu, kendi İÇTÜZÜĞÜ ile düzenlemeye kalkışan bir meclis düşünülemez.

O halde, Anayasalarda, özellikle de İçtüzük’de zikredilen kurum ve kuruluşların faaliyetleri "MECLİS FAALİYYETİ"nden sayılır.

Örnek olmak üzere birkaç tanesini zikredecek olursak:

(1)Anayasa’nın (1982) 68/2. maddesinde:

"Siyasi partiler, demokratik siyasi hayatın vazgeçilmez unsurlarıdır." denildiğine göre; bir siyasi partiyi ve onun grup faaliyyetlerini demokratik-parlamenter hayattan dışlamak mümkün olamaz.

(2) Aynı yasanın 94-2. maddesinde de Siyasi parti gruplarının TBMM Başkanlık Divanı’nın oluşumuna katılacağından söz edilmektedir.

(3) Yine aynı Anayasa’nın 95/2. maddesinde:

"...İçtüzük hükümleri siyasi parti guruplarının, Meclis'in bütün faaliyyetlerine üye sayısı oranında katılmalarını sağlayacak yolda düzenlenir." denilmektedir.

(4) 1982 Anayasası’nın 100/4. maddesinde: "Meclis'teki siyasi parti gruplarında, Meclis soruşturmasıyla ilgili görüşme yapılamaz, karar alınamaz..." denildiğine göre, mefhum-u muhalifinden hareketle şu anlaşılmaktadır: Benzer bir-iki istisna dışında TBMM'nin bütün faaliyetleriyle ilgili olarak siyasi parti gruplarında müzakereler yapılır ve kararlar alınır.

Esasen, siyasi partilerin gruplarında görüşülmemiş, tartışılmamış bir kanun tasarısı (takınılacak tavır açısından); hazırlanacak ve savunulacak bir kanun teklifi ya da denetim yollarından birinin kullanılması düşünülemez. Hemen hepsinde, siyasi parti gruplarının etkisi ve katkısı vardır.

(5) 1982 Anayasası’nın 162/2. maddesindeki düzenleme, Plan Bütçe Komisyonu’nun teşekkül tarzını ve siyasi parti gruplarını vazgeçilmezliğini vurgulamaktadır.

(6) TBMM İçtüzüğü’nün hemen her maddesinde siyasî parti gruplarını şu veya bu şekilde atıfta bulunulmakta; Meclis çalışmalarını, âdeta siyasi parti gruplarının faaliyetleri oluşturmaktadır.

İçtüzüğün 11. maddesi siyasi parti gruplarının, TBMM Başkanlık Divanı’nın teşekkülüne katılım biçimlerini belirlemektedir.

(7) Siyasi partilerin grup kurabilme şartları İçtüzüğün 18. maddesiyle belirlenmiştir. Hatta, her siyasi parti grubunun kendi "İÇ YÖNETMELİĞİ"nin, siyasi parti gruplarınca Meclis Başkanlığı’na vermesi yükümlüğü getirilmiştir.

(8) Millet Meclisi Danışma Kurulu’nun teşekkül tarzı ve işlevi İçtüzüğün 19. maddesiyle düzenlenirken de yine siyasi parti gruplarına önem verilmiştir.

(9) Meclis müzâkerâtında, siyasi parti gruplarına öncelik tanınmış olması da göstermektedir ki; siyasi parti grupları ve grup faaliyetleri Meclis'in dışında telakki olunamaz.

(10) İçtüzüğün 107. maddesinde, denetim yollarında en etkilisi olan GENSORU'nun verilmesinde -yazımda- siyasi parti gruplarına öncelik tanınmış olması da grup faaliyyetlerinin yerini açıkça göstermektedir.

(11) İçtüzügün 143. maddesindeki düzenlemeye göre:

"Millet Meclisi eski üyeleri... Genel Kurul ve Parti Grup toplantılarına..." katılamazlar Bu hüküme göre, tüzük yapıcı, Meclis Genel Kurulu’ndaki faaliyet ile parti grubundaki faaliyeti eşdeğer nitelikte görmüştür.

(12) Emniyet tedbirlerini düzenleyen İçtüzüğün 140. maddesinde de, Millet Meclisi’ne ait bina, sair müştemilat aynı nitelikte mütalaa olunmuştur.

Bütün bu ispat edilmiş hususlardan da anlaşılmaktadır ki: SORUMSUZLUK "YER" bakımından kısıtlı ya da mahdut değildir.

a.5. SORUMSUZLUĞUN FİİL BAKIMINDAN ŞÜMULÜ:

Sorumsuzluğun "KİŞİLER", "YER" bakımından sorumsuzluğunun izahından sonra, bir de "FİİLLER" bakımından "ŞÜMULÜ"ne gözatacak olursak: Hangi fiillerin "PARLAMENTER SORUMLULUK" şümulüne girdiğini birer birer saymanın mümkün olmadığı anlaşılacaktır. Belki bir kaç örnekle, meseleye ışık tutmak mümkün olabilir.

Hiç şüphesiz, bunun ölçütü de yine "PARLAMENTER FONKSİYON" olacaktır. Buna göre; Parlamentoda ileri sürülen görüşler, yapılan konuşmalar, kanun önerileri, araştırma, genel görüşme, gensoru, soru önergeleri... gibi yasama ve denetim faaliyetleriyle bunlara benzer fiiller örnek olarak zikredilebilir.

a.6. SORUMSUZLUĞUN NETİCELERİ

Her hükmün mutlaka bir veya birden fazla da neticesi vardır. Sorumsuzluğun da bir takım neticelere vabeste olması muhakkaktır.

Doktrinde özetlendiğine göre, "SORUMSUZLUK"un üç neticesi vardır:

(1) SORUMSUZLUK MUTLAKTIR:

Bir meclis üyesi, yasama faaliyetini yürütürken bu faaliyetle ilgili fiillerinden cezayı müstelzim suç hasıl olsa dahi takibata tabi tutulamaz, tecziye edilemez. Mutlak bir muafiyet bahse konudur.

Çünkü; Anayasa'nın 83. maddesine göre sorumsuzluk kapsamına giren bir fiil milletvekili için suç olmadığından yargı organının görev ve yetki alanı dışında kalır.

Bu duruma yargı organının müdahalesi hem kanunsuz bir eylem, hem yetki tecavüzü hem de Anayasa ihlali manasına gelir.

Zira Anayasa'nın 6. maddesine göre "Hiç kimse veya organ kaynağını Anayasa'dan almayan bir devlet yetkisi kullanamaz".

Yine Anayasa'nın 11. maddesine göre;

"Anayasa hükümleri, yasama, yürütme ve yargı organlarını".... bağlayan temel hukuk kurallarıdır.

Milletvekili Sorumsuzluğu bir Anayasa hükmüdür (md.83). Bu hükmü kaale almamak veya hangi mülahaza ile olursa olsun bu açık hükme aykırı bir tutum ve davranışta bulunmak Anayasa ihlali demek olur.

(2)SORUMSUZLUK DAİMİDİR:

Yasama sorumsuzluğunun "DAİMİ" oluşu, milletvekilinin bağımsızlığı, milli iradenin tam tecellisi için kaçılmazdır. Daimilik sebebiyle milletvekilleri, hem milletvekillikleri devam ettiği sürece, hem de süre bitiminden sonra sorumsuzluk teminatından yararlanmaya devam ederler. Hem filhal, hem de gelecekte "sorumsuzluğa" sahip temsilci bağımsız davranma imkânını elde etmiş olur; böyle bir teminat da millete hizmet imkânı verir.

(3) SORUMSUZLUK KAMU DÜZENİNDENDİR:

Sorumsuzluk, "PARLAMENTER FONKSİYONA BAĞLI" bir imtiyaz olduğu için ve milli iradenin tam temsilini sağlamaya yönelik bulunduğundan dolayıdır ki parlamento üyesi bu imtiyazdan ferağat edemez. Bu imtiyazı kullanmayacağına dair hiç bir taahhütte bulunamaz. Sorumsuzluk teminatı, yargılamanın her safhasında ileri sürülebilir, mahkemelerce de re'sen nazara alınmak lazım gelir.

b. YASAMA DOKUNULMAZLIĞI:"Dokunulmazlık", Anayasalarımızdaki ilk ifâdesiyle "Teşrii masuniyet" parlamenter faaliyetin bir başka güvencesidir. 1982 Anayasası’nda hüküm şudur:

"Seçimden önce veya sonra bir suç işlediği ileri sürülen bir milletvekili, Meclisin kararı olmadıkça tutulamaz, sorguya çekilemez, tutuklanamaz yargılanamaz...." (Anayasa Md. 83/2). Çok açık biçimde anlaşılmaktadır ki, "dokunulmazlık" ancak üyenin mensubu bulunduğu Meclisçe kaldırılabilir. Burada da aslolan "dokunulmazlık güvencesi"nin dönem sonuna kadar devam ettirilmesidir.

Esasen, Anayasa’nın 83/2 fıkrası bahse konu edildiğinde aynı Anayasa’nın "başlangıç" bölümünün 4. fıkrasındaki şu hükmüde dikkate almak gerekir. Mezkur hükme göre:

"Kuvvetler ayrımının, devlet organları arasında üstünlük sıralaması anlamına gelmeyip, belli devlet yetki ve görevlerinin kullanılmasından ibaret ve bununla sınırlı medeni bir işbölümü ve işbirliği olduğu ve üstünlüğün ancak Anayasa'da ve kanunlarda bulunduğu;" Çok açık ifâde edilmektedir ki: "üstünlük ancak ANAYASA ve kanunlarda"dır.

O halde, "KUVVETLER AYRIMI" gereği her organ kendi yetki sınırları içerisinde işlevini yerine getirecektir.

Üyeleri yargılama hakkı (Sorumsuzluk dışında kalan fiiller için) elbette mahkemelerindir. Ancak, "dokunulmazlık" güvencesi devam ettiği sürece mahkemelerin bu hakkı da dondurulmuş olur. Buna rağmen sorgulama, yargılama teşebbüsleri hem anayasal düzenlemelere uygun düşmez, hem de kuvvetler arası yetki tecavüzü bahse konu hale gelir.

Yasama organının, İcra organının; ya da bunlardan birinin yargıya doğrudan veya dolaylı müdahalesi nasıl anayasal aykırılığı oluşturursa; mahkemelerinde, kendi yetkileri dışında kalan organların sorumluluk sahasına girmesi o şekilde anayasal aykırılığı doğurur.

Kaldıki, Anayasa’nın 6, 7, 8 ve 9. maddeleri, kuvvetleri ve bunların yetki alanlarını açık biçimde tâdad ve tahdid etmiştir.

O halde, "dokunulmazlık güvencesi" gündeme geldiğinde Anayasa’nın Başlangıç Bölümü’nü, 6, 7, 8, 9 ve 83. maddelerini birlikte düşünmek gerekir.

Zira, "meşrû devlet yetkisi" nin yegâne kaynağı "ANAYASA" dır (Anayasa Md. 6/2).

Sayın Prof. Dr. Süheyl Batum, "Dokunulmazlık..." başlıklı makalesinde şu görüşlere yer vermektedir;

"Yasama dokunulmazlığı, genel olarak 'bir zırh', 'bir dokunulmazlık statüsü' görünümündedir. Bu zırh içinde, Milletvekili kendi meclisinin izni ve bu yönde bir kararı olmaksızın tutulamaz, yakalanamaz, soruşturulamaz, yargılanamaz, ADLİ TAKİBATA YADA YARGILAMA İŞLEMLERİNE KONU OLAMAZ. Ve bu zırhın nedeni de, yasama meclisi üyesinin iktidarın baskısından olası komplolarından ve yıldırma yöntemlerinden korunmasıdır. (...) Üyeyi bir baskı, komplo, iktidar çoğunluğundan gelecek, bir tehdit, yada DEĞİŞİK SİNDİRME YÖNTEMLERİ karşısında korumak ve görevini gereği gibi yapmasını sağlamaktır..." (Prof. Dr. S. Batum Milliyet 13.2.1997) (EK: Bölüm IV, No:26).Yine Sayın Prof. Dr. Bahri Savcı da "Boşuna tartışma: Parlamenterliğin sona ermesi" başlıklı makalesinde:

"Doğrudan halk seçiminden gelerek, ulusal egemenliğin belirdiği ve merkezleştiği temsilcidir, milletvekili... Onun, ayrıcalıkları - korunmuşlukları - dokunulmazlıkları vardır. Bunlar rakipleri, özellikle, resmi otoriteler tarafından, siyasal amaçlarla rahatsız edilmeden, bir tasalluta uğramadan, yaşamın maddi yüklerinden ve sorunlarından kurtulmuş (azade) olarak, parlamenterlik işlerini, huzur ve güvenlik içinde görebilmeleri içindir; siyasal amaçlı olarak alıkonulma, tutulma, yakalanma ve hapsedilme olasıklarından uzak bulundurmak içindir. Milletvekili, böyle bir statü içinde, ulus kadar özgür çalışabilmelidir."

....

"Yasal korunmuşluk: (Teşrii masuniyet) Buna göre de parlamenter 'Cürm-ü meşhud-u cinaî' (cinayet işleme anı) dışında, kendisine suçluluk yöneltilmesi (isnadı) ile hot be hot, adliye ve yargı yöntemlerine uğratılamaz; üyesi olduğu parlamentoca, yöntemine göre dokunulmazlığı kaldırılmadıkça, yakalanamaz, tutulamaz, tevkif edilemez, muhakeme edilemez, kendisine hüküm giydirilemez; kendisine, bu hükmün gerekleri uygulanamaz. Koğuşturulabilmesi için önce, ayrıcalık ve korunmuşluklarından soyundurulmuş olması gerekir. Doktrin böyle der".

....

"Dokunulmazlığın kaldırılarak milletvekilinin 'düşürülmesi' kurumunun yanına, işe Meclis'i karıştırmadan, O’nun dokunulmazlığının kaldırılması kararına gerek duymadan ve Meclis'in, ayrıca bir değerlendirmesine de olanak vermeden, doğrudan Anayasa Mahkemesi'nce hükmedilmek üzere, bir de üyeliğin sona ermişliği kurumu da getiriyor!"değerlendirmesini yaptıktan sonra şu tesbiti yapıyor:

"Ederlerse ne mi olur? Hukuk ve gerçekler dünyamızda kaos olur." (Prof. Dr. Bahri Savcı, Cumhuriyet 5.10.1993) (EK: Bölüm IV, No:27). Netice olarak görülmektedir ki: "Sorumsuzluk" ve "dokunulmazlık" milli iradenin eksiksiz temsili için zaruri birer güvencedir, aslâ vazgeçilemez ve asla ihlal edilemez.

Zira, aksi halde, Anayasa'nın temel esası olan "kuvvetler ayrımı" prensibi ortadan kalkar, milli iradenin TBMM'de tecelli ettirdiği aritmetiğin, milli irade dışında herhangi bir yol veya sebeple değiştirilebilmesi imkânı doğar ki, bu durumun demokrasinin temel esaslarıyla bağdaşması mümkün değildir.

Nitekim, Sayın Başsavcı'nın, Refah Partisi Genel Başkanı Necmettin ERBAKAN'a izafe ederek iddianamesinin 9. sayfasına dercettiği Grup Genel Kurulu konuşması ile ilgili olarak Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi Savcılığı’nın, Anayasa'nın bu temel esaslarına aykırı olarak, hazırlayıp TBMM'ye gönderdiği bir fezleke; TBMM Başkanlığı’nca ilgili savcılığa iade edilirken şu görüşlere yer verilmiştir:

"Bizim Anayasalarımız, Fransız Anayasa geleneğine paralel olarak mutlak dokunulmazlığı kullanılan oy'un ve beyanın muhtevasına bakmaksızın, sınırsız düzenlemiştir.

İkinci husus, mutlak dokunulmazlık, parlamento üyesinin şahsına tanınan bir hak ve imtiyaz değildir.

Bu müessese, görülen görevin fonksiyonuna bağlıdır. Bu dokunulmazlık, genel ve süreklidir. Sıfatın kalkmasından sonra da devam eder. Milletvekili bu kurumdan feragat edemez. Çünkü ortada vazgeçilecek bir hak söz konusu değildir. Fonksiyonun getirdiği bir cezasızlık hali söz konusudur."

....

"Mutlak dokunulmazlık için Anayasa’nın getirdiği sınırlar 83. maddede yazılıdır. Bu metne göre meclis çalışmaları içinde oy, söz ve düşünce biçiminde açıklanan her eylem mutlak dokunulmazlık sınırları içindedir. Mutlak sorumsuzluğun, yüce meclis tarafından kaldırılması da mümkün değildir."

....

"Yüce Meclis'in Anayasa’yı değiştirmedikçe muktedir olmadığı bir konuda elbette yargı yolu da kapalıdır. İstisna açıkça yazılmadıkça, kaide mutlak sayılır."

....

"Bir Sayın Milletvekilinin Partisinin Meclis Grubu'nda yaptığı konuşmadan ötürü ceza takibatı yapılması Anayasa tarafından yasaklanmıştır. Parlamento'nun varlığı ve işlevi nedeni ile konulan bu yasak, demokrasinin vazgeçilmez güvencesidir." (TBMM Başkanlığının 20.08.1994 tarihli yazısı) (EK: Bölüm IV, No:28).

C.3. BU DAVA İLE, YÜRÜTME ORGANI ÜYESİ OLAN BAŞBAKAN VEYA BAKANLARIN YARGILANMALARI YOLUNUN AÇILMASI ANAYASA’YA AYKIRIDIR. İddianamenin 10. sahifesinin 5. paragrafında Sayın Başsavcı, Başbakan Necmettin ERBAKAN'ın bazı Diyanet İşleri Başkanlığı mensubu ile İlahiyat Fakültesi mensubuna verdiği iftar yemeğini ileri sürerek suçlamak istemiş, Başbakan’ın emsali çok ve gayet doğal davvranışını hiç ilgisi olmadığı halde "Laikliği ihlal" iddiasına mesned yapmak istemiştir.

İddianâmeden de anlaşılacağı üzere bu iftar yemeği, Türkiye'de ve dünyada emsali çok ikramlardan biridir ve Başbakan tarafından verilmiştir.

Başbakan’ın bu davranışında, hukuka hiçbir ayrılık yoktur. "Muhali farz" ile varsayalımki "hukuka aykırıdır." Bu halde dahi Başbakan'lar ve hükümetin diğer üyeleri "ceffel-kalem" sorgulanamaz, yargılanamaz.

Anayasa’nın 100. maddesi maksatsız düzenlenmiş değildir.

Meclis’in diğer denetim yollarından farklı düzenlemelere tabi tutulmuş; olabildiğince zorlaştırılmıştır. Anayasa yapıcı, hükümet üyelerini 100. madde yoluyla bir kere daha güvence altına almak istemiştir.

Nitekim mezkur maddenin müzakeresi esnasında, Komisyon Sözcüsü Sayın Prof. Dr. Kemal Dal:

"Bir hükümetin üyelerini, yaptıkları görev dolayısıyle, bulundukları mevki dolayısıyla, olur - olmaz ithamlardan korumak gerekir. Bu, ülkenin iyi yönetimi bakımından da gereklidir."gerekçesini ortaya koymuştur (Danışma Mec. B 140 Otu.1. 1.9.1982 Ek:Bölüm IV, No.29).

Yine aynı maddenin müzakerisi esnasında Anayasa Komisyonu Başkanı Sayın Prof. Dr. Orhan Aldıkaçtı şu haklı gerekçeyi serdetmiştir:

"Meclis soruşturması bilindiği gibi Başbakan veyahut Bakanlar aleyhine açılabilir. Meclis soruşturması açılıp mecliste karara bağlandıktan sonra, eğer herhangi bir tahkikat yahut Yüce Divan’a sevk kararı verilmezse, bu karar kesindir. Halbuki bir mukayese yaparsak, mesela; yasama dokulmazlığı konusunda verilecek bir karar, sadece o seçim devresi içindir.

Şimdi burada, niçin bir bakanın görevi sırasında işlediği iddia olunan bir suçtan dolayı ceza mahkemesine verilebilmesi yahut Yüce Divan’a verilebilmesi için bir Meclis soruşturması açılıyor?.. Bunun amacı Bakanı himaye etmektir. Yani bakanın görevi sırasında bazı suçlar işleyebileceğini kabul etmesi ve meclisin bunu takdir ederek bakan hakkında soruşturma yapmamaya karar vermesidir ve bu karar da dediğim gibi kesindir. Bakanlıktan ayrıldıktan sonra hakkında, mecliste tahkikat yapılan ve soruşturmaya mahal olmadığına karar verilen bakan hakkında tekrar savcılık bir tahkikat açamaz. Bunun bilinmesi lazımdır." (Danışma Mec. B: 150. O: 4 13.9.1982) (EK: Bölüm IV, No:30).Yukarda arz ve izaholunduğu üzere, Anayasa’nın 100. maddesinin gereği yerine getirilmeden bir başbakan’ın yada bakanın hangi mülahaza ile olursa olsun sorguya çekilmesi, yargılanması, itham edilmesi hem Anayasa’nın anılan maddesine, hem de "Kuvvetler ayırımı" ilkesine aykırı düşer.

Netice şu ki: çok partili demokratik parlamenter sistemi kurallarına uygun çalıştırmak; milli iradenin tezahürünü ve kuvvetler ayrımı prensibini korumak için millet adına düşünülmüş ve verilmiş bulunan "PARLAMENTER SORUMSUZLUK" ve "YASAMA DOKUNULMAZLIĞI" gibi kurumların işlerliğini eksiksiz sağlamak Anayasa'nın 83. ve 100. maddelerinin amir hükmüdür.

 

Milli Görüş

Bir davadır, bir kavgadır, bir sevdadır Milli Görüş!

Kınayanların kınamasından korkmadan Hak namına yürüyenlerin yoludur Milli Görüş!

Geriye bakmadan sürekli ilerleyerek özlenen günlere kavuşmanın umududur Milli Görüş!

Dikenlerin ortasında hepsine inat açan güldür Milli Görüş!

Iraklı Fatıma'nın namusu, Filistinli Faris'in öfkesi, Moritanyalı Sadık'ın özlemi, Suriyeli Muhammedin türküsü, Mısırlı Hasanın yumruğudur Milli Görüş!

Tarihin birileri tarafından kirli kanlarıyla yazılmış sayfalarına inat beyaz güvercindir Milli Görüş!

Hasretin adıdır Milli Görüş!

Aşkın, sevginin, şefkatin!!! Kıyamete kadar sürecek savaşın adıdır Milli Görüş!

Hakkın yanında saf tutanların davasıdır Milli Görüş!

Opportunistliği reddedenlerin, inancından asla taviz vermeyenlerin mücadelesidir Milli Görüş!

Birilerinin isteklerine göre değil kendi gündemlerine göre hareket edenlerin haykırışıdır Milli Görüş!

Yılmadan, yorulmadan, engel tanımadan ufuktaki güneşi görüp ona el uzatabilmektir Milli Görüş!

Reddetmektir!

Oyuna düşmeyi, oyunun parçası olmayı tüm benlikle kabul reddetmektir!

Mazlumların feryatlarını yüreğinin en orta yerinde hissetmektir Milli Görüş!

Ve gözlerden damla damla yaşları dökebilmektir Milli Görüş!

Üç günlük dünya hayatını, menfaat uğruna sürdürülen yaşamı feda edebilmenin adıdır Milli Görüş!

Önceliklerin en başına en kutlu davayı koymaktır Milli Görüş!

Bir Ömer, bir Hamza olmaktır! Kutsal emaneti omuzlamak ve bayrağı asla yere düşürmemektir Milli Görüş!

Direnebilmektir! Her türlü zorbaya ve zorbalığa aman vermeden karşı koymayı başarabilmektir Milli Görüş!

Sadakatin adıdır Milli Görüş! Terkedenlerin sözlerine aldırmadan, onların yoluna kanmadan varılması gereken hedefe ilerlemektir Milli Görüş!

Sabretmektir! Ne olursa olsun dik duruşu bozmadan ulvi değerlere sahip çıkmaktır Milli Görüş!

Örnek almaktır! Günümüz dünyasının ham softa ve yobazlarının değil davasının önderlerinin yolunda yürümeyi bir borç görmek ve bundan büyük bir vazife kabul etmemektir Milli Görüş!

Sürekli genç kalabilmektir! Maratonun son nefeste biteceğinin idrâkinde olup hiç durmadan koşabilmektir Milli Görüş!

İnandıklarını yaşamaktır! Kendine Müslüman olmayı bir acizlik bilmektir, pasifliği, mazeret uydurmayı zillet kabul etmektir!

Ve yeni bir dünyayı kurmaktır! Mazlumların ezilmediği, her türlü sömürünün son bulduğu, adaletin hakim olduğu bir dünyayı

NE MUTLU BU MUKADDES YOLA BAŞ KOYAN MİLLİ GÖRÜŞÇÜLERE!

Davet Haber

Galeriden

Kullanıcı İstatistiği

49 üye
0 bugün
0 bu hafta
1 bu ay
Son üye: kafkasyali

Millî Görüşçü'nün Mizah Sitesi

SsszMzh.Com

Site Sayacı

Bugün55
Dün109
Bu Hafta164
Bu Ay866
Hepsi13363
Bu sitenin Hosting, Domain, Proje ve Uygulama hizmetleri
Karınca Bilgi Teknolojileri & Anadolu Gençlik Derneği İstanbul İli Kağıthane İlçesi Mehmet Akfi Ersoy Mahalle Temsilciliği
tarafından sağlanmaktadır.