|
BÖLÜM: EK DOSYANIN PARTİMİZLE VE GERÇEKLE İLGİSİ YOKTUR.
İşbu dava açıldıktan bir süre sonra Sn. Başsavcı 7.7.1997 gün ve
1997/432 sayılı tezkeresine ekli olarak ve bu dava ile ilgilendirmek
isteyerek Yüksek Mahkeme’ye 111 sahifeden oluşan bir fotokopi derlemesi
göndermiştir.
Bu fotokopiler esas dava ile ilgili cevap süresi içinde
cevaplandırılmak üzere Yüksek Mahkeme tarafından Partimize tebliğ
edilmiş, daha aykıntılı bir cevap için talep ettiğimiz ek süre Yüksek
Mahkemece kabul edilmemiştir. Dolayısiyle daha ayrıntılı cevap için
çalışmalarımız bir yandan devam etmektedir.
Bu çalışmalarımız tamamlandığında, daha ayrıntılı cevap verme hakkımızı mahfuz tutuyoruz.
Bununla beraber aşağıda zikrettiğimiz açıklamalarımız ve bu
açıklamalarımızla ilgili sunduğumuz belgeler bu dosyadaki fotokopilerin
ne partimizle, ne dava ile ve ne de gerçekle bir ilgisi olmadığını ve
bunların hiçbir iddiaya mesnet teşkil edecek herhangi bir delil
niteliğinin de bulunmadığını açıkça göstermek için yeterlidir.
A. BİRİNCİ KISIM: BU DOSYA MUHTEVİYATININ BU DAVA İLE UZAKTAN YAKINDAN BİR İLGİSİ YOKTUR.1. Bu dosyadaki fotokopilerin kimler tarafından ne şekilde tanzim edildiği belli değildir.
2. Fotokopiler delil olamazlar.
3. Bu fotokopilerin muhtevasının ne olduğu aşağıdaki kısımda
özetlenmiştir. Bu muhtevanın bu davadaki isnatla uzaktan yakından bir
ilgisi yoktur.
B. İKİNCİ KISIM: BU FOTOKOPİLERİN GERÇEKLE DE BİR İLGİSİ
YOKTUR.Ek dosya içindeki münderecat incelendiğinde aşağıdaki hususlar
açıkça görülmektedir.
111 sahifeden oluşan bu münderecatın takriben 80 sahifesinin
velev ki tutarsız olsun, Refah Partisi'ne bir isnatla uzaktan yakından
ilgisi yoktur. Bu 80 sayfalık kısım bir takım uçak biletlerinden,
yabancı bir ülkede yapılan toplantıda bir takım yabancıların yaptığı
konuşmalara dair bölümlerden söz etmektedir.
Geriye kalan fotokopi sahifeleri ise iki konuya teallük etmektedir:
1. Refah Partisi’ne Libya'daki bir cemiyetin güya parasal yardımda bulunduğuna dair yazılar,
2. Refah Partisi Genel Başkanı Necmettin ERBAKAN'ın yabancı
ülkelerde yabancı bazı kişi ve kuruluşlarla yaptığı iddia edilen
temaslar.
Bunların hiçbirisinin gerçekle bir ilgisi yoktur.
Şöyle ki;
Refah Partisi'ne bir cemiyetin güya parasal yardımda bulunduğuna dair fotokopilerin gerçekle hiçbir ilgisi yoktur.
1. Bu gerçek dışı isnad yıllarca önce bir köşe yazarı tarafından ortaya atılmıştır.
2. Bu art maksatlı yayın üzerine Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nca
soruşturma açılmış ve bu iddia bütün yönleriyle incelenmiştir.
Bu incelemede bu konu ile ilgili gösterilmek üzere ismi geçen Beşir
Darçın o tarihlerde Ankara C. Başsavcılığı’na ifade vermiş. İsnadın
asılsız olduğunu delilleriyle ortaya koymuştur.
Bu incelemelerde, fotokopilerdeki imzanın Beşir Darçın'a ait
olmadığı tesbit edilmiş ve yine bu yayını yapan kimse verdiği
ifadesinde kendisine gönderilen fotokopinin kim tarafından nasıl
hazırlandığı hakkında bir bilgisi olmadığını belirtmiştir.
Yapılan tahkikat sonucunda hem Beşir Darçın, hemde Necmettin Erbakan
hakkında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı 22.09.1995 tarih ve Basın Hz.
1994/144, Basın. K. 1995/437 sayılı takipsizlik kararını vermiştir (Ek: Bölüm V, No. 1).
3. Refah Partisi'nin herhangi bir yabancı kuruluştan yardım
aldığının iddia edilebilmesi için parti yetkilisi muhasebecisinin
imzasını ihtiva eden bir belgenin olması, böyle bir yardımın parti
muhasebesine intikal ettiğinin kayıtlarda görülmesi zorunluluğu vardır.
Bunlar olmadığına göre, bu kabil hayali isnatlar sadece siyasi maksatlı propagandalardan ibaret gerçek dışı iddialardır.
4. Adı geçen yayın üzerine konuyu TBMM'de Refah Partisi'nin
mal varlığının araştırılması için kurulan komisyonda aylarca araştırmış
bu araştırmalardan sonra vaki bir soru üzerine Yargıtay Cumhuriyet
Başsavcılığı’na, Komisyon Başkanı’nın cevaben yazdığı bir tezkerede:
"araştırmalar esnasında Refah Partisi'nin Libya'dan mali
yardım aldığına dair hukuki delil teşkil edecek bir belge
bulunmamaktadır" cevabı verilmiştir (Ek: Bölüm V, No.2).
5. Ve yine basında yapılan bu maksatlı yayın üzerine, o
tarihte Refah Partisi Genel Sekreteri’nin imzasının muhtevi yazıyla,
haberde adı geçen Libya'daki Uluslararası Cemiyet’e başvurmuş, gelen
yazıda, bu cemiyetin BM'e üye bir hayır cemiyeti olduğu, hiçbir siyasi
faaliyetle ilgilenmediği, bu sebeple Refah Partisi'ne herhangi bir
yardım yapılmadığı, hangi ülkede olursa olsun herhangi bir siyasi
partiye maddi yardım yapılmasının söz konusu olmadığı açıkça ifade
edilmiştir.
Bu gerçekleri gösteren belgeler Ek'te sunulmuştur.
(RP Genel Sekreteri’nin Yazısı, Ek: Bölüm V, No.3).
(Adı geçen cemiyetin cevabi yazısı, Ek: Bölüm V, No.4).
6. Anayasa ve 2820 Sayılı Siyasi Partiler Kanunu’na göre
Siyasi Partilerin mali denetimi Anayasa Mahkemesi tarafından yapılır.
Bütün partilerin olduğu gibi, Refah Partisi'nin de mali denetimi
Anayasa Mahkemesi tarafından muntazaman yapılmaktadır.
Bu meyanda Refah Partisi'nin 1989 Yılı Mali Hesapları da Anayasa Mahkemesi tarafından incelenmiş ve ibra edilmiştir.
Anayasa’ya göre:
"Yüksek Mahkemenin bu denetimler konusunda verdiği kararlar kesindir." (Mad. 69/3).Hal
böyle iken siyasi maksatla başta medya kartelleri olmak üzere bazı
çevrelerce yabancı bir dernek tarafından Partimize "maddi yardım" da
bulunulduğu mütemadiyen iddia edilmiştir. Bu iddiaları "ispat"lamak
gayretiyle ayrıca pek çok "belge" uydurulmuştur, Ek dosya muhteviyatı
tetkik edildiğinde görülecektir ki; bu fotokopiler, kaynağı
belli olmayan, nerede, ne zaman ve kimler tarafından tanzim edildiği
belli olmayan "belge" görüntüsü verilmiş yazılardan ibarettir. Dosyadaki mevcut halleriyle bu fotokopiler belge niteliğini ve dolayısıyla, delil kıymetini haiz değildirler.
C. ÜÇÜNCÜ KISIM: REFAH PARTİSİ GENEL BAŞKANI NECMETTİN ERBAKAN'IN
YABANCI ÜLKELERDE BAZI KİŞİ VE KURULUŞLARLA YAPTIĞI İDDİA EDİLEN
TEMASLARIN NE GİZLİLİĞİ, NE DE NORMAL MÜNASEBETLERİN DIŞINDA HERHANGİ
BİR YANI YOKTUR.1. Necmettin Erbakan Pakistan seyahatini Refah
Partisi Genel Başkanı sıfatıyla değil 54.Hükümetin Başbakanı sıfatıyla
yapmış ve tüm görüşmeler programlanan şekilde gerçekleşmiştir.
Bu ziyaret sırasında Pakistan Cumhurbaşkanı Sayın Lagari, Başbakan
Sayın Butto ile resmi görüşmelerde bulunulduğu gibi Pakistan İslam
Devleti’nin kuruluş yıldönümü merasimlerine iştirak edilmiş,
Parlamentoya mensup çeşitli milletvekilleri ve parti başkanları ile
görüşülmüş ve karşı taraftan gelen bir istek üzerine Pakistan Koalisyon
Hükümeti’nin ortağı olan Ulema Partisi Lideri Fazlurrahman ve Cemaat'i
İslamiye Partisi Lideri Ahmet Hüseyin, TC. Başbakanı tarafından
Büyükelçiliğimiz’de kabul edilmişlerdir. Esasen Anayasası’nda İslami
bir Cumhuriyet olduğu bilinen Pakistan'da, ikisi de parlamentonun en
önemli partilerinin liderleri olan bu muhterem kişilerle yapılan
görüşmelerin hiçbir gizli tarafı yoktur. Öte yandan Necmettin
Erbakan'ın Libya'da yapılan bir takım toplantılara katılması Refah
Partisi'ni ilzam etmez.
2. Bu nezekat ziyaretlerini kabul T.C. Başbakanı sıfatı ile vaki olmuştur. Refah Partisi ile bir ilişki yoktur.
3. Bu temasların denetimi TBMM'ye aittir. Nitekim 16.10.1996
gününde görüşülen gensoru ile bu denetim yapılmış. TBMM bu konudaki bu
gensorunun müzakeresindeki iddiaları varit görmemiş, ve iddiaları
reddetmiştir.
4. Necmettin Erbakan'ın Libya'da yapılan bir takım
toplantılara davet edilmesi ile Refah Partisi'nin hiç bir ilgisi
yoktur. Çünkü kendisi bu toplantılara bir bilim adamı olarak davet
olunmuş, bu toplantılarda şahsi düşünce ve tecrübelerinden
yararlanılmak istenmiştir.
5. Nitekim dosya muhteviyatınnın fotokopilerinde KKTC
Cumhurbaşkanı Sn. Denktaşın, Ekonomi Profesörü Sayın Nevzat
Yalçıntaş'ın ismi geçmektedir.
Bunlar da bu kabil toplantılara aynı şekilde fikir ve görüşlerinden istifade edilmek üzere davet edilmişlerdir.
6. Esasen bu toplantılara sadece ilim adamları değil, geniş bir basın mensubu grubu da her defasında davet edilmiştir.
Bu da göstermektedir ki bu toplantıların gizlilikle hiç bir alakası yoktur.
7. Libya Uluslararası Çağrı Cemiyetinin bir aksiyonu olarak
sözü geçen Müslüman Topluluklar Liderliğinin bir resmi devlet kuruluşu
değil, sadece özel olarak teşkil edilen bir konferans heyeti olduğu,
maksadının o müslüman ülkelerin az gelişmişlikten ve sömürüden nasıl
kurtulacaklarının araştırılması ve bu hususta çözüm yollarının
bulunmasından ibarettir.
Tıpkı Rauf Denktaş, Prof. N.Yalçıntaş v.s. gibi Prof. Dr. Necmettin Erbakan'da bu toplantılara şahsen davet edilmiştir.
Bu toplantılara katılmasının Refah Partisi ile bir ilgisi yoktur.
Bu hususta Refah Partisi'nin yetkili organlarının bir kararı da yoktur.
Bu gerçekleri bizzat adı geçen kuruluşun ekte sunulan yazısı da açıkça göstermektedir (Ek: Bölüm V, No.5).
İşbu kısa maruzat dahi Ek Dosyanın hukuken hiçbir geçerliliği olmadığını ortaya koymaktadır.
Bu nedenle dava dosyasına delil olsun diye gönderilen Ek Dosya
münderecatının iş bu davada nazara alınmamasını arz ve talep ederiz.
VI. BÖLÜM: SON AÇIKLAMALAR
DAVANIN AÇILMASININ GERÇEK SEBEBİ BİR KISIM MEDYANIN MAKSATLI PROPAGANDASIDIR
Yukardan beri yapılan izahattan açıkça görüldüğü üzere bu davanın
açılmasını haklı gösterecek ortada ne bir olay ve ne de ciddi bir delil
vardır. Buna rağmen bu dava açılmıştır. Bunun gerçek sebebi bir kısım
medyanın olağanüstü tahrikleridir.
Yeni RTÜK kanunu ile sayıları günbegün artan TV Kanalları sayesinde
olayları olabildiğince abartan, habbeyi kubbe yapan, yeni tahrik
metodlarıyla günümüzde medya birinci kuvvet olmaya başlamıştır.
Bu haliyle medya, "Ülkeleri ben yönlendireceğim; egemenlik kayıtsız şartsız medyanındır" diyecek mevkiye gelmiştir.
Bu anormal gelişmeler yalnız ülkemizdeki demokratik dengeleri
bozmakla kalmayıp diğer bütün demokratik ülkelerde de dengeleri önemli
ölçüde etkilemiştir.
Nitekim, İtalya gibi demokrasisi ve ekonomisi istikrara kavuşmuş bir
ülkede dahi tesirini icra etmiş, bir medya kralı olan Silviyo
Berliskoni medyayı en iyi şekilde kullanarak kısa zamanda iktidara
gelmiş ve fakat kendisinin ve kadrosunun devlet yönetiminde hiçbir
deneyimi olmadığı için yine kısa zamanda geldiği gibi iktidardan
uzaklaştırılmıştır.
Ne var ki, bu Medya darbesinden İtalyan demokrasisi ve ekonomisi çok
büyük zarar görmüş, bu ülke en azından bir buçuk yılı aşkın bir zaman
kaybetmiştir.
Bu yüzden Amerika gibi ülkelerde bile medya gücünün tekelleşmesini
önlemek için katı ve kesin önlemler alınmasına, kanunlar çıkartılmasına
ihtiyaç duyulmuştur.
Zira, bir hukuk devleti olmayı temel şart sayan demokratik
ülkelerde, hak ve hukuk tanımayan kontrolsüz bir gücün, orta yerde
kasırga gibi eserek tahribat yapmasına, asla izin verilemez, aksini
düşünmek hukuk devleti olmaktan ve onun nimetlerinden vazgeçmek
anlamına gelir.
Ülkemizde ortaya çıkan medya patlaması karşısında, diğer demokratik
ülkelerde olduğu gibi, medyanın kartelleşmesini önleyecek kanuni
tedbirler henüz alınmış değildir. Elbette yakın bir gelecekte, bu
problem de çözülecek, gereken hukuk ortamı ve istikrar sağlanacaktır.
Ancak bu tedbirler alınıncaya kadar, cereyan eden olaylara bu çarpık
aynalardan bakmak zorunda olduğumuzu da hesaba katmamız gerekecektir.
İşte bu dengeleri bozan ve olayların dayandığı gerçekleri yanlış
yansıtan ve saptıran ortamda bir kısım medyadaki yayınlara bakarak
önemli siyasi olayları değerlendirirken, ihtiyatı elden bırakmamak
gerekmektedir.
Türkiye'de Refah Partisi 4 milyonu aşkın üyesi olan, 6 milyonu aşkın
oy almış bulunan bir partidir. Ülkemizin birinci partisidir. 54.
Hükümeti kurmuştur. Bu Hükümetin büyük ortağı olmuştur.
54. Hükümetin ekonomik alanda sergilediği en önemli icraat, bu
ülkenin 4.5 katrilyon parasını faizcilikte kullanarak, yatırım ve
üretimi engelleyen rantiyecilikle mücadele ve kartelleşmeye son vermek
olmuştur.
Bu icraatın tabii neticesi olarak, aynı zamanda bir kısım tekelci
medyayı da elinde bulunduran rantiyeci kesim, Refah Partisi'nin büyük
ortağı olduğu 54. Hükümeti bir an önce hükümetten düşürmek,
rantiyeciliğe ve tekelciliğe yeniden devam edebilmek için harekete
geçmiş muhalefet partilerini tahrik ederek, bir senede tam 13 gensoru
ve Meclis Soruşturma önergesi verilmesinde başlıca amil olmuşlardır.
Bu meyanda da özellikle Refah Partisi'ne karşı amansız bir yıpratma
kampanyası başlatılmıştır. Bu kampanyaya gerekçe olarak da Refah
Partisi'nin laikliğe karşı olduğunu ileri sürerek sivil ve resmi
kesimleri kolayca kışkırtmanın daha kolay ve daha elverişli olacağı
düşünülmüş ve Refah Partisi aleyhtarı kampanya işte böyle
başlatılmıştır.
Böylesine kontrolsüz tekelci medya, hukuk devletinin kontroluna
alınamaz, serbest ve müeyyidesiz bırakılacak olursa Türkiye'de ne bir
partinin kapatılmaktan kurtulması, ne de herhangi bir Hükümetin uzun
ömürlü olması son derece müşküldür.
İşte Refah Partisi hakkında işbu davanın açılmasına, bu amansız medya tahrikleri sebep olmuştur.
Oysa ortada kapatma davasının açılmasını gerektirecek ne ciddi bir olay, ne bir odaklaşma olgusu, ne de herhangi bir delil vardır.
6 milyon oy almış 4 milyon kayıtlı üyesi olan bir büyük partiye
karşı 18 sahifelik bir iddianame ile açılan bu davada, sadece üç-beş
kişinin yaptığı ileri sürülen konuşmalar söz konusu edilmiştir ve fakat
hiçbir geçerli delil ileri sürülememiştir. Bu durum karşısında bu
davanın tahrik ve abartma sonucunda açıldığını kabul etmek bir emri
tabii olmak gerekir.
Nitekim Helsinki İzleme Komitesi başta olmak üzere Batıdaki tüm
İnsan Hakları Örgütleri ve sözcüleri, Türkiye'deki bu olayı hayretle
karşıladıklarını, Refah Partisi hakkında böyle bir davanın açılmasının
demokrasi ile bağdaştıramadıklarını ne var ki bunda medyanın yoğun
kampanyasının büyük rolü olduğunu açıkca ifade etmektedirler.
Yüksek Mahkemenizin hukuki ve kanuni gerçekler ve gerekçeler yanında
yukarıda arz ettiğimiz fiili durumu da değerlendirmeye alacağına ve
esas hakkında hiçbir dayanağı olmayan bu davanın reddine karar
vereceğine kesinlikle inanıyoruz.
VII. BÖLÜM: SONUÇ VE TALEP
Sayın Yargıtay Başsavcısı tarafından "laikliğe aykırı faaliyetlerin
odağı olduğu" iddiasıyla RP’nin kapatılması için açmış olduğu işbu
davanın iddianamesi ve sair münderecatı, en ince teferruatına kadar
işbu ön savunma layihamızda;
Dünyada ve Türkiye'de "Demokrasi", "İnsan Hakları", "Özgürlükler" ve "Laiklik" konusundaki ilmi görüşlerin;
İnsan Haklarıyla ilgili uluslararası anlaşmaların;
Anayasa ve ilgili kanun hükümlerinin,
Anayasa Mahkemesi içtihatlarının,
Işığında çok geniş bir değerlendirmeye tabi tutularak cevaplandırılmıştır.
Bütün bu ilmi ve hukuki gerçekler karşısında;
Görülüyor ki;
1.İşbu dava 2820 Sayılı Siyasi Partiler Kanunu'nun 101. ve 103. maddelerinde öngörülen usul hükümleri işletilmeden açılmıştır.
Usul Hükümleri yok farz edilerek açılan bu davanın, ön savunmamızın
(III) Bölümünde ayrıntılarıyla açıkladığımız sebeplerden dolayı rü'yet
edilmesi mümkün olamayacağından,
davanın öncelikle;
USUL BAKIMINDAN REDDİNE
karar verilmesini;
2. a) Dosyada odak olmanın isbatına mesnet olacak hiçbir delil
olmadığından, dosyaya konulan kağıtlar, gazete küpürleri, teyp ve video
bantları da böyle bir davada delil sayılamayacağından;
b) Gerek laikliğe aykırılık ve gerekse odaklaşma iddialarının cezai bakımdan suç unsurları teşekkül etmemiş olduğundan;
c) Fiilleri işbu davaya mesnet yapılan Rize Milletvekili Şevki
Yılmaz, Ankara Milletvekili Hasan Hüseyin Ceylan ve Şanlıurfa
Milletvekili İbrahim Halil Çelik, bu dava açıldıktan sonra 2820 Sayılı
Siyasi Partiler Kanunu'nun 101. maddesinin 1/d fıkrasının 2.
paragrafındaki "30 günlük süre" içinde Refah Partisin'den ihraç edilmiş
olup bunlara ait dava ve iddialar düşmüş olmakla parti ile ilgili
davaya mesnet yapılamıyacağından,
d) Ayrıca, bu davada Yüksek Mahkeme'nizin Avrupa İnsan Hakları
Sözleşmesi'nin ifade özgürlüğü hakkındaki 10.ncu, örgütlenme özgürlüğü
hakkındaki 11.nci maddeleri ile diğer ilgili hükümlerini ve ek
protokoller ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin emsal kararlarını
dikkate alacağına olan inancımızdan,
Açılan davanın işbu ön savunmamız da açıkladığımız tüm sebepler ve
Yüksek Mahkemece re'sen takdir olunacak diğer sebeplere binâen;
ESAS BAKIMINDAN DA REDDİNE
karar verilmesini Refah Partisi Genel Başkanı sıfatıyla arz ve talep ederim.
Prof.Dr.Necmettin ERBAKAN
Refah Partisi Genel Başkanı
|